Üye Girişi

Üye Girişi

ELE BUĞUZ EDERKEN, KENDİNİ HATIRLATMAK!.. Biraz

Yazan  Ozan Arif
ELE BUĞUZ EDERKEN, KENDİNİ HATIRLATMAK!.. Biraz uzun olacak ama hiç kusura bakmayın! Hiç lafı eğip bükmeye gerek yoktur. Direk, Bahçeli Efendinin dünkü grup toplantısında promter’den okuduğu konuşmaya gireceğim… Bu konuşmaları kim yazıyor bilmiyorum. Ama kendisinin yazmadığını çok iyi biliyorum. Zira kendisi yazsa bu denli kendi siyasi kişiliği ile tezat teşkil eden cümleler kurmaz, kuramaz! Yani başkalarını tenkit etmek veya hakaret etmek için sarfettiği bütün ifadelerin tam da kendini tarif ettiğini anlar ve bu tip ifadesi kullanmaktan kaçınır… Ama başkalarının yazdığını okumaya mecbursanız, küçük bir salonda kendi yandaşlarınıza bile promtere bakmadan konuşma yapacak gücünüz yoksa işte böyle kendi ağzınızla kendinizi tarif edersiniz! …….. Önce okunan metnin içinden aldığım şu ifadelere dikkat buyurun. Okunan metnin bir yerinde deniyor ki; “Tevriye sanatı; meramını gizlemek, güzel anlatımlarla asıl amacı gözden uzak tutmaktır. Bu sanatın siyasette kullanımında; sabır, sebat, akıl, ölçü, irade ve nefse hâkimiyet esastır. Kelimelerin mana zenginliğine kasti ve keyfi anlamlar yüklenmesi amaç yozlaşmasına, hitabet ucuzluğuna, gülünç durumlara yol açacaktır.” İşte benim de tam demek istediğim bu! Bunu tam açmadan önce konuşma metnindeki terörle ilgili bölüme katıldığımı, tesbitlerin doğru olduğunu ifade etmeliyim. Ancak gel gör ki; En doğru ifadeler bile güven vermeyen, yanlış ağızlardan çıkınca kıymetini kayıp ediyor. Kendini aldatanın aldatmayacağı hiç kimse yoktur. O sebeple o kısmı doğru buluyor, ama söyleyenin samimi olduğuna güvenmiyorum. Esas şu tevriye konusuna gelecek olursak, ben o metindeki sarfedilen bazı cümleleri buraya taşıyıp dikkatinize sunacağım. Hele bir bakın bakalım bu cümleler sarfedileni mi, yoksa sarfedeni mi hatırlatıyor! Çünkü benim zamanında dediğim gibi; “ Öyle nankörler var ki, ne hal bilir ne hatır, Ele buğuz ederken, kendini hatırlatır!..” Şimdi şu sarfettikleri sözlere Allah aşkına dikkat buyurun; “Bunlar çıkarları kimi işaret ediyorsa düğme iliklerler.” “Asla ilkeleri yoktur, asla ülküleri yoktur, asla çizgileri yoktur.” “Bunların gözyaşları timsaha, gülümsemeleri sırtlana benzer.” Hülasa sahici ve inandırıcı değildir.” Sanki kendileri, çıkarları için dün şerefsiz dediklerine düğme iliklemiyor gibi, sanki kendisinin ülküsü ve ilkesi kalmış gibi, sanki kendi göz yaşları timsahınkinden farklı veya sırıtışları sırtlanınkinden farklı gibi, ettiği laflara bakar mısınız? Ben bu satırları kaleme alırken birilerinin avukatlığını veya bir partinin savunuculuğunu yapmak için kaleme almıyorum. Beni artık (günümüz itibariyle) hiç bir parti veya lider denen ama liderlikle alakası olmayan siyaset cambazları ilgilendirmiyor. Ben bunları bir ömür verdiğim üç hilali rezil edenlerin kendileriyle olan çelişkilerine dikkat çekmek için yazıyorum… Kim bu zatı veya avanesini tenkit etse hemen sözü çarpıtarak, tenkit edilenin kendileri değil de MHP olduğunu