Üye Girişi

Üye Girişi

MİLLETE YAZIK OLMASIN!.. Bazısına anlamsız

Yazan  Ozan Arif
MİLLETE YAZIK OLMASIN!.. Bazıs MİLLETE YAZIK OLMASIN!.. Bazıs
MİLLETE YAZIK OLMASIN!.. Bazısına anlamsız gelebilir! Ama benim sık sık ettiğim dualardan biri “Ey merhameti kahrını örten Allah’ım; bana acınacak hale düşmeden önce acımayı öğret” şeklindedir… Çünkü bence acımak sanattır. İnsan acımayı öğrendikçe gerçek insan olur. Acımak acziyetin değil tam aksine gücün hatta dirayetin nişanesidir bir açıdan… Düşünsenize başkalarının çaresizlik ve acılarının karşısında vurdumduymazlıktan kurtulup yüreğinizin onlarla empati yapması yani sizi onun yerine koyması ne güzel ve ne asil bir duygudur o yürek için… Ancak bu bence acımanın en ilkel, en basit şeklidir! Benim sanat olarak nitelendirdiğim acıma bu değildir. Bence sanat olan acıma, hislerinin tüy gibi titremesinden kurtulmuş, ne istediğini bilen, nerede ne için acıma duygusuna kapıldığının farkında olan yüreklerin işidir… Çünkü o yürekler bu acımanın hangi noktada durdurulacağını da iyi bilirler! Yani acıma duygusu sahibi olacağım, merhametli olacağım diye hainlere, zalimlere de acımaya kalkmazlar. Eğer bunu yaparlarsa zulmün ve ihanetin gelişmesine yardımcı olmuş olurlar, dolayısıyla kendileri de zalimleşirler… Velhasıl basit acıma duygusundan kurtulamayan o sanat olarak addettiğim acıma duygusuna kavuşamayan bir insan eline fırsat geçirip, bir parti başkanı hatta devletin en önemli makamlarına geldiğinde kıyıcı olur kıyıcı… Bırakın acımayı tam bir zalim olarak çıkar karşınıza! Tarihte bunun örnekleri çoktur. Mesela bir hamam tellakı iken ihtilal elebaşılığına kadar yükselen meşhur “Patrona Halil”, Lale devrinde yapılmış o nadide bahçeleri, köşkleri, konakları ateşe verip yakıp yıkmış “1. Mahmut” döneminde kafası kesilinceye kadar bu kabiliyetini, yani yıkma ve yakma maharetini, hiç acıma hissi olmadan şöhret, mal, mülk edinme hırsıyla harcamıştır. Daha önceki tarihlere gidecek olursak “Hülagü Han” gibi “Baycu Noyan” gibi yakıp yıkan tarihi tiplerden örnekler verebiliriz. Velhasıl acımak sadece insanın insana duyduğu basit bir duygu değildir… Hayvana, bir ağaca, bir çiçeğe hatta bir sanat eserine acımak veya tarihi değerlere acımak, yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi acıma olgusunu bir sanat haline getirir. Şimdi mesela bugünlerde şu şeker fabrikaları meselesi var! Bunlar Cumhuriyetimizin ilk sanayi çiçekleri… Neden arsaları yüzünden acımasızca ranta kurban ediliyor? Toki’ler için veya Avm’ler için betonlaştırılacak başka yerler mi yok? Buralardan kimler cebini dolduracak,? Bu fabrikalar zarar bile etseler, modern makinalarla kar eder hale getirilip hem cumhuriyetin, hem bulundukları çevrenin, hem o fabrikalara ham madde yetiştiren köylünün hem çalışanlarının yüzleri güldürülemez mi? Samsun’da Amerika’n arzularıyla kapatılan sigara fabrikalarının, haraç mezat satılan devlet üretme çiftliklerinin önünden geçerken içim sızlıyor içim… Şimdi Samsun’da ne tütün çiftçisi var, ne tütün var, ne de tütün fabrikası… Satılan Azot, Bakır farikaları da cabası… Yani ne olacak böyle? Bu acımasızlık ne kadar sürecek? Yıkmakta veya satmakta gösterdiğimiz başarıyı acaba yapmakta da gösterebiliyor muyuz? Gösteriyorsanız üretime dönük ne yaptınız söyler misiniz? Kusura bakmayın beyler, sizin kendinizi sevme veya sadece kendinize acıma duygunuz her türlü gerçeğin önünü almış adeta ruhen buhran içindesiniz. Hal böyle olunca kendi benliğinizi tanıyamıyorsunuz ki karşınızdakileri tanıyasınız… Başkalarının sevilecek, takdir edilecek veya acınacak yanlarını göremediğiniz için de hükümleri sadece kendinize göre verip ne karşınızdakileri hatta ne de halkı hesaba katmıyorsunuz. Dolayısıyla kendi yanılmalarınızın ve kandırılmalarınızın hatta içten içe yaşadığınız huzursuzluğun da ana sebebi yine kendiniz oluyorsunuz. Yaptığınız bu haksızlıkların ve yanlışların sebebi kendinizi tanımaktan kaçmanızdır. Evet siz bana göre kendi kendinizi bile tanımaktan kaçan bir güruhsunuz! Halbuki kumanda edecek, hüküm verecek, yönetecek, karar sahibi olacak kişilerin, (o benim yazının başında vurguladığım) sanat sayılabilecek olan acıma duygusuna sahip olan, benlik duygusunu yenmiş kimselerden, sağ duyuları kuvvetli, hırs ve menfaatten kopmuş kişilerden oluşması gerekir diye düşünüyorum. Karalayıcılar, müfteriler, iftiracılar, hak yiyiciler, zulme yardımcı olanlar, para ile satın alınabilenler acıma sanatında kendi kutusundan dışarı çıkamamış zavallılardır. Onun için onlar maddi, manevi veya milli değerlere acımaktan ziyade, “yörük sırtından kurban kesmeyi", bir başka anlatımla da “el başından saç yolmayı” sanat haline getirmişlerdir. Allah bu milletin yüzüne baksın. Şeker Fabrikalarına kıymayın Efendiler… Çalışanlarına kıymayın… Yazık olmasın Şeker pancarı üreticilerine, yazık olmasın o fabrikaların bulunduğu şehirlere… Mısır şurubu yemeye mecbur etmeyin memleketi, memlekete yazık olmasın… Kanser olmasın çocuklarımız kanser… Millete yazık olmasın. Olmasın… Olmasın… Olmasın. Ozan Arif 26 Şubat 2018 Bad Homburg

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de