Üye Girişi

Üye Girişi

Kıbrıs Kıbrıs Derler Bir Nazlı Yardır

27 Şub 2003

Uçaktan inerken doğduğum, büyüdüğüm, Koştuğum, oynadığım, dağlarında koyun güttüğüm, kıyılarında balık tuttuğum ama yıllarca ayrı kaldığım sılama köyüme, mahalleme, iner gibiydim. Esasında herkeste biliyor ki, Ben Kıbrıslı değildim. Ama elimde değil duygularım böyleydi. Çünkü Kıbrıs benim için hiç pörsümemiş çok eski bir aşkın hala tazeliğini koruyan nazlı bir Canan’ıydı.

BÜTÜN DÜNYA BİLMELİ - 9 Madde

  1. Türkiye Cumhuriyeti 1974`de uluslararası hukuktan doğan müdahale ile Rumların başlattığı soykırımını durdurmuş, huzur ve barış ortamı getirmiş, bunun sonucu olarak Ada`da bugünkü mevcut olan statü ortaya çıkmıştır.
  2. Avrupa Birliği konusu, bir fırsatçılık anlayışı ile değerlendirilerek, Kofi Annan’ın Planı Türkiye`nin ve Kıbrıs Türkleri`nin önüne bir oldu bittiyi kabule zorlama şeklinde konmuştur.
  3. Ekonomik cazibelerle, geçici heves ve özentilerle, Kıbrıs Türk halkının kafası karıştırılmak istenmektedir. Hiçbir maddi değer şehitlerin kanının, canının, kazanılmış Kıbrıs Türkleri`nin egemenlik haklarının ve hürriyetlerinin bedeli olamaz, Kıbrıs Türk halkının onuru zedelenemez. Bütün bu refah vaadi aldatmacası hiçbir zaman gibi güvenlik ve egemenlik düşüncelerinin önüne geçemez.
  4. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı sayın Rauf Denktaş sadece bir devlet başkanı olmayıp, Kıbrıs Türklüğünün yaşayan hafızasıdır. Milli varlığın sembolüdür. Hedef alınamaz, Türk varlığı onun şahsında hırpalanamaz.
  5. Biz sayın Rauf Denktaş ve hükümetinin uzlaşmaz olduğu fikrini reddediyoruz. Milli davasını uluslar arası zeminlerde savunmak her sorumlu şahsiyet ve yönetimin görevidir. Kırk yıllık tecrübesi ile Türk tarafın olmazsa olmazlarını ortaya koymasını Türk Dayanışma Konseyi olarak doğru buluyor ve bu konuda tamamen destekliyoruz.
  6. Türkiye`nin Avrupa Birliği konusundaki ki olumlu çabalarına rağmen Avrupa Birliği üyesi Yunanistan tarafından kendi amellerine yönelik stratejileri, Türkiye`nin ve Kıbrıs Türkleri`nin karşısına bir fatura olarak çıkarılmak istenmektedir. Türk medyasının, Türk aydınlarının ve Kıbrıslı soydaşlarımızın bunun bilincinde olması gerekir. Herkesin düşüncesine ve bunu ifade etme tarzına saygılıyız. Ancak ulusal birliği zedeleyici, gelenekleri aşındırıcı eyleme dönüştürülmesi hoş görülemez.
  7. 1960 Zürich ve Londra Antlaşmaları hükümleri çiğnenerek, Avrupa Birliği Kıbrıs Rum Kesimini bünyesine kabul etme girişimi ile uluslar arası hukuk açısından ciddi bir yara almıştır. Kıbrıs`ta Türkleri Rumların insafına mahkum kılmak, gelecekte ki insan hakları ihlallerini kurumsallaştırmanın yolunu açacaktır.
  8. Kıbrıs Türkiye`nin bir iç siyaset konusu haline getirilmek istenmektedir. Hiç bir siyasi partinin ve siyasetçinin tüm Türk Kamuoyunu tatmin etmeyecek bir çözümü kabullenmesi veya kabul ettirmeye çalışması mümkün değildir. Böyle bir durum o partilerin ve siyasilerin Türk siyasi hayatından silinmesi ile sonuçlanacaktır.
  9. Türk Dayanışma Konseyi milli bir dava olan Kıbrıs konusunda Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmeyen ve Kıbrıs Türklüğü’nün güvenliği dahil meşru hak, özgürlük ve çıkarlarına cevap veren bir anlayıştaki yaklaşıma kesintisiz ve şartsız tam desteğin devam edeceğini Türk ve Dünya kamuoyuna saygı ile duyurur.

Yukarıda arzettiğimiz maddeler Türkiye’de de bu konuya duyarlı yüzlerce sivil toplum kuruluşunun altına imza attığı maddelerdir. Biz Kıbrıs’tan, yavru vatanımızdan bütün dünyanın suratına bu dokuz maddeyi haykırmaya gidiyorduk. ...İşte böyle idi içimizdeki fırtınanın lisan-ı münasiple özeti... Lâkin her bir maddeyi açtığımızda söylenecek öyle şeyler vardı ki yenilir yutulur cinsten değil. Neyse ileride zaman zaman onlara da değinmeye çalışırız.

Orası Türkiye...

Bir saat 20 veya 25 dakika sürmesine rağmen gidiş gayemizin heyecanından olsa gerek bize hayli uzun gelen bir uçak yolculuğu... Gecenin karanlığında Kıbrıs’ın ışıkları parlamaya başladı bile. Pencereden dikkatle seyrederken daha uzaklarda ışıkları parlayan yerleşim merkezleri görüyorum... En yakın ışıklar ineceğimiz Geçitkale’nindir diğerleri de Kıbrıs’ımızın öbür şehirleridir herhalde diye aklımdan geçiyor... O sırada tebessüm ederek yanımızdan geçen hostes hanıma soruyorum.

-Af edersiniz, şu yakın ışıkların olduğu yer ineceğimiz Geçitkale herhalde.. Şu öbür ışıklar neresi?
-Orası Lefkoşe.
-Peki şu daha ileridekiler?;
-“Ben de tam bilmiyorum, ama diğer yerleşim merkezleri olsa gerek, zaten Kıbrıs’ta şehirler, köyler birbirine çok yakındır” dedi.

O sırada uçağın tatlı bir manevrasıyla birden fark ettiğimiz, daha yoğun ama daha uzaklarda görülen ışık kümesini sordum.

-Orası Magosa mı?
(hostes hanım gülerek) -Hayır orası Türkiye... dedi.
-Ne diyorsunuz?
-Evet... Türkiye...

Şaşkınlık içinde bir an kendime kızıyorum. Cahilliğimi burada da belli ettim diye... Fakat ana vatanla yavru vatanın bu denli yakınlığı şaşkınlığımı ve hayretimi arttırıyor.

Sonra bilgilerimi yokluyorum. Anamur burnundan 65 kilometre yakınlıkta olduğu geliyor aklıma. Anamur deyince de Anamurlu arkadaşım “Yörük Ali” ve onun söylediği bir türküyü hatırlıyorum.

“Kıbrıs’tan bir yar sevdim,
Yüreklerim oyulur.
Toros’ta türkü desem,
Beşparmak’dan duyulur.

Sevdamın ateşinden, Denizi içeceğim. Köprü yoktur Kıbrıs’a, Yüzerek geçeceğim...”

Bu türkünün yanı sıra, gurbette tanıştığım Kıbrıslı bazı arkadaşları hatırladım. Açık havalarda Girne’den Toros dağlarının görüldüğünü söylerlerdi. Hatta Silifke’de denizde camızlarını yıkarken, camızının biri kaçan Silifkelinin Girne’ye gelip, kaçan camızını aradığını anlatırlardı.

...Vay anasını... Demek ki doğruymuş demişim. Demişim.. Lâkin sesli demiş olsam gerek ki, yanımda oturan Mustafa Özkan -Ne doğruymuş Ozanım... diye sordu. -Hiç be Mustafa’m içimden bir şey düşündüm de.. -Ne düşündüysen bize de söyle biz de bilelim. -Yahu ne düşüneceğim. Şu meşhur planı yapan Kofi Anan’ı!...

Aynı şeyi düşünüyorduk

Uçak inişe geçtiği sırada tekrar kafiledeki arkadaşların yüzlerine söyle bir göz gezdirdim. İnanıyorum ki hepsi aynı şeyleri düşünüyorlardı... Tek tek hissiyatlarını sorabilirdim. Sormadım... Hiç boşuna sorma Arif dedim. Sen ne düşünüyorsan onlar da aynısını düşünüyordur. Çünkü kafileyi oluşturanlar, gönülleri bir, düşünceleri bir, en önemlisi ülküleri bir olan gurbetçilerdi.