söyleyerek üç hilalin arkasına saklanıyorlar… Halbuki ben hiç MHP’yi tenkit eden duymadım… Ben hiç üç hilalin şanlı geçmişine kötü bir söz söyleyeni duymadım… Ben hiç yolunuz yol değilmiş diyeni duymadım… Ben hiç Ülkücü Hareketi ve ülkücü hareketin yuvalarını suçlayanı da duymadım… Ama Başbuğ’dan sonra MHP’nin başına musallat olmuş tipleri göstererek; “Yahu Arif Bey; Allah aşkına bu ülkücülükle alakası olmayan tipleri nereden buldunuz?” diye soranları çok gördüm… Çok duydum… Ama onlar öyle demiyor! Onlara göre, kendilerine yapılan her tenkit MHP’ye yapılıyor… İyi bir şey söylense kendilerine yontuyorlar, Kötü bir söz, daha doğrusu haklı bir tenkit yapılsa hemen MHP’ye yönlendiriyorlar… Şimdi ben bunları yazıyorum ya, onlara göre ben MHP’yi kötülemiş, MHP’ye hakaret etmiş oluyorum! Halbuki bütün eleştirim tepeye!… Ama onlara göre bütün eleştirim MHP’ye… ….. Şimdi yine o konuşmadan bazı cümleleri alıyor ve her cümlenin arkasından soruyorum? Diyorlar ki; “Sarayla aramızda köle-sahip ilişkisi kurulduğunu söylediler…” Ben soruyorum; Öyle değil mi? Yalan mı söylemişler? Diyorlar ki; “Saray yancısı dediler, saray paspası dediler, lastik adamlar dediler, küçük ortak dediler.” Ben soruyorum; Öyle değil mi? Yalan mı söylemişler? Diyorlar ki; “Saray yancısından milliyetçi olmaz dediler.” Ben soruyorum; Öyle değil mi? Yalan mı söylemişler? Diyorlar ki; “Beka için en büyük tehlike olduğumuzu iddia ettiler” Ben soruyorum; Öyle değil mi? Yalan mı söylemişler… Kendi bekanızdan başka düşündüğünüz beka var mı? Diyorlar ki; “Türklüğe hakareti af kapsamına aldığımızı utanmadan sıkılmadan dillendirdiler.” Ben soruyorum; Öyle değil mi? Yalan mı söylemişler… Yahu siz değil misiniz, "bana kimse Türk’üm diye gelmesin" diyenin ayağına giden? Yahu siz değil misiniz bize “Türküz” dediğimiz için kafatasçı, ırkçı diyenlerin eline, eteğine sarılan? Yahu siz değil misiniz, "Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldığını söyleyenlerin" ayağına kapanan… Bu “Türklüğe hakareti af kapsamına almak” değildir de, nedir söyler misiniz? Sonra diyorlar ki; “Mafya bozuntularını affedecekler diye yalanlarına yalan eklediler.” Peki ben soruyorum; Öyle değil mi? Yalan mı söylemişler… Bırakın mafyaya af çıkarmayı, Mafya literatürü ile twitterden bir kadını tehdit ederek bir nevi mafyalık yapan siz değil misiniz? Elin evinin önüne adam yığıp tehdit sloganları attıran siz değil misiniz? Benim evimin önüne bile, hatta proğram yaptığım salonlara bile torunum yaşındaki çocukları göndererek bağırttıran, tehdit ettiren siz değil misiniz? Yaptığınız şu konuşmada dahi aynı ağızı kullanarak kendinize söylenen sözleri MHP’ye söylenmiş gibi çarpıtıp; “Milliyetçi Hareket Partisi’nin hükmü şahsiyetine kim dil uzatırsa, kimler el kaldırırsa ya o dili kopartırız, ya da eli kırarız.” diye nutuk atan, tehditler savuran siz değil misiniz? Sanki MHP'ye dil uzatan var gibi! Şimdi neden başkasına isnat ettiğiniz tevil’i kendiniz kullanarak kıvırıyor ve gülünç duruma düşüyorsunuz? Sonra ne demiş kadıncağız? Erkekseniz