Üye Girişi

Üye Girişi

Halk Şiirinin Türleri

13 Şub 2007

Divan şiirinde nazım biçimleri, şekilleri belirlidir. Bu kurallar hiç değişmez. Halk şiirimizde ise nazım biçiminden çok türler vardır. Halk şiirinin türlerini oluşturan koşma, semai, dudak değmez, destan ve türküler için nazım şekilleri açısından uygulanacak bir kural yoktur. Yani yukarıda saydığımız türleri birbirinden ayıracak belli kurallara oturtulmuş nazım biçimleri yoktur. Pertev Naili Boratav`a göre halk şiirimizdeki tür`leri biçimleriyle değil; ezgileri ve okıınuşlarıyla birbirinden ayırabiliriz. Fuat Köprülü de, halk şiirindeki türlerin arasındaki fark, kısmen şekillerinden ve daha ziyade bestelerinden ortaya çıkar, demektedir. İsmail Habip Sevük de, halk şiiri türlerinin yalnız şekilleriyle değil, nağmeleri ve makamlarıyla ayrılır derken aynı gerçeğe parmak basar.

Hikmet İlaydın`ın Türk Edebiyatı `nda Nazım adlı eserinde vurguladığı gibi, halk şiirinde tip olarak gerçekte iki tür vardır: Mani ve Koşma. Öteki türler yani Türkü, Semai, Destan, Varsağı, İlahi ve Nefes ise bu iki tipin türevleridir.

MANİ:
Mani`ler tek dörtlükten oluşan ve kafiye düzeni değişik halk şiiri türlerine uymayan, bir bütünlük arzeden, içerdiği manayı veya verdiği mesajı bu dörtlük içinde tamamlıyan, genellikle yedi heceli bir halk şiiri türüdür. Anonim halk şiiri içinde önemli bir yer bulmuştur.

Türk Halk Edebiyatı konusunda araştırma yapmış ve bu alanda eserler vermiş yazarlardan Fuat Köprülü, Ata Terzibaşı, Veled Çelebi mani kelimesinin “mana” kelimesiyle eş anlamlı olduğlınu söylemektedir. Demek oluyor ki (Mani) kelimesi (Mana) kelimesinde ortaya çıkmıştır. Niyazi Esat ise kimi şiir türlerinin çeşitli Türk boy ve kabile adlarından esinlendiğini öne sürerek mani kelimesinin de (Türkmani) yani Türkmen kelimesinden ortaya çıktığı görüşündedir.

Mani`lerin çoğunlukla dört mısradan oluştuğunu söylemiştik. Bu tür manilerde birinci, ikinci ve dördüncü mısralar birbirleriyle kafiyeli, üçüncü mısra ise serbesttir. Maniler genellikle dört mısradan kurulu ise de bazan 5,6, 7,8,1O,14 mısralı manilerle de karşılaşmaktayız. Fahrettin Kırzıoğlu`nun bildirdiğine göre oyunlar sırasında karşılıklı söylenen sorulu-cevaplı manilere Kars çevrelerinde Akışta adı verilmektedir.

Mani`leri konularına göre Pertev Naili Boratav on bölümde toplar: 1-Niyet manileri 2-Atışma manileri 3-Tarlada ve işte çalışırken gelip geçenlere söylenen maniler 4-Bekçi ve davulcu manileri 5-Satıcıların söyledikleri maniler 6-Semai kahvelerinde söylenen cinaslı maniler 7-Aşık-Hikayecilerin söyledikleri maniler 8-Mektup manileri 9-Düğünlerde söylenen maniler 1O-Mani kıtalarından oluşmuş, mani özelliğini yitirmemiş “basit makamlı” veya konuşma üslubundaki maniler.

Manilerin bazıları da türkülerin içinde, destan ve ağıtların sonlarında da yerleştirilmiştir. Ancak mani söyleme geleneğinin aşıklarca pek benimsenmediği ve onlarca uygulandığı pek söylenemez. Maniler çoğunlukla kadınlarca yaratılmış ve kadınlar tarafından söylenegelmiştir.

