Üye Girişi

Üye Girişi

YALAKALIK VE VEBAL!.. Partilerin YSK’ya verilen

Yazan  Ozan Arif
YALAKALIK VE VEBAL!.. Partilerin YSK’ya verilen listeleri bir daha gösterdi ki; En geçerli meslek yalakalık… Tabiki herkese şamil değil bu dediğim. Değil ama inanın yalaka olmayanlar kaide bile olmayacak kadar istisna sayılırlar!.. Hakim olan tek özellik, yani kaide olabilecek tek hususiyet yalakalık! Üstelik yalakalık o kadar çeşitlendi ki, inanın yalakaları sınıflandırmak bile çok zor artık! Kimine direk yalaka demek mümkün… Ama kimi yalakanın yalakası! Hatta kimi yalakanın yalakasının yalakası! Bu böyle devam edip, uzayıp gidebilir. Ha bu sadece bu güne ait, bu dönemle sınırlı bir mesele de değil. Geçmişte vardı, bu gün de var, yarında olmaya devam edecek sanırım… Ama bu hoş olmayan çirkin bir özellik tabii! Çünkü “Montesquieu” denen yabancı düşünür diyor ki; “Bir üIkede yaIakaIığın sağIadığı çıkar, dürüstIüğün sağIadığı çıkardan daha verimIi oIursa o üIke batar…” diyor. Anlayacağınız aynen bizde olduğu gibi! Gelin şimdi etrafını yalakalarla dolduranları da bir kenara bırakalım, şu yalakalığı ile etrafa dolanlara ne diyelim dolanlara? Yahu olmaz arkadaş! Yani bu kadar olmaz! Bir insan bir yere gelmeyi kafasına koymadan önce, ben oranın hakkını verebilecek güçte miyim? Birikimim buna el veriyor mu? Veya kişiliğim buna müsait mi? diye biraz düşünür. Ama desenize bunu düşünecek kadar çapı olan biri, en azından çapsızlığını içinde saklar ve hiç olmazsa çapsızlığının üstüne yalakalık yapmaz yalakalık… .... Ben 24 Haziran’da yapılacak seçimler için verilen listeleri incelediğim de maalesef yine yalakalığın hakim olduğunu gördüm. Hele şu “Yusuf Halaçoğlu Hoca”nın durumu bu tesbitimi iyice perçinlemiş oldu. “Yusuf Halaçoğlu” benim babamın oğlu değil (hatta kendisine biraz kırgın bile sayılırım) ama bir değer olduğunu dost da, düşman da bilir ve kabul eder. Hocanın talebine, yani istediği yere baktım… Ona verilmeyen yerlerin kimlere verildiğini gördüm… Sonra da içimden; “işte bizdeki siyaset anlayışı bu, bizdeki siyasetçi ve siyasi idarecilik bundan ibaret…” dedim. Bütün partilerde bu durumun hakim olduğunu görünce de “Al birini vur birine” demeden de yapamadım tabii… ….. Esasında, bu gelişmelerde milletin rolünün olmadığını, milletin kendisini temsil edecek vekilden ziyade, sadece bir partinin logosunu, yani amblemini seçtiğini bir önceki yazımda da belirtmiştim. Eee... Bu iş halkın insiyatifinden çıkıp, siyaset ağalarının eline düşünce böyle oluyor işte! Yani, yine bir yabancı düşünürün dediği gibi; “Gerçekte büyük olmayan büyük adamlar, çevrelerini küçük küçük adamlarla dolduruveriyorlar!” Ondan sonra da maalesef bedelini millet ödüyor millet… Bence bir millet seçimlerde yapılan bu tür puştlukları fark edebildiği, bu yalakalıkları görebildiği hatta onları yenebildiği ve kendi iradesini hakim kılabildiği kadarıyla demokrasiden bahsedebilir. Yoksa demokrasi işte böyle bizdeki gibi sadece lafta kalır ancak! Ülkeler yalakalıkta, puştlukta veya laf cambazlığında değil, tam aksine bilgide, birikimde ve irade ortaya koymada güçlü yürekleri seçmeyi veya başa getirmeyi beceremedikçe, muasır medeniyetler seviyesine hayatta yükselemezler. Yükselemedikleri gibi de çağın gerisinde sürünmeye mahkûm olurlar. Siyaset, “bende ne hünerler var görün ey ahali…” diyenlerden ziyade, “acaba ben, bende görülenlere veya bana verilenlere layık mıyım” diyenlerle yapılmadıkça, ülkelerin ve milletlerin doğru yolu bulup, sağlam adımlarla geleceğe yürümeleri mümkün mü? Elbet de değil... Siyasetinden ihanet doğuran bu olumsuzlukları söküp atamayan, tam aksine yukarıdaki bahsettiğim yalakalık ve ayak oyunlarına siyasetinde pirim veren ülkeler ve milletler kudretli liderlerler, liyakatli idareciler de çıkaramazlar. Dolayısıyla etrafını yalakalarıyla doldurmuş geçici hırs ve kazanç sahiplerinin elinde böylece helak olup giderler. Neticeye gelecek olursak; Sadece genel seçimlerde değil, parti kongrelerinde bile seçmek ve seçilmek öyle sıradan bir iş değildir. Çıkarları gereği birilerinin ağızlara sakız yapılan içi boşaltılmış bekasını değil, bir ülkenin gerçek bekasını, gelecek nesillerini, milletin hakkını, hukukunu ilgilendiren ve üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir görevdir seçmek ve seçilmek… Hatta görevden de öte çok dikkatli taşınması gereken yüktür yük… Yük… O sebeple olsa gerek ki Cenab-ı Allah bile Kur’an’ında; “Yazıklar oldu ağır yükü yüklenenlere” diyor… Varın vebalin büyüklüğünü siz hesap edin artık… Ozan Arif 24 Mayıs 2018 Samsun

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de