Üye Girişi

Üye Girişi

GÜRLEMEK BAŞKA, YAĞMAK DAHA BAŞKA!.. Benim

Yazan  Ozan Arif
GÜRLEMEK BAŞKA, YAĞMAK DAHA B GÜRLEMEK BAŞKA, YAĞMAK DAHA B
GÜRLEMEK BAŞKA, YAĞMAK DAHA BAŞKA!.. Benim Kerkük sevdamı, Musul sevdamı velhasılı Türkmeneli sevdamı anlatmaya bile lüzum görmem... Kendiminkini görmediğim gibi hiç bir ülkücününkini de görmem... Çünkü nerde ise her sahneye çıkışımda, her elime fırsat geçişinde Türkmeneli‘nden veya oralar gibi esir Türk diyarlarından bahsetmeden yapamadım. Yani oraları, oralardaki soydaşlarımızın dertlerini dilim döndüğünce, aklım erdiğince anlattım durdum. Ve benim ülküdaşlarım da beni dinledi, beni dinlemekle de kalmayıp, oraların acısına, ızdırabına, yasına gömüldüler adeta... Çünkü biz Başbuğ‘umuzdan öyle gördük ve öyle öğrendik. Dolayısıyla oralarla hep ilgilendik. Siyaseten bizi çekemeyenler Türkiye dışında ki Türklerle ilgilenmemizi karikatürize ettiler... Bu günün şartlarında bizi bütün Türk Topraklarını Türkiye‘ye katarak büyük bir “Turan„ adlı devlet kuracağımızı söyleyerek hayalcilikle suçladılar... Halbu ki bu günün şartlarında bizim Turan hayalimiz, bizim kimsenin görmek istemediği derdimiz, Soydaşlarımızın bulundukları coğrafya parçalarında esaretten kurtulması, özgürlüklerine kavuşması, huzur içinde yaşaması ve onlarla gönül bağı kurulmasından başka bir şey değildi... Bir nevi Ekonomik Turan'ı gerçekleştirmekti... Hala da öyle... Yani Kırım‘lı Türk düşünürü İsmail Gaspıralı‘nın dediği gibi; “Dilde, Fikirde, İşte birlik„ Hadi bunu Atatürk‘ün dediği gibi biraz daha şumullu hale getirelim. Tasada, kıvançta beraberlik sağlıyarak hem kültürel, hem akademik, hem de ekonomik birlik oluşturup bir dünya gücü haline gelmekten ibarettir... Ha buna bile hayal diyenler varsa, o zaman adama sorarlar; Avrupa birliği hayal olmuyor, o gerçekleşiyor da, Türk birliğine gelince mi hayal oluyor? Yoksa herkes kendi coğrafyasında rahat durdukça, bizim ülkemizin topraklarında gözü olmadıkça, bizim soydaşlarımıza zulüm yapmadıkça, Türkiye Cumhuriyeti‘nin banisi,kurcusu Atatürk ne demiş? “ Yurtta sulh, Cihanda sulh„ yani “ Yurtta barış, Cihanda barış „ demiş... Peki birileri Türkiye dışında ki soydaşlarımıza bulundukları yerlerde zulüm ediyorsa “ Yurtta sulh, Cihanda sulh „ diyerek, onlara duyarsızlık gösterip yan gelir yatacak mıyız? Hayır asla yatmayız... Yatamayız... Çağın şartlarına ve ülkeler arası hukuki veya diplomatik şartlara göre savsaklamadan elimizden ne gelirse yaparız, yapmamız da şarttır. Hatta bazen hukuk dışı, diplomasi dışı davranışlar da gösterebiliriz! Ama bu davranışları gösterirken hukuken veye diplomatik olarak Ülkemizin elini zayıflatacak dangalaklıklar yapmayız!.. Yani öyle karşımızda 80-100 yalaka bizi alkışlıyor diye dolmuşa binip, “81 Düzce... 82 Kerkük... 83 Musul...„ diyerek bağıra bağıra başkalarının eline (yarın Ülkemiz Aleyhine kullanacağı) kozlar vermeyiz... Ya ne yaparız? İcraat yaparız icraat!.. Benim ne demek istediğimi, lafta değil, gerçekte Türkeş‘in dizinin dibinde yetişenler bilir. Çünkü yakın geçmişimizde bunun örnekleri var! Mesala; Sonradan basına da sızdığı için benim de şahidi olduğum, yakın geçmişimizden bir örneği fazla detaya girmeden verebilirim! Daha doğrusu basına sızış şeklini size hatırlatayım, çokları o olayı hatırlayacaktır! Basından şu kadarını okuyun sonra yine mütalaya devam edelim; ( MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in Ermenistan Cumhurbaşkanı Petrosyan'la yaptığı görüşmeler kamuoyuna açıklanınca çeşitli yorumlara sebep oldu.„ ) ...... İşte o zaman bazı basın unsurları tarafından çarpıtılmak istenen bu konu, MHP ve Ülkücüler içinde bakın nasıl değerlendirildi!.. Gelin isterseniz o zaman ki Ülkücülerin değerlendirmesini de basından okuyalım; ( .... MHP lideri Alparslan Türkeş'in, Ermenistan Devlet Başkanı ile görüşmesi konusunu kamuoyu yanlış değerlendiriyor. Bir kere görüşme talebi bizden değil, Ermeniler'den gelmiştir. Bugün Azerbaycan'da Türkeş'in ciddi bir ağırlığı vardır. Oradaki insanlar Türkeş'i Türki ye'deki bir siyasi partinin genel başkanı olmasının ötesinde Türk dünyasının lideri olarak görmektedir. Bu meselenin çözümü her iki ülkenin de menfaatinedir. Azerbaycan'ın işgal edilen topraklarının geri alınması, Karabağ meselesinin çözülmesi, Orta Asya petrolünün en kısa yoldan Akdeniz'e ulaştırıİması iki ülke arasındaki problemlerin belli bir anlaşma ile neticelenmesine bağlıdır. Türkeş de bu düşüncelerle, Büyük Ermenistan'ın kurulmasını engellemek amacıyla bu girişimlerde bulunmuştur. Türkeş'in Ermenistan lideriyle görüşmesini bazıları eleştirdi ama bu görüşmeden devletin yetkili organlarının haberi vardı. Türkeş her hareketini hem Dışişleri Bakanı'na hem başbakana hem de cumhurbaşkanