Üye Girişi

Üye Girişi

TEK BAŞINA PARTİ: OZAN ARİF

01 Oca 2003

KAYNAK:

Ruşen Çakır

Nereye Gitti Bu Ülkücüler
( 45 Röportaj, 376 Mektup)
Sayfa 30 'dan itibaren

Metis Yayınları,
Siyah Beyaz Dizisi 44
Sene 2003

ISBN: 975-342-422-1

ADI ülkücü hareketle özdeşleşen Ozan Arif‘in (Şirin) arası MHP yönetimiyle uzun zamandır açık. Türkiye ve dünyanın birçok köşesinde binlerce kişilik konserler düzenleyen Ozan Arif MHP'nin denetimindeki faaliyetlere dahil edilmiyor. O da üst üste çıkardığı kasetlerde öfkesini dile getiriyor.

OZAN ARİF: "Bahçeli Gönüldaşlanna Aslan, Ecevit'e Siyam Kedisi Kesildi"

 

Ruşen Çakır:

Nereye gitti bu ülkücüler?

Ozan Arif:

Mütevazı bir yapıya sahip olmama rağmen ülkücüleri tanıma noktasında iddialıyım. Ülkücüler bir yere gitmedi. Onlar şehirler, kale burçları gibi yerindeler, ama yaralılar. Evet deprem geçirmiş şehirler gibi, top mermisi yemiş kale burçları gibi yerindeler. Fikri hareketlerde başka bir yere gitmek, mensubu olduğunuz fikri yargılamakla olur. Böyle bir şey yok. Hiçbir ülkücü sevdasını ve onun siyasi müessesesi olan MHP'yi yargılamıyor. Yargılanan MHP değil, MHP'nin mührünü elinde bulunduranlardır. Yargılananlar Başbuğumuzun ani ölümüyle ülkücülerin şaşkınlığından yararlanarak bulanık suda balık avlayanlardır! Yargılananlar ülkücü hareketin banisi Alparslan Türkeş'în ülküsünü içten kuşatıp, Türkeş düşmanlığını gizli ideoloji haline getirenlerdir! Başbuğ'un MHP'sini, Atatürk'ün CHP'si ne hale geldiyse o kılığa sokmak isteyenlerdir.

Ruşen Çakır:

3 Kasım sonuçlarını bir yenilgi olarak görüyor musunuz? Neden böyle oldu?

Ozan Arif:

Yüzde 18'lerden sekizlere düşmenin başka bir adı var mı? Elbette bir yenilgidir, ancak bu MHP'nin yenilgisi değildir. Hele hele ülkücülerin katiyen değildir. Çünkü üç buçuk sene boyunca ülkücü hareket ve MHP'nin ruhuna uygun en ufak bir rayiha koklamadı bu millet... Bu yenilgi tamamen, ülkücü hareket adına Meclis'te bulunan ama onun fıtratına ters politikalar izleyen, kendi tabanından başka her sese kulak veren bir acube grubun yenilgisidir. Esasında yüzde 18 de bunların başarısı değildir. O başarı Başbuğumuzun sağlığında başlattığı ve lapa lapa yağan karın altında toprağa verildiği gün milyonlarca insanı başına toplayarak (aya atılan füzeleri ateşleyen mekikler gibi) ateşlediği ve bu kişilerin kucaklarına bıraktığı başarıdır. Esasında bunlar adam olsaydı yüzde 28 de olurdu. Bunlar bütün kerameti kendilerinde gösterip, "Türkeş olsa bu oyu alamazdı" gibi talihsiz beyanları büyük gazetelerin manşetlerine, hatta televizyon kanallarına taşıma ukalâlığı ile bütün samimi ülkücüleri küstürdüler. Bırakın ülkücüleri, milleti küstürdüler. Rahşan Hanım'ın, it yese iti kudurtacak sözlerini cacık gibi yiyerek ülkücünün geçmişini ve şerefini ayaklar altına aldılar.

Türkeş gibi bir karizmanın bile ihmal etmediği "meşveret" ve "istişare" bunların döneminde bitti. Eleştirmeyi geçin, düşünen ve konuşan insanlara bile tahammül göstermediler. Basına kapalı grup toplantılarında dahi konuşacak vekillerin konuşmalarını bir gün önceden isteyerek sansüre tabi tuttular. Onlar da yuttular kardeşim, evet yuttular. Şimdi bakıyorum o zaman çıtı çıkmayanlar konuşuyor. Bana göre herkes konuşabilir ama (benim kesinlikle reddi miras ettiğim) o üç buçuk yıl içinde bakanlık yapmış, milletvekilliği yapmış hatta parti yönetiminde bulunmuş hiç kimsenin konuşma hakkı yoktur. Herkesin ağzına sakız yaptığı "Apo denilen melun" ve "başörtüsü" gibi meselelere bağlanıp kalmak istemiyorum. Ama bize gerek oyu gerek duasıyla desteklerini esirgemeyen şehit ailelerinin kapımıza koydukları kara çelenk bile bunların kör gözlerini açmaya yetmedi. Üstelik "Bize sadece şehit aileleri rey vermedi ki" diyebildiler. MHP değil ama MHP'nin mührünü eline geçiren bu grup hareketin kendilerine yüklediği misyonu hiçe sayarak, başka odakların onlara yüklediği misyonu yerine getimeye çalıştılar ve halâ da çalışıyorlar. Adına "uzlaşma kültürü" dedikleri, esasında teslimiyetçilikten başka şey olmayan tutumlarıyla bizi fıkralara konu ettiler. Milletle yüzleşmeden "yüzyılla sözleşme" imzalamaya kalktılar. Açıkça bizi sattılar. Sevdamızı sattılar...

Türk Milletinin bize teveccüh gösterdiği o noktada MHP fıtratına uygun temsil edilseydi, yeri geldiğinde bizden beklenen ülkücü tavır ortaya konulsaydı, biz bugün yine milletin teveccühü ile tek başımıza iktidardık. Bırakın AKP'nin tek başına iktidar olmasını, AKP diye bir parti olmazdı!

Diyarbakır'da HADEP'in belediye başkanına gösterilen şefkat, Yozgat‘ta kendi belediye başkanına gösterilmezse böyle olur. Kendi gönüldaşlarına aslan kesilip, Ecevif in yanında Siyam Kedisi kesilirsen böyle Yıllarca bu sevdanın destanını yazmaya çalışmış Ozan Arife bile, "Affet beni milletim, sistemin iti oldum/ Köpeklerle barıştım, kurtlarla kötü oldum" dedirtirsen böyle olur.

Ruşen Çakır:

Kimilerine göre ülkücü hareket bu gidişle sona bile erebilir. Buna katılıyor musunuz?

Ozan Arif:

Hayır asla ve katiyen katılmıyorum. Tankların altında kaldığımız dönemlerde bile umutsuz olmadım. Gerçi 12 Eylül döneminden de berbat günler yaşıyoruz. Bu hareket bittiği zaman Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti de bitmiş olur. Başımızdaki basiretsizler yüzünden üstü kül-lenmiş bir kor görüntüsü verdiğimiz doğrudur. Ama onların bile bizi bitirmeye gücü yetmez. Zira bırakın koru, yanan kıvılcım bile, sönük volkanlardan daha kuvvetlidir.

Ruşen Çakır:

Ülkücülerin birleşmesi gerekiyor mu? Bu nerede ve nasıl olabilir?

Ozan Arif:

Birleşmeden bahsettiğinize göre bir dağılma var demektir. Dağılma noktası neresiyse birleşme noktası da orası olması gerekir. Ülkücülerin yeri üç hilalli bayrağın gölgesidir. Ülkücü hareketin olmazsa olmazlarını yüreğine oturtmuş insanların ufak tefek şeyleri bir kenara bırakarak Alparslan Türkeş'in bize bıraktığı sevgi ve güven ipine tekrar sarılması, onun bize emanet ettiği sevdayı ve o sevdanın yuvalarını her türlü pislikten arındırarak şenlendirmesi şarttır. İlk adım, her ülkücünün onurunun düşünüldüğü, Ülkücü hareketin patentinden başka hiçbir patent taşımayan, herkese açık bir büyük kurultayla atılır ve arkası gelir. Ama MHP'nin mührünü şu anda elinde bulunduranlarla bu iş olmaz. Çünkü bunlarınki küçük olsun bizim olsun kafası.

Ruşen Çakır:

12 Ekim'de Devlet Bahçeli yeniden aday olmalı mı?

Ozan Arif:

Ozan Arif: Kurultay inşallah hayırlı olur. Ancak delege oyunlarıyla, çıkar hesaplarıyla kirletilmesinden kaygı duyuyorum. Ülkücüyü ülkücüye say-gısızlaştırmalarından korkuyorum. Belki yersiz düşünüyorum ama yaşadıklarım beni böyle düşündürüyor. O gün ülkücüler çok dikkatli olarak üzerine düşeni, sevdasına yakışanı ve elinden geleni yapmalıdır. Devlet Bahçeli tekrar aday olursa paşa gönlü bilir. Bana göre olmamalıdır. Bu kendisinin de yararına olacaktır. Işık aydınlattığı çevreye, ateş ısıttığı daireye göre kıymet kazanır. Kin kurşundan ağırdır, kanatları ne kadar geniş olursa olsun kindar insan yükselemez. Yükseleceği yere kadar yükselmiştir. Paramparça olacak bir düşme yaşamadan önce, henüz fırsat varken inmesini bilmelidir. Üç buçuk yıl Ecevit'e verdiği bütün sözleri tutan Bahçeli'nin 3 Kasım akşamı ülkücülere verdiği tek sözü tutmaması iyi olmaz. 4 Nisan'dan 4 Nisan'a koltuğunda oturduğu Alparslan Türkeş'i bir ibrik su dökmek için hatırlayan, ama "Üç buçuk yılda Ecevit'ten çok şey öğrendim," diyen birini ülkücüler daha fazla taşıyamaz.

Ruşen Çakır:

Konserlerinizde ülkücüler size içlerini döküyorlar mı? En çok neden rahatsızlar?

Ozan Arif:

Ozan Arif: Sadece konserlerimde değil, sokakta da döküyorlar, nerede ulaşabilirlerse orada feryat ediyorlar. İnanın her akşam cevapladığım e-mailin sayısı 45-50'den aşağı düşmüyor. Gelen mektuplar hariç. Başbuğumuz gitti gideli ağlama duvarına döndüm desem mübalağa olmaz. Aktif siyasete girmeyi düşünüyor musunuz? Ozan Arif: Basiretsizlikle sıfatlandırdığım bu kadro Meclis'teyken orada olmak isterdim. Allah ya onlara verirdi ya da bana! Siyaseti zaman zaman düşünsem de ihtiras denilecek boyutta değil. Zaman ne gösterir onu da bilemiyorum. Küçük kapılardan girmeğe kalkanlar eğilmek mecburiyetinde kalırlar. Boyuma göre kapı bulursam belki.

 

 

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de