Üye Girişi

Üye Girişi

SİZ YAPARSANIZ MÜBAH... BAŞKASI YAPARSA

Yazan  Ozan Arif
SİZ YAPARSANIZ MÜBAH... BAŞKA SİZ YAPARSANIZ MÜBAH... BAŞKA
SİZ YAPARSANIZ MÜBAH... BAŞKASI YAPARSA GÜNAH… ÖYLE Mİ?!.. Hiç bir seçimde bu denli heyecansız, ilgisiz olduğumu hatırlamıyorum... Tamam, Başbuğ‘umuzun aramızdan ayrılışıyla başlayan bir hal bu bendeki hal, ama bu halin, bu seçimdeki kadar bende tavan yaptığına hiç şahit olmamıştım... İnanın boşlukta gibiyim... Hiç bir şey yazmak veya hiç bir şey söylemek gelmiyor içimden... Dedim ya ilgi yok... Heyecan yok... Dolayısıyla şevk yok şevk... Nasıl olsun ki? Ömrümü gölgesinde geçirdiğim üç hilal de şevk yokki ben de şevk olsun... Her seçim siyasi partilerin rüştünü ispatlama, rüştünü ispatlamış olanların da rüştünü tazeleme zeminleri olduğunu hepimiz biliyoruz... Kişiliksiz bir güruhun elinde, tüzel kişiliğine pranga vurulmuş bir üç hilal... Amaç yok... Hedef yok... Yani ülküsü kalmamış bir ülkücü hareket düşünün! Ben neden heyecan duyayım ki... Yüzde onu aşamama korkusuyla kurulmuş ittifak hatta esasına bakarsan ittifak kavramıyla kamufle edilmiş iltihak mı beni heyecanlandıracak? Bana ne elin kazanacağı Cumhurbaşkanlığından veya elin lütfedeceği sayıda illet vekillerinden!.. Benim yani üç hilalin cumhurbaşkanı adayı var mı? Yok... Var canım olmaz olur mu!? Bahçeli açıkladı ya “bizim adayımız Recep Tayyip Erdoğan„ dedi ya diyecekseniz; Tamam dedi ama Bahçeli dedi diye bizim adayımız nerden oluyor ki? O, olsa olsa Bahçelinin adayı olur! Bahçelinin kendisi yirmi senedir bir türlü bizim olamadı ki , adayı bizim adayımız olsun!!! Bir Türk Milliyetçisi olarak, Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldığını söyleyenler için yollara mı düşeceğiz yani? “Bana Türküm diyerek de kimse gelmesin„ diyen birinin veya birilerinin seçilmesi için uğraşmak bir Türk için şerefsizlik sayılmaz mı? O zaman kendi kendime soruyorum “ Peki ne yapacaksın Ozan Arif?..„ Vallahi şu an ne yapacağımı ben de bilmiyorum. İnanın bazen hiç rey vermemek bile geçiyor aklımdan. Gerçi rey vermezsem vatandaşlık görevimi yapmamış oluyorum, bu da olmaz... Rey vermeye gidince elim üç hilalden başkasına da hayatta varmaz. Eee... Yani şimdi düşünebiliyormusunuz bir ülkücü yüreğin düşürüldüğü durumu? Ne Bahçeli‘yi seviyorum ne de faytonluk yaptığı adayını... Rey vermezsem bir bela... Rey verirsem iki bela!.. Rey vermezsen Akp‘nin genelbaşkanı Tayyip Bey‘e yarar diyorlar! İyi, tamam, güzel de, Rey verince kime yarıyor ki? ...... Esasında bu yazıya rey vermek konusunu yazmak için başlamamıştım. Bu yazıyı, şu birilerinin tuzağını bozan, yani İyi Parti‘yi seçimlere sokmamak için kuyu kazanları kendi kazdıkları kuyuya (beklenmedik bir çıkışla) itekleyen 15 millet vekilini yazmak için başlamıştım. Daha doğrusu; Millet vekillerinden de ziyade onların bu siyasi kumpas mucitlerine verdiği tedirginlik, panik beni bile şaşırttı! Şekil olarak tasvip etmememe rağmen, ama bir siyasi puştluğu önlediği için bu 15 vekilin hamlesi benim bile hoşuma gitti... İşte onu yazmak için başlamıştım. Şaşırdılar... Bir gün önce İyi Partiyi seçime sokmama garantisi aldıkları için Kızılcahamam‘da gazetecilerin karşısında beşlik simit gibi sırıtarak dalga geçenler, hatta utanmadan “biz seçime girmelerini isteriz!.„ diye geyik yapmaya kalkanlar dahil hepsi şaşırdı hepsi... Suratları düştü, küstüler... Onların o halini gördükçe, “ Darıldın mı cicim bana..„ türküsünü hatırladım hep... Ha şimdi bazıları diyecek ki, bu işin siyasi puştluk neresindeydi? Neresinde olacak, her yerinde! Mevcuttan başkası seçilmesin diye bütün numaralar çekilmiş, bütün engeller dizilmiş... Cumhurbaşkanı adayı olmak için, Ya 20 vekil, ya yüzbin YSK tastikli seçmen imzası bunlar yetmiyormuş gibi bir de 100 küsür bin TL. para... Hem de bunları prematüre seçim veya kapkaç seçim olması hasabiyle 5-6 günde gerçekleştirmen lazım... Yoksa adaylığın yanından bile geçemezsin. Millet vekilliği seçimlerine sokmamak için de her türlü tuzak ortada değil miydi? İktidar sözcülerinden birinin İyi Parti'nin seçime katılıp katılmayacağı sorularına