Üye Girişi

Üye Girişi

BABAMIN SON YOLCULUĞU ARDINDAN... Kendi sosyal

Yazan  Ozan Arif
BABAMIN SON YOLCULUĞU ARDINDAN... Kendi sosyal medya hesabımda bir yıl önce 'Acının olduğu yerde kelimeler olmaz.' diye paylaşmışım. Babam aramızdan ayrılalı, ne mesajlara, ne de telefonlara bakabildim. Gelen taziye mesajlarına, bana ulaşmaya çalışan telefonlara ancak geçen haftadan beri cevap verebiliyorum. Bir yıl evvel nasıl bir ruh halinde ve neden yukarıda bahsettiğim paylaşımı yaptığımı hatırlamıyorum, hatta facebook karşıma '1 yıl evvel' diye hatırlatmadan, paylaşımı yaptığımı da unutmuştum. Ama bildiğim şu ki; Ben 13 Şubat'tan önce ölüm ne, acı ne bilmiyormuşum. Babamı son yolculuğuna uğurladıktan sonra bulunduğum ruh halime aldırmadan yapılmaları zaruri işlemlerle uğraşırken, diğer yandan da kahramanımın, hayatım boyunca örnek aldığım insanın, yani babamın yokluğunla yüzleşmek ve bu acıyla nasıl yaşanır öğrenebilmek için biraz daha geri çekildim ve kendime zaman tanımak istedim. Bir sene önce paylaştığım 'Acının olduğu yerde kelimler olmaz.' sözünün ne kadar doğru olduğunu hiç istemediğim kadar iyi anladım artık. Lakin son günlerde topluma, camiamıza mâl olmuş bir insanın oğlu olarak böyle bir lükse sahip olmadığımı fark ettiğim için bu satırları yazıyorum. Ama madem ki yazıyorum, o zaman babamın sevenleri, gönüldaşları tarafından bize yöneltilen, iletilen konulara değinmeden evvel babamın son yolculuğuyla alakadar bir kaç kelime sarf etmeden geçemeyeceğim. Evvela şunu yazayım; Babamın vefati ve cenazesiyle alakadar hiç kimse beni şaşırtmadı. Benim için Ozan Arif Türk Milleti'nin, Türk Milliyetçileri'nin vicdanının sesiydi. Malum, vicdanımızın sesinin söylediği her zaman hoşumuza gitmeyebilir. Bazen kabullenmek istemeyiz, bazen nefsimize yenik düşer duymamazlıktan geliriz, ama yine de içimizde bir yerde haklı olduğunu biliriz. Tabii ki vicdanımız varsa. Gerçi biz bilmesek de, zaman zaten o sesin haklılığını gösterir. Babam için 'vatan' Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yüzölçümü, 'Türk Milleti' ise Türkiye'nin nüfusu, hatta bu nüfusun, mezheplere, boylara, yörelere veya partilere bölünmüş küçük parçacıkları ile sınırlı değildi. Babam için vatan tüm Turan illeri, Türk Milleti ise dünya Türklüğü'ydü. Onun için Türk Halkı, şanlı Türk Bayrağı'nın gölgesinde yaşamaktan gurur duyan, bu bayrağın kendisi ve gelecek nesiller için hürriyetin yegane teminatı olduğunun idrakinde olan herkesti. Babamın yüreği rengini şehit kanlarından almış şanlı Ay-Yıldızlı bayrağa, 'Türk Milleti'ne ve 'vatan'a, yani dünya Türklüğüne ve Turan'a sevdalanacak kadar ve ömrü boyunca bu aşkı taşıyabilecek kadar büyüktü. Toprağın altına gelince herkes yatacak, mesele toprağın üstünde kişinin ne kadar dik durabildiğidir. Ozan Arif çok genç yaşta 'Ozan Arif saz omuzda, Yoktur başka dostumuz da, Yaradan var üstümüzde, Kula minnet etmem gayri.' demişti. Ve benim babam mavi göğün altında, kara toprağın üstünde var olduğu her anda bu dizelerin her harfinin hakkını dolu dolu vererek dik durdu. Allah herkese böyle hayat nasip etsin. Haksızlık karşısında kırılma pahasına da olsa asla eğilmedi, Yaradan'a güvendi, kula minnet etmedi. Onun için hak aşığıydı, onun için halk aşığıydı, onun için onun bunun değil, Türk Milleti'nin Ozanıydı. Aslında bütün bunları gereksiz yere söylediğimi düşünüyorum, çünkü siz babamı zaten tanıyor ve biliyordunuz. Bildiğiniz için sizler, büyük Türk Milleti, 'Ozan Arif'in sizin ozanınız olduğunu' dünya aleme göstererek babamı son yolculuğuna uğurladınız. Burada