KOŞMA:

Halk edebiyatı yazarları, Halk edebiyatı nazım biçimleri içinde en çok işlenen ve en çok sevilen türün koşma olduğunu belirtirler. Aşık edebiyatında aşkı, acıları, üzüntüleri, özlemi, gurbeti, doğayla ilgili duygulanmaları anlatmak için hep koşma türünden yararlanılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu “Koşma söz koşmak mastarının türevidir” der.

Koşmalar hece vezniyle (6+5) ve hece vezninin (4+4+3) duraklı kalıbıyla yazılır. Dörtlükler ise 3 ve 5 arasında değişir. Son dörtlükte aşık kendi mahlasını mısralardan birine yerleştirir. Buna Tapşırmak denir. Onbir heceli olnıak koşmanın en büyük özelliğidir. Duraklı kalıbıyla Türk dilinin güzelliğini şiire uygulayan saz şairleri, bu doku içinde duygularını daha bir kolay, daha bir güzel aktarabilmektedirler. Koşmalara uygulanan bestelerin de görkemi, etkinliği onbir heceli şiirler olması nedeniyle daha belirginleşir ve büyüleyici ve çekici olur. İşte halk arasında ve saz şairlerince kullanılan “ezgi” kelimesi de bu uyumun özüdür.

Koşmaların ezgiyle söylenmesi için de iki mısra arasına terennümler yerleştirilir.

Hikmet Dizdaroğlu koşmaları ezgilerine ve yapılarına göre iki bölüme ayırır. Özel ezgiyle okunan koşmalar şunlardır: Acem Koşması, Kerem, Kesik Kerem, Gevheri, Ankara Koşması, Elpük Koşması, Yelpük Koşması, Bayındır Koşması, Sivrihisar Koşması, Sümmani, Cem Koşması, Bülbül Koşması, ve Topal Koşma. Yapılarına göre koşma çeşitleri ise şunlardır: Düz Koşma, Yedekli Koşma, Musammat Koşma, Ayaklı Koşma, Zincirbend Ayaklı Koşma, Zincirleme, Koşma-Şarkı.

Koşma ezgiyle söylendiği için onun söyleniş şekli koşmayı varsağı ve türkülerden ayırır. Yoksa bu saydığımız türler yapı Narak birbirlerine çok yakın olup bunları birbirinden ayıran tek özellik besteleridir.

VARSAĞI:
Güney Anadolu`da Maraş`tan Mersin`e kadar uzayan bölgede yaşayan Varsak Türkleri, Selçuklular zamanında Anadolu `ya yerleşmişlerdi. İşte varsağı, Varsak Türkülerinin kendilerine özgü bir ezgiyle söyledikleri türkü biçimidir. Fuat Köprülü `nün bildirdiğine göre varsağılarda yiğitçe seslenişler de vardır. Bunu sağlamak için de “behey”, “bre”, “hey” gibi ünlemler kullamlır. Hece vezninin sekizli kalıbıyla yazılır. Ancak on birli olanlarına da rastlamaktayız.

Halk edebiyatımızda en çok varsağı söyleyen aşık, Karacaoğlan`dır.

DESTAN:
Türk Halk Edebiyatında destanlar uzun bir örgü içinde bir olayı hikaye etme, anlatma sanatıdır. Destan kelimesi Farsçadır. En uzun nazım biçimi olan destan hece vezninin genellikle onbirli kalıbıyla yazılır. Bazı destanlarda dörtlük sayısının yüzü geçtiği görülmüştür. Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiiri Bilgisi adlı eserinde destanları konularına göre şöyle tasnif etmiştir: Savaş Destanları, Deprem, Yangın, Salgın Hastalık gibi Olaylarla ilgili Destanlar, Eşkiya ve Ünlü Kişilerin Serüvenlerini Anlatan Destanlar, Toplumsal Taşlama ya da Eleştiri Niteliğindeki Destanlar, Atasözleri Destanları, Hayvan Destanları, Yaş Destanları (insanın doğumundan ölümüne kadar geçirdiği hayat dönemlerini anlatan destanlar). Hikmet Dizdaroğlu ise bu tasnife Güldürücü Destanlar ve Davulcu Destanlarını da eklemektedir. ...

