Üye Girişi

Üye Girişi

BARAN

15 Kas 2007

OZAN ARİF: Şu anda Milletçe bir felaket yaşıyoruz! Bu felaket kör gözleri bile açmalıdır. Haçlı seferleri şekil değiştirmiştir ama bitmemiştir.


BARAN:

Bildiğiniz gibi Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl, Türk'ün İslâm'la şereflendikten sonra gösterdiği İslâm siyaseti ve aksiyonuyla, gerçek şahsiyet ve misyonunu bulduğunu söyler. Böylece milliyetçiliğimiz de İslâm'a nispetle şekillenmiş oluyor…

Türk milliyetçiliğine dair düşüncelerinizi alabilir miyiz?

OZAN ARİF:

Önce, Bana göre Türk milliyetçiliği nedir onu söylemem lazım. Söylerken de uzun uzun sosyolojik izahlara girmek istemiyorum. Benim Türk milliyetçiliğim " Kişi kavmini sevmekle kınanamaz" ifadesinde sübut bulmuştur. Bu izahı yapma ihtiyacım bundan sonraki söyleyeceklerimin daha iyi anlaşılması içindir. Evet bugün dünyaya bakış açımızda büyük payı olanlardan Üsdat Necip Fazıl'ın bu düşüncesini bir halk ozanı " Türkler erken uyandılar, Hak İslama dayandılar" diye ağdasız duru bir ifadeyle dile getiriyor.

Şimdi sualinize gelecek olursak... Belli güçlerin küreselleşme propagandası,globalleşme savsatası ayyuka çıkmasına rağmen her zaman olduğu gibi bu gün de milletlerin ve ülkelerin bekası milliyetçilikle mümkündür.Türkler içinde en geçerli yol Türk milliyetçiliğidir.

BARAN:

"Hareket" olarak bugün, bir "ülkücü hareket"ten bahsedebilir miyiz? Bugünkü ülkücüleri iç ve dış gelişmeleri dikkate alarak nereye oturtuyorsunuz?

OZAN ARİF:

Ülkücü hareketi yok saymak mümkün mü? Yok sayan kendini aldatır. İnsanların belli dönemlerde sıhhatini kayıp etmesi gibi siyasi hareketler hatta milletler bile sıhhatini kayıp eder.Bugün bizim toplumumuzda da inkar edilemecek bir çürüme vardır. Bu çürümeden her ferdin aldığı payı bizde aldık.Siyasi fırkalar, cömaatler dolayısıyla ülkücüler de almış durumda... Ama bu bizi yok saymak için yeterli sebep olamaz. Ülkücü hareket bahsetmiş olduğunuz gelişmeler karşısında dün nerede oturuyorsa yine aynı yerde oturuyor.Davasının değil de kişilerin adamı olmayı kendine şiar edinmiş bir avuç şekilciyi hariç tutacak olursak Ülkücüler de aynı yerinde oturuyor. Ama Başbuğ'umuzun vefaatinden sonra bulanan suda balık avlayan bir kesim var ki onlarda idareciler... Ülkücüleri, hareketinden aldığı edeple kendi edepsizlikleri arasında sıkıştıran güruh... İşte bunların nerede oturduğunu nereye oturacağını kestirmek zor.Ama bu yükü ülkücülerin fazla taşıyacağına inanmıyorum ve konuyu fazla kurcalamak da istemiyorum. Netice olarak milli ve manevi değerlerimizin bekası yolunda gözünü hiçbir tehlikeden kırpmayacak dinamiklerden biri de Ülkücü Harekettir.

BARAN:

Ekim 2006'da verdiğiniz bir röportajınızda, Devlet Bahçeli yönetimini değerlendirirken şunları söylüyorsunuz: " Benim derdim, ülkücülerin kaliteyle kucaklaşması. Bahçeli aracılığıyla bu hareketin genleriyle oynandı. Türkiye'de küreselleşme hesapları yapan, Büyük Ortadoğu Projesi'ni dayatmayı planlayan güçler, karşılarında dik duracak dinamikleri iğdiş ediyor." diyorsunuz… Bu tespitiniz, bizim, "her kesimin içinde bulunan hainlerin, aynı kesim içinde bulunan samimilere takiye yaparak sahte bir kutuplaşma sergiledikleri" gerçeğini de doğruluyor…

Bu noktada "taraf" olarak, gerçek milliyetçiliğin, fikir ve aksiyon plânında duruşu, sizce ne olmalıdır?

OZAN ARİF:

Dava adamlığı zor zanaat Kardeşim!...Davayı insanların ölçüsüyle değil, insanları davanın ölçüsüyle tanıma zamanı...

Onun bunun köpeği olmanın moda olduğu şu günlerde,ne mutlu davasının adamı olanlara...Esasında Ülkücülük, aynen iman gibi görünmeyen gizli bir cevherdir...