sadece engelleri aşarak Samsun'a gelen onbinlerce yürekten bahsetmiyorum. Bizzat gelemese de, görüşemesek de dualarında, düşüncelerinde yalnız bırakmayanların, Samsun'a bizzat gelebilen, bize her hangi bir şekilde ulaşabilen ve taziyelerini iletebilenlerden kat be kat daha fazla olduğunu biliyorum. Babamın gönül kazanmak için eline bağlamasını alarak nerede bir Türk varsa gittiği her ülkeden, Avustralya'dan, Amerika'dan, Avrupa'nın, Türkiye'nin her bir yanından, hatta kendisinin gidemediği ama şiirlerinin, destanlarının gittiği Turan ellerinden insanların babama son görevlerini yerine getirmek için geldiğini görmenin, Kerkük'te babam için gıyabi cenaze namazı kılındığını bilmenin onurunu, gururunu o acının içinde yaşattınız bize. Allah herkese böyle son nasib etsin. Benim bildiğim en içten, en samimi teşekkür, 'Allah razı olsun'dur. Babamı son yolculuğunda, bizi acı günümüzde varlığınızla, dualarınızla, güzel temenni ve düşüncelerinizle yalnız bırakmadınız. Onun için Allah sizlerden razı olsun. Tanrı'm iki cihanda da önünüze çıkarsın. Değinmem gereken bazı konulara geçmeden son bir hususu daha belirtmek istiyorum; Dediğim gibi kendim fazla ilgilenemesem de özellikle toplum ve camiamızda daha göz önünde olan isimlerin cenazeye katılımları hakkında bazı 'niyet okumalar' olduğunu duydum. Benim için oraya gelenler babamı dualarıyla son yolculuğuna uğurlamak ve bize taziyelerini bildirmek için geldi. Gerisi Allah'la kul arasındadır. Lütfen başkalarının vicdanının değil, kendi vicdanımızın hesabını yapalım. Şimdi cenazeden beri sıkça karşılaştığım soru ve konulara geleyim. Ozan Arif 4-5 sene sürecek değil, bu dünyada Türk olmanın şuurunu bilen var olduğu sürece unutulmayacak bir miras bıraktı. Eğer dönemlerinin şartlarına göre bir Yunus'un, bir Dadaloğlu'nun ve nice halk ozanının eserleri bugüne kadar gelebildiyse, günümüzün imkanlarıyla Ozan Arif de eserleri sayesinde unutulmayacaktır. Dolayısıyla bazı şeyler için çok acele etmemek gerektiği kanaatindeyim. Tabii biz ailesi olarak eserlerini gerek kitap, gerek ses ve görsel mecralarla sizlerle beraber yaşatacağız. Ama babam her zaman işini güzel, düzgün, özenle ve layıkıyla yapmayı seven bir insandı. Onun için onun anısına, onun adını taşıyan eserlerin de bu şekilde, yani alel aceleden ziyade Ozan Arif'e layık şekilde çıkarılmasının gerektiğini düşünüyorum. Gerek babamın gerekse kendi arkadaş çevremde bu konuda bize yardım edecek insanların var olduğunu tahmin edersiniz. Bu vesile ile şimdiden teklif ettikleri yardım ve destek için teşekkür etmek isterim. Sıkça değinilen bir başka konu da babamın adını taşıyan bu sayfa. Tabii ki biz elimizden geldiği kadar bu sayfayı ağırlıklı olarak babamın eser ve düşüncelerini yaşatmak ve sağlığında da olduğu gibi onun çizgisinden sapmadan başka gönüldaşlarımızın düşüncelerine yer vermek için devam ettireceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Sayfanın yönetimi zaten yıllardır değişmedi ve babamın sağlığında olduğu kadroyla devam ediyor ve Allah'ın izni ile devam edecek. Ve tabii ki son olarak babamın mezarı… Kulağımıza gelen bazı rivayetlerin aksine ne ben, ne de ailem kimseye babamın mezarını düzenlettirmek üzere rızamız olduğunu söylemedik. Tabii ki bu da yapılacaktır. Ama tekrar söylüyorum, henüz bazı şeyler için çok ama çok erken. Hele bir toprağı otursun. Evet, yazmak istediğimden çok daha uzun oldu. Acım çok büyük, müsade edin artık bir müddet kelimeler sussun. Selam ve saygılarımla. Mehmet Alp

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de