Yüreğimizin feveranı olan dokuz maddeyi basın aracılığı ile dünyaya duyurduk



Peki ben nasıldım. Ben ne düşünüyordum. İşte bunu anlatmak zor. Uçaktan inerken doğduğum, büyüdüğüm, koştuğum, oynadığım, dağlarında koyun güttüğüm, kıyılarında balık tuttuğum ama yıllarca ayrı kaldığım sılama, köyüme, mahalleme, iner gibiydim. Esasında herkeste biliyor ki, Ben Kıbrıslı değildim. Ama elimde değil duygularım böyleydi. Çünkü Kıbrıs benim için, hiç pörsümemiş çok eski bir aşkın hala tazeliğini koruyan nazlı bir Canan’ıydı... Onun için bir destanımda;

“Kıbrıs Kıbrıs derler bir nazlı yardır
Şu garip gönlümde sevdası vardır”

diye ifade buluyordu.

Eşeğin yemediği ot

Artık ayaklarımız Kıbrıs topraklarına basmıştı. Bizi uçaktan alan otobüs terminalde indirirken bir bayan ve bir de erkek görevli Selçuk Han’ı soruyorlardı. Çünkü kafile sorumlusu daha öncede söylediğim gibi bu gezinin mimarı Han kardeşimizdi. Randevuları o almış, bu gezinin planını o çıkarmıştı. Kafile olarak ayrı bir salona geçtik. Pasaportlar toplandı, zira İstanbul’a inişimiz ve ayrılışımız transit salonundan olduğu için pasaport kontrolü yapılmamıştı. Şimdi nasıl Türkiye’ye girerken pasaport kontrolü yapılıyorsa aynı işlem burada da yapılıyordu. Beklediğimiz salona birden medya görevlileri geldi.... Yine İhlas Haber Ajansı vardı. Bayrak Radyo Televizyonu, Kıbrıs’ın yerel gazete görevlileri sağ olsunlar burada da bizi yalnız bırakmadılar. Kafile yetkilisi olarak Selçuk Han konuştu. Mehmet Erdoğan bir açıklama yaptı. Ben dilimin freni olmadığını bildiğim için o İstanbul’daki dokuz maddelik feveranımızı burada da okudum ve teşekkür ettim. Teşekkür ettim ama gazeteciler münferit sorular yağdırmaya başladılar.

-Yok Kenan Evren şunu demiş,
-Yok Tayyip Erdoğan bunu demiş,
-Yok Rauf Denktaş şu cevabı vermiş...

Gazeteciler sorularını sıralarken ben Kenan Evren ismini duyunca içimden eyvah dedim “Eşeğin yemediği ot, burnunun dibinde bitermiş” sözü geldi aklıma. Bu suallerin ve verdiğim cevapların teferruatına girerek işin akışını değiştirmek istemiyorum. Lâkin Kıbrıs meselesinin Türkiye’de iç siyaset meselesi yapılmasından çok rahatsız olmuştum.


Kafileden bir grup Kıbrıs’ın tarihi ve doğal güzelliklerini gezdiğimiz otobüsün önünde.

Gazetecilere özet olarak; “Kardeşim bunları bize sormayın. Biz siyasetçi değiliz. Kafile olarak meramımızı özetle ifade ettik. Hatta yazılı olarak her birinize verdik. Kafile olarak değil, Ozan Arif olarak soruyorsanız şu andan itibaren söyleyeceklerim bu kafileyi bağlamaz” dedim ve ekledim; “Bazı isimleri siz zikrettiğiniz ben zikretmek istemiyorum. Çünkü benim dilim ağırdır ve bunun sıkıntısını çok çektim. Ancak siz de taktir edersiniz ki, Kıbrıs meselesi ciddi bir iştir, çıplak kadın resmi yapmaya benzemez biirrr.. İkincisi, bakın arkadaşları; Kıbrıs deyince akla sadece Kıbrıs’ın değil, Türk Dünyasının yiğit evladı Rauf Denktaş gelir.. Kıbrıs’ı bilen O’dur. Birileri kısa pantolonla simit satarken Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta mücahitlik yapıyor, elinde çakar almazla, Rum makinalılarına karşı göğüs geriyordu.”