Çok kere ona sahip olmayanların, (ona sahipmiş gibi) poz yaptığına şahit olursunuz... İşte bu tipler gerçek ülkücü yüreklere yılan dişinden daha çok acı verirler...Ben artık bu acılara alıştım...

Ruhun ve aşkın eseri olmayan milliyetçilik, yakın tarihte Avrupa’da gördüğümüz gibi barbarlıkla yaşatılmaya, parçalanmaya ve yıkılmaya mahkumdur.Ama Türk milliyetçiliği yani Türk-İslam ülküsü öyle değildir. Vaktiyle ruh hayatının sayısız tecellilerini yaşatan Türk milliyetçiliği bizi ebediliğe namzet kılmıştı. Bugün milli devleti, Türk milliyetçiliğini yeniden namzet yapmak istiyorsak, muhteşem mazimize dönmeli, ondan ders almalıyız. Gelecekteki büyük Türk milletinin öncülügünü,ancak milli tarihimizin ortaya koydugu sayısız örnekleri, çağın şartlarına göre tekrarlamak suretiyle yapacagız.

Bu dediklerimi kimse "Kel kız gibi ablamızın saçıyla öğünmek" manasında anlamasın.

Baran:

Son çeyrek asrımızı alan "Türk-Kürt kavgası"nda çözümün tarafları sizce kimlerdir?


Davasının değil de kişilerin adamı olmayı kendine şiar edinmiş bir avuç şekilciyi hariç tutacak
olursak Ülkücüler de aynı yerde oturuyor. Ama Başbuğ'umuzun vefaatinden sonra bulanan
suda balık avlayan bir kesim var ki onlar da idareciler...

OZAN ARİF:

Her ne kadar böyle bir görüntü verilmeye veya o mecraya çekilmeye çalışılsada bu kavga "Türk-Kürt kavgası" deyildir. Bu işin adını böyle koymak,tek dişli canavarın ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz. Evet Türk milletinin bir kavgası var. Ancak bu, kardeşimiz olan Türk Milleti denen granitin damarlarından biri olan Kürtlerle değil. Dün Çanakkale'de kimlerle kavga ettiysek bugünkü kavgada onlarladır. Şu anda Milletçe bir felaket yaşıyoruz! Bu felaket kör gözleri bile açmalıdır. Haçlı seferleri şekil değiştirmiş ama bitmemiştir. Yani bu kavga dünkü gibi hilal ile salip arasındadır kavganın tarafları bunlardır, çözümün de tarafları bunlar olacaktır.

BARAN:

Halkımızın %90 ezici çoğunluğunun Amerika'ya olan nefret ve düşmanlığı, Kürtlere yöneltilerek hedef saptırma yapılıyor. Bu gerçeğe dair neler söyleyebilirsiniz?

OZAN ARİF:

Esasında bu sualin cevabı biraz önce söylediklerimin içindedir. Yani şunu herkesin bilmesi lazım.Düşman her türlü hileden aciz kalınca dost görünür, sonra dostlukla öyle işler çevirir ki, bunu açık düşmanlığında yapamaz. İşte biz bunu yaşıyoruz. Tavrıyla, zevzekliğiyle,diş göstererek düşmanlık yapanlardan ziyade, dost görünerek düşmanlığını işkembesinde saklayan kurnaz düşmanlara dikkat etmemiz lazım.

BARAN:

Türkiye 91'de Amerika, Talabani ve Barzani ile işbirliği yaparak komşumuz Irak'ın devlet başkanı Saddam Hüseyin'e ihanet içinde oldu. Şimdi ise, dün işbirliği yaptığı Talabani ve Barzani'yi PKK'ya dokunmamakla suçluyor. Amerika'yı da "stratejik ortak" olarak gerekeni yapmamakla… Tam da bu noktada ülkemizdeki ve bölgedeki sorunların kaynağı olarak "esas düşman" ve asıl hedef Amerika olduğu açıkken, Ankara'nın içinde bulunduğu çelişkiyi nasıl açıklayabiliriz? Ankara bu şartları, Amerika'yla işbirliği yaparak kendisi hazırlamış olmuyor mu?

OZAN ARİF:

Bakın kardeşim bu sualinizde Saddam'a ihanetten kastınız nedir anlamıyorum. Bana göre Talabani, Barzani ne kadar adi ise Saddam da onlardan aşağı bir yaratık değildi. Çamaşır asar gibi binlerce Türkmen evladını astığını unutmamız doğru değil. Ha bunu demekle Saddam'a yapılanı doğru bulduğumu sanmayın. Saddam'ı kendi halkının değil de Amerika'nın asması benim bile kanıma dokunmuştur.O ayrı meseledir. Yoksa, al birini vur birine!.. Benim, necaset, sidik ve sümük arasında tercih yapmamı beklemeyin. Bana göre üçü de iğrenç. Ankaranın bu konuda ki güttüğü siyasete gelince, dün de yalnıştı bugün de yalnış ve yarında yalnış olacağa hata felaket olacağa benziyor.

Başkalarına güvenerek, bize dost olmayanları, illa siz bizim dostumuzsunuz diyerek, birilerine uydu olarak bir yere varmamız mümkün değil kanaatindeyim. Özlemini çektiğimiz Türk milliyetçiliği, ne Amerikan yardımının,ne Avrupa Birliğinin, ne Çin’in, ne de Rusun, Almanın felanın-filanın himayesinin eseri olamaz.

Birinin yadımına veya öbürünün himayesine ister istemez muhtaç durumda olduğumuzu söyleyenler se Türk milletinin ve Türk-İslam davasının içteki düşmanlarıdır. Onlar dışardakilerden daha tehlikelidir.

Bir ferdin kendine yeterli olmadıgını söylemek, onun ruh hastası ve karakter yoksunu olduğunu kabul etmektir.

Milletler için de aynı şey geçerlidir.Bir milletin kendine yeterli olmadığını söylemek, O milleti mazisiyle, iktidarıyla, imanıyla birlikte gömmek demektir.

Bu millet mezarcılarıyla bir yere varılmaz. ''Türklük bedenimiz, İslâmiyet ruhumuzdur,, diyen sese, bunu sevda edinmiş cevhere kulak verelim.

Ancak bu iman ve ihlasla Müslüman Türk dünyası toparlanır, toparlandıgı gibi de sadece islâm alemine değil bütün insanlığa öncü olur.

Ah.. o cevher bir titrese, bir kendine dönse...

BARAN:

Hrant Dink yaşarken Ermeni diasporasına karşı Türkiye'nin politikalarıyla uyumlu çıkışları vardı. Hrant Dink öldürüldükten sonra " Hepimiz Ermeniyiz!" diyen medya, hayattayken Hrant Dink'i hedef gösteriyordu. Batıcı medyanın Müslüman halkımıza "Teröristbaşı Amerika"nın baskısını uygulamak için oynadığı bu oyunun bir benzeri olarak, Sayın İsmail Türüt'ün türküsünü yaptığı "plân yapmayın plân" şiirinizle de siz hedef alınarak gösterildiniz… Medyanın halk düşmanlığı bu linç kampanyasıyla bir kez daha görüldü… Bu hususta neler söyleyeceksiniz?

OZAN ARİF:

"Plan yapmayın plan" türküsü birilerinin planı için engel olarak görüldü. Memleketi temelinden yıkan,milleti esir ettiren iç cephenin düşmesidir. Biz bu iç cephenin dimdik ayakta olduğunu söyledik. Milli ve manevi varlığımıza kast edenlere ve onların planlarına dikkat çektik. Hemen hoplamaya kalktılar.

Türk'ü anlamayanları Türk'te anlamayacak artık. Değerlerimize, üniter devlet yapımıza kast edenlere hoş görü ile bakmanın vatana ihanet olduğunu düşünüyorum. Bu sohbette kişiler üzerine yoğunlaşmak istemiyorum. Zira bazen siz meleklere hitap ediyorsunuz ama eşekler üstüne alınıyor. Yağmur yağıyor dedikçe kendini ördek sananlar çoğalmaya başladı! Ben birilerini hedef gösterecek konumda değilim. Eğer öyle bir konumda olsaydım, sırtlanlar dururken fındık fareleriyle uğraşmazdım. Kendi yaptıkları işi başkasına mal etmek bunların eski metotlarıdır. Sizin de dediğiniz gibi günlerdir hedef gösterilen Ozan Arif'le İsmail Türüt... Bizi hedef tahtasına çevirenler kendilerinin hedef gösterildiğini söyleyerek kurnazlık yapıyorlar. Mikroskop altına alınması gerekenleri, mercek altına almak lazım demekle belki hata yaptım!.. Bu kadar korkmalarına gerek yok.

Millet bizi tanıyor ve anlıyor. Bize karşı çıkan yaygaracı takıma bir açıdan da teşekkür etmemiz lazım diye düşünüyorum. Onların yaygarası olmasa belkide meramımızı bu denli duyuramazdık. Ama şimdi herkes bu işi duydu. Aldığımız taktir ve duanın haddi hesabı yok. Millete az kulak veren bunu görecektir. Ama milletten habersiz, gücünü milletten ziyade başka mihraklardan alan kalemi internasyonal pazara düşmüş yazar takımı birbirlerini duyarlar ancak! Bir parça milleti duysalardı en bozuk saat kadar da olsa belki bazen doğruyu gösterirlerdi. Ama nerdeee...