Destanlarda ele alınan olay hikayeleştirilir. Öğretici ve gösterici olmaya çalışılır. Duygusal öğeler şiirde bulunmaz, ancak bu ögeler destanı dinleyenin yüreğinde doğar. Destanlar özel bir ezgiyle okunur, “taganni” ve “terennüm” esastır.

Koşma biçimli destanların yanı sıra mani biçimli destanlar da vardır. Mani tipi destanların en eski yazarı Bahşi adlı bir saz şairidir.

SEMAÎ:
Semailer halk şiiri içinde aruz vezniyle de yazılmıştır. Hece vezniyle yazılan semailer koşma tarzındadır. Saz şairleri aruzu da heceyi de denemişlerdir. Semaileri koşmadan ayıran özelliği hecenin sekizli kalıbıyla yazılmış olmasıdır. Dörtlük sayısı ise 3-5`tir. Konu olarak doğa, sevgi ve güzellik işlenir. Semailerin de ezgili olanları vardır. En güzel semai yazanlar arasında Karacaoğlan, Dadaloğlu ve Erzurumlu Emrah`ı sayabiliriz.

TÜRKÜ:
Kendine özgü ve değişik ezgilerle söylenen türkü zamanla anonimleşen bir nazım biçimidir. Türküler ana dörtlüklerle, onu izleyen nakaratlardan oluşur. Türkülerdeki dörtlüklere Bent adı verilir. Nakaratlar, halk dilinde bağlama ve kavuştak olarak adlandırılır. Türküler yukarıda saydığımız nazım biçimlerinin aksine hece vezninin her kalıbıyla söylenir. Yani hece sayısı iti
bariyle bir sınırlama olmaz. Mahmut Ragıp Gazimihal, ezgilere göre usulsüz ve usullü türküler olarak iki ayırım yapar. Usulsüz olanlar; divan, bozlak, koşma, hoyrat ve Çukurova`yı içine alan uzun havalardır. Usullü olan türküler grubunda ise genellikle oyun havaları yer alır ki bunlara Konya`da oturak havası, Urfa`da kırık hava adı verilmektedir.

Türklerde işlenen konulara göre de sınıflama yapan yazarlarımız vardır. Bu sınıflama şöyledir: Ninniler, Çocuk Türküleri, Doğa Türküleri, Aşk Türküleri, Kahramanlık ve Askerlik Türküleri, Tören Türküleri, iş Türküleri, Karşılıklı Türküler, Ölüm Türküleri, Oyun Türküleri, Tabiat ve Hayvan Türküleri, Zeybek ve Derebeyi Türküleri, Cinayetler ve Acıklı Olaylarla ilgili Türküler, Güldürücü Türküler, Yemek ve yiyecekle ilgili Türküler.

Yapılarma göre türküleri sınıflandıran yazarlar da türkülerin bent kavuştaklarmı göz önünde bulundurmuşlardır. Bu tür smıflama şöyledir: Bentleri mani dörtlükleriyle kurulan türküler, Bentleri dörtlüklerle kurulan türküler, Bentleri üçlüklerle kurulan türküler, Bentleri beyitlerle kurulan türküler.

DUDAK DEĞMEZ (Leb Değmez):
Halk edebiyatımızda saz şairleri arasında atışmalar, taşlamalar gibi karşılaşmaların yapıldığını belirtmiştik. Bu karşılaşmalardan birisi de dudak-değmez`dir. Bu türde aşıklar söyleyecekleri dörtlüklerde dudak seslerinden (b,f,m,p,v) harflerini kullanamazlar. Dudak-değmez saz şairleri arasmda karşılaşmalı yapıldığı gibi verilecek bir ayağa göre tek bir saz şairi de kendi başına Dudak-değmez dalmda hünerini gösterebilir. Bunun için de iki dudak arasına bir iğne konur. Yanılma halinde iğne dudağa batarak kan çıkmasma yol açacağmda, hakemlik yapanlara karşı bir itiraza mahal kalmaz.