yanıt verirken; "Yeni kurulmuş bir parti, o da kusura bakmasın. Bir sonraki dönemde yapılacak seçime hazırlanması gerekir" demesi ne manaya geliyor sizce? İlgili karar mercilerini bile beklemeden böyle bir karar vermenin adı ne? Bunun adını siyasi puştluk koymazsak ne koyacağız? Siz her türlü tuzağı kurun, birileri de sizin tuzağınızı bozunca ağzınıza geleni söyleyin... Ve sonra da bize ahlâk abidesi kesilin... Bir hükümet sözcüsünün de dediğine bakar mısınız; "15'ler olayı Türk siyasi tarihinin siyasi ahlaksızlık abidesidir. Güneş Motel dahil böyle bir ahlaksızlık abidesine Türkiye şahit olmadı." La havle!.. Siz her türlü politik edepsizliği yapın, bırakın 15 Millet vekilini 50 yıllık partiyi ve yöneticilerini transfer edin hem de tabanının rızası dışında... Sonra halkın seçtiği Başbakanları, Belediye Başkanlarını halkın iradesini hiçe sayarak görevden alın, görevden ayrılmak istemeyeni tehdit ederek gönderin, bütün bunlar edep olsun, ahlak olsun ama başkaları en ufak bir manevra yapınca siyasi ahlaksızlık olsun... İnsanın “ hasittirin... „ demekten başka aklına hiç bir şey gelmiyor ki!.. Birisinin de ne üstüne vazifeyse, İyi Parti‘ye seçime girme desteği veren 15 Millet vekiline kiralıklar, satılıklar demesi hepten komik! Çıkmış bir de yüzlü yüzlü; “Cumhur İttifakı’nı hazmedemeyen çevreler ne yapacaklarını, nereye bulaşacaklarını şaşırmış durumdadırlar„ diyor... Halbuki şaşırmış olan kendisi! Şaşırmasa hem elin adamına koltuk değnekliği yapıp hem de daha şimdiden "İktidara ortak olmayacağız" der mi? Madem iktidara da ortak olmayacaksın ne işin var siyasetle, seçimle? Git antika arabalarınla tur atarak Ferdi Tayfur dinlemeye... demezler mi adama? Sonra sen değil miydin, "siz de cümbüş ittifakı kurun" diye akıl veren... Al sana cümbüş ittifakı, niye zoruna gidiyor ki? Yani anlayacağınız kendileri her türlü gayrı ahlaki yollara başvurduları zaman iyi, ama rakipleri bir karşı atak yapınca toptan ahlaksız oluyorlar. Kimden dinlemiştim hatırlamıyorum ama şimdi tam yeri! ...... Adamın biri evinin bahçesinde bostan yapıyormuş... Ancak komşusunun iki keçisi adama rahat vermiyor, nasıl ediyorlarsa bostana girip kara lahanaları yiyip yiyip kaçıyorlarmış. Bostan sahibinin canına tak etmiş, canı iyice yandığı için “Ulan keçiler sizi bir yakalarsam sırtınızda sopayı kıracağım..„ deyip dururmuş. Keçilerin sahibi olan komşusuda adamcağız sinirlendikçe kenardan kenardan bakıp bıyık altından hep gülermiş... Olacak ya bostan sahibi bir gün bir fırsatını bulup keçileri kıstırmış, iki keçinin ikisini de İp‘le bağlayıp başlamış dövmeye... Sopa biraz ağır gelmiş olacakki hayvanlar bir zaman sonra her deynek vuruşta yellenmeye başlamışlar. Adam deyneği vurdukça hayvanlar yelleniyor, yellendikçe de deyneği yiyorlarmış... Bostan sahibinin o kadar canı yanmış ki hem hayvanları dövüyor hem de hayvanlara bağırıyormuş; “Yaa... Nasılmış... Sopa ağır geldi değil mi?... Ne o? Lahanayı yerken hıyır... Hıyır... Sopayı yerken cayır... Cayır... Yook arkadaş yok... Size asla merhamet etmem hiç boşuna yellenmeyin..„ diyormuş... .... Şimdi ben de keçi dövmeyi sevmem, hatta onların tabiriyle ahlaki de bulmam ama bu 15‘ lik sopalar inanın benim bile hoşuma gitti... Neden hoşuma gittiğini siz bilemezsiniz, ama devamlı elin lahanasını yiyen keçiler iyi bilir!.. Sağolsunlar onların sayesinde yılların türküsü bile değişik söylenmeye başlanmış! Geçenlerde Samsun‘da bir Bağlamacı dükkanının önünden geçerken içeride “Hey onbeşli onbeşli..„ türküsünü söyleyen birinin sesini duydum. Durdum, vitrine bakar gibi yaparak birazcık dinledim... Melodi aynı idi, ancak sözleri biraz değişmişti! Bir kıtası aklımda kaldı, satırlarımı o aklımda kalan kıtanın sözleriyle bitireyim... Söyleyen diyordu ki; “Hey onbeşli onbeşli, Sandık yolları taşlı, Onbeşliler geleli, Beylerin gözü yaşlı! ..... Aslan yarim alevlenme, korlanma, ..... Onbeşliler geldi diye zorlanma!.. ……………………….. Kusura bakmayın gerisini aklımda tutamadım... Selam ve muhabbetle efendim. Ozan Arif 29 Nisan 2018 Samsun

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de