gelin demiş… Fena mı demiş yani? Aklın sıra kadını kınamaya kalkacağına, erkeksen gitsene… Neden elin çoluğunu çocuğunu kendi boklu işlerinize alet ediyorsunuz… Git… Herhalde bir çay ikram ederler, karşılıklı çay içer konuşursunuz!.. Hiç olmazsa bu hareketin evlatlarının birbirine düşmesine sebep olmamış olursunuz! Yahu sonra o kadın yabancı mı? Yabancıysa zamanında onu MHP’den Millet vekili yapan siz değil misiniz? Milletvekilliği de bir kenara onu Meclis Başkan Yardımcısı yapan siz değil misiniz? Şimdi neden (teşbihte hata olmaz) kendi yaptığınız putu taşa tutmaya kalkıyorsunuz… Fetöcü dediniz tutmadı, Pkk destekçisi diye iftira attınız tutmadı, namusuyla oynamaya kalktınız yine tutmadı… Ne o, şimdi de tehdite mi geldi sıra? Bir hanımefendiyi tehdit etmeye utanmıyor musunuz? Üstelik bir de hem hakaret edip hem de aklınız sıra kasaba kurnazlığı yapmaya, zamanında yuvalarından attığınız ülkücüleri “kapı sonuna kadar açık” diye geri çağırmaya kalkıyorsunuz!.. Teklifiniz bile gülünç!… Gülünç çünkü; Bu sizin yaptığınız haksız yere idam cezası vererek astığınız insanlara yıllar sonra af çıkarmaya benziyor! Gülünç çünkü; Siz orada olduğunuz müddetçe, daha doğrusu sizin hegemonyanız orada sürdüğü müddetçe el etek öpmeye meraklı yalakalardan başka o kapıdan hiç kimse içeri girmez. Ama siz defolup gittiğiniz an, Ne “İyi Parti kalır hatta ne de “Bbp” kalır, hepsi baba ocağına döner ülkücüler yine tek yürek tek vücut olur, birbirini yeniden kucaklar ve yeniden şahlanmaya başlarlar.. Aha da şuraya kertiyorum isterseniz deneyin görün! …….. Sonra yine diyorsunuz ki; “ Gelin görün ki dikiş tutmadınız, adam olamadınız, milli duramadınız, kesinlikle milliyetçiliği hak etmediniz. El öptü diye dava arkadaşlarımızı dışladınız, yola çıktıklarınızı yolda bulduklarınızla değiştiniz.” diyorsunuz… Yahu bunlar olduğu gibi sizin özellikleriniz… Esas siz elimi, eteğimi öpmediler diye ülkücüleri yuvasından dışlamadınız mı? Adam olsanız “Ben adam sanmıştım, adam değilmiş” diye destan yazılır mıydı? Esas yola çıktıklarınızı yolda bulduklarıyla değişen sizler değil misiniz? Utanmadan nasıl bunu söyleyebiliyorsunuz? 1999’da yola çıktıklarınızdan şu anda yanınızda olan iki kişi söyleyin dişimi kırayım be… Yüzsüzlük olur ama, bu kadar da olmaz ki!.. Sonra milli duruş kim? Siz kimsiniz? McKinsey’i bulup, anlaşarak Türkiye’ye getirenlerin kendileri bile McKinsey’den geri adım atmışken yani vaz geçmişken, Türk milliyetçiliğinin kalesi olan MHP’nin grup toplantısında Allah’ın kan emici Conilerinin avukatlığını yapmak size mi düştü? Ondan sonra da başkalarına milli duruş öğretmenliği yapmaya kalkıyorsunuz! Bir kere o duruşu kendiniz öğrenin kendiniz… Hala şunu öğrenemediniz! “ Şeytanla ortak kabak ekenin, kabak başında patlar ” El adamı işte böyle koltuğuna taş yemiş tavuk gibi ortada bırakır! Bu daha ne ki? Daha başınıza patlayacak çoook kabak var çok. Bekleyin göreceksiniz! Ozan Arif demişti dersiniz. Ozan Arif 10 Ekim 2018 Samsun

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de