GÜZELLEME:

Halk edebiyatımızda saz şairleri güzelleme de, söylerler. Genellikle geçimlerini sağlamak için köy köy gezen ve her yerde saygı gören ve konuk edilen saz şairleri, gördükleri ilgi ve ikram karşısında gerek ev veya kahvehane sahibine ve kendisini dinleyen topluluğa o anda birer dörtlük söyleyerek hoşamedide bulunurlar. Aynı kural saz şairlerinin davet edildikleri sünnet törenleri ile düğünlerde de uygulanır. Ayrıca doğa güzelliklerini dile getirmek, kadın, at, silah ve benzeri şeyler için de güzellemelerin yazıldığı görülmüştür. Konya Âşıklar Bayramı`nda her yıl sazlı güzellemeler, ayrıca sazsız, sözlü güzellemeler söylenmektedir.

KOÇAKLAMA:

Savaş ve dövüşleri anlatan, mertlik ve yiğitlik duygularmı işleyen şiirlerdir. Koçaklama dalında en güzel şiirleri Köroğlu yazmıştır.

ARUZLU TÜRKÜLER:
Halk şairleri, şiirle olan ünsiyetleri nedeniyle dinledikleri veya okudukları divan şiirinden etkilenmişlerdir. Saz şairleri arasında da daha üstün olmak veya divan şairlerince hor görülmek gibi etkenlerin bu eğilimde rol oynadığı inancmdayız. Aruz kalıpları bu şiirlerde ustaca kullanılmaz. Saz şairleri aruzla yazdıkları şiirlerde çoğu zaman yanlışlıklar yapmışlardır.

Halk şiirimizin yarattığı aruzlu türlerin adları şöyledir: Divan, Selis, Semai, Kalenderi, Satranç ve Vezn-i aher.

DİVAN:
Aruzun (fa`ilatün, fa`ilatün, fa`ilatün, failün) kalıbından olan şiirlere Divan adı verilir. Divan`lar gazel, murabba, muhammes, müseddes biçimlerinde yürür. Bu divanlar özel bir ezgi ile okunur.

SEMAİ:
Aruzun (mefa`ilün, mefa`ilün, mefa`ilün, mefa`ilün) kalıbındaki şiirlere Semai adı verilir. Kafiye düzeni Divan`da olduğu gibidir. Semai`nin de ayrı bir ezgi ile okunması gerekir. Semailer üç bölüm oluşturur: l-Gazel, murabba, muhammes ve müseddes biçiminde olanlar 2-Musammat semailer 3-Ayaklı (yedekli) semailer.

SELİS:
Aruzun (fe`ilatün, fe`ilatün, fe`ilatün, fe`ilün) kalıbıyla yazılan şiirlere Selis denir. Selis de murabba, muhammes, müseddes biçimiyle yazılır. Kafiye düzeni divan, semai ve kalenderi`de olduğu gibidir.

KALENDERİ:
Aruzun (mef`ftlü, mefa`ilü, mefa`ilü, fa`ftlün) kalıbıyla murabba, muhammes, müseddes ve gazel biçiminde yazılan şiirlerdir. Kafiye düzeni divan ve, semai`ye benzer. Özel bir ezgiyle okunur.

Divan edebiyatındaki müstezad biçiminde yazılan şiirlere de Ayaklı kalenderi veya Yedekli kalenderî adı verilmiştir.

SATRANÇ:
Aruzun (müfte`ilün, müfte`ilün, müfte`ilün, müfte`ilün) kalıbıyla ve musammat gazel biçiminde yazılan şiirlere Satranç denir. Mısraların kafiyeli parçaları alt alta dizilirse dörtlüklerden oluşan bir biçim ortaya çıkar.

VEZN-İ AHER:
Aruzun (müstef`ilatün, müstef`ilatün, müstef`ilatün, müstef`ilatün) kalıbıyla ve murabba biçiminde yazılan şiirlere halk şiirimizde Vezn-i Aher adıverilir.Vezn-i Aher`de her mısra ilk üçü birbiriyle kafiyeli, dört eşit parçaya bölünmüştür. Her parça ardından gelen mısraların başında tekrarlandığı gibi, öteki parçalar da aynı mısrada birbirini izler.


1 F. Halıcı, Âşıklık Geleneği ve Günümüz Halk Şairleri – Güldeste, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını – Sayı: 58, Ankara 1992



 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de