Türk Milletinin arasında yaşayıp, Türk Milletinin hoşgörüsünden yararlanarak, Türk Milletini Türk milleti yapan değerleri yıkmak isteyen herkese söylüyorum; Bu milletin canını kim sıkarsa, bu millet de onun canını sıkar. Herkes attığı adımı ölçüp,biçip öyle atsın. Bu millet, bu toprakları vatan yapmak için tarifi imkânsız bedeller ödedi, bu topraklarda gözü olanlar aynı bedeli ödemeye hazır olsunlar. Yok öyle üç kuruşa beş köfte... Hele hele içimizdekiler özgürlüklerinin sınırını iyi tesbit etsinler! Bu sınırı ayarlamayanlar, yarın doğacak olan çirkinliklerin baş müsebbibi olacaklardır.


"Plan yapmayın plan" türküsü birilerinin planı için engel olarak görüldü. Memleketi
temelinden yıkan,milleti esir ettiren iç cephenin düşmesidir. Biz bu iç cephenin dimdik
ayakta olduğunu söyledik. Milli ve manevi varlığımıza kast edenlere ve onların
planlarına dikkat çektik.

BARAN:

Öte yandan, Rodos meşrepli Ertuğrul Özkök'ün "Türkiye Türklerindir" sloganıyla çıkartılan gazetesinde en hızlı "Türkçü" geçinirken, asıl maksadının ne olduğu, " Aslında Türkiye'de Türkleri seyreltmek lazım! " sözüyle anlaşılıyor. "Hayat tarzım için gerekirse silaha sarılırım!" diyen bu Batıcı hedonist tipin şahsında, medyayı değerlendirir misiniz?.. Türk basını var mıdır?

OZAN ARİF:

Basın var... Ama Türk basını var mı, yok mu şüpheliyim... Yok diyeceğim ama az da olsa, küçük de olsa yürekleri senin benim gibi atan bazı televiyon ve gazetelerin dergilerin olduğu da bir gerçek.Allah(CC) onların sayısını ve gücünü artırsın.Bahsettiğiniz gazeteciyle ilgili bir yoruma girmeme gerek kalmadı siz sualinizin içinde gerekli yorumu yaptınız. Lakin bunlar öyle çok ki... İnanın ürkütmeden saymamız mümkün değil!


Bize karşı çıkan yaygaracı takıma bir açıdan da teşekkür etmemiz lazım diye düşünüyorum.
Onların yaygarası olmasa belkide meramımızı bu denli duyuramazdık.

BARAN:

Kültürümüzde ozanlığın ifade ettiği mânâ nedir? Sosyal plânda bir sanatçı olarak " ozan"ın sergilemesi gereken "duruş" ne olmalıdır?

OZAN ARİF:

Bana göre Ozan; bir ferdi ve parçası olduğu milletin içini, işini, hayatını ve herşeyini sergileyen, arzularını, dileklerini dile getiren kişidir. Geçmişini yermeden geleceğe yönelen, karanlıktan ürküp aydınlığa, karanlıktan tiksinip aklığa koşan bir kılavuz kişidir. Her yerde ve her zaman iyiyi, doğruyu, ileriyi görenlerin, gördüklerini söyleyenlerin yanlarında yer alan bir savaşçıdır. Ozan sazıyla ve sözüyle hep milleti için yaşayan, millet kaynağından kana kana içen ve yine onun için yollara düşen gönül adamıdır. Kendi mutluluğunu milletin özlenen geleceğinde araması, yel olup esmesi, yağmur olup yağması, nehir olup coşması hep onun içindir... Kısacası ozan, İnanan, Allah(cc) rızasını aklından çıkarmayan, iman için köle, küfür için çile olan, dininin ve kanının meydana getirdiği cevheri bilen, bu cevher adına ebedilik sevdası çeken bir sevda adamıdır. Kafasıyla ve kalbiyle hak yolu tutan, gönlünü halka, millete, onun hayat seviyesine, işinin düzenine veren bir halk adamıdır. Milletin iyi, ileri ve uyanık olmasını isteyen, buram buram vatan kokmasını, örnek vatandaş olmasını özleyen bir duru kişidir...

Bunu daha da uzatmak mümkün ama bu kadarı kâfi sanırım.

BARAN:

"Sanat dünyası" diye "Batıcı hayat tarzı "nı halkımıza dayatan bir kitlenin karşısında, bugün millî-manevî değerlerimize sahip çıkan bir kitlenin varlığından söz edebilir miyiz?

OZAN ARİF:

Var... Var ama sesi duyulmuyor. Eşek anırmalarının arasında, bülbül sesini duyuramaz kardeşim.

İnşallah o güzel çalışmalarınızın arasında bir renk olur sohbetimiz...

En içten muhabbetlerimle.




 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de