Bunlar bizim yiğitler

O arada pasaportlarımız gelmişti. Pasaportların arasında bir kağıt vardı ve kağıtta giriş mühürleri. “Neden böyle” diye sorduğumda.. “Sizler Avrupa’da çalışan kardeşlerimizsiniz, Yunanistan üzeri arabayla Türkiye’ye izine geleniniz olursa, bizim mühürlerimizle Yunanistan’dan size geçiş izni vermezler, o yüzden ayrı kağıda mühür vurduk” dediler... KKTC’nin mühründen korkanların, kendisinden haliyle ödü kopacaktır diye geçti aklımdan. Bu düşünceli davranışlarına teşekkür ettik.

Bizi Lefkoşe’deki misafir olduğumuz öğretmen evine götürecek otobüse binerken hemen yan taraftaki tel örgülerin arkasından 15-20 kişilik bir gruptan yükselen alkış seslerini ve Ozan Arif hoş geldin sözlerini duyunca şaşırdım. Onlara doğru ilerledim. Bunlar bizimkilerdi!.. Bunlar Kıbrıs’taki ocaklı yiğitlerdi. Şaşkınlığımı gizlemeyerek sordum

“Benim geldiğimi nereden duydunuz?”

Bu suale aldığım cevap bu gece beni rahatça uyutacak, henüz keşfi yapılmamış huzur hapı niteliğinde idi! “Bizden habersiz Kıbrıs’ta kuş uçmaz Ozanım” dediler. Şöyle bir durdum... Denecek sözüm yoktu... Ben onları ilk defa görsem de yüreklerini tanıyordum... Sağolun yiğitler... Hoşbulduk arkadaşlar... Hoşbulduk Kıbrıs... Hoşbulduk Yavru vatan

...

Ve Girne’deyiz.. Girne’de konakladığımız öğretmen evinde... Yarın sıkı bir program var. Odasının anahtarını alan sabah kahvaltısında buluşmak üzere istirahata çekildi.


İKİ KIBRIS SEVDALISI

Otobüste konaklayacağımız öğretmen evinin bulunduğu Girne’ye doğru yol alırken bizi Geçitkale Havaalanı’nda karşılayan ve ziyaretimiz boyunca mihmandarlığımızı yapacak olan iki güzel insanla, iki Kıbrıs sevdalısıyla daha yakından tanıştık. Biri, bir Anadolu kızı Ülkü Alemdar... Dışişleri Bakanlığı’nda tanıtım basın yayın ve enformasyon memuru olarak çalışıyormuş. Ankaralı... Ankara’da küçük bir öğrenci iken okuluyla kamp yapmaya geldiği Kıbrıs’tan ağlayarak ayrıldığını anlattı. Allah’ın işine bakın ki! O küçük yaşlarda her karışında şehit yatan Kıbrıs’ta gördüklerinden duygulanarak ağlayan Ülkü’müz... Büyüyüp genç kız olmuş ve Kıbrıs’a gelin olarak dönmüş. Yüzünden de belli ki mutlu bir yuvası var ve Kıbrıs’ı iyi tanıyor. Çünkü Kıbrıs’ı Anadolu kadar seviyor. Diğeri yüzünden gülücükler eksik olmayan şuurlu bir Kıbrıs evladı. Nazım Ergene. Tarım ve Orman Bakanlığı, Bakanlık Müdürü... Bize daha ayağımız Kıbrıs’a basar basmaz “Yavru vatanınıza hoş geldiniz” derken Türk misafirperverliğinin bütün güzelliğini sergiledi. Gözlerinin ışığında Kıbrıs parlıyor. İyi bir Kıbrıslı olduğu kadar hasta bir Galatasaraylı. Bu iki insana ileride belki fırsat bulamam diye şimdiden hem kendi adıma hem de kafile adına teşekkür etmek istiyorum.

______________________

YARIN: Küvetteki kan izleri




 

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2020 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • GÜLE GÜLE VEHBİ!..
    Yazan
    Kara haber tez duyulur derler hep… Zaman, şartlar, veya kendi sıkıntılarımız hatta kendi canımızın derdine düşmemiz kara haberleri bile geç duyar hale getirdi bizi… Baksanıza benim güzel hemşehrim, benim yiğit kardeşim, değerli gönüldaşım, daha açıkcası ülküdaşım… Ülküdaşım… Alucra’nın Vehbi Usta’sı çekip gitmiş de onu bile geç duymuşum geç…
    Yazan Çarşamba, 12 Eylül 2018 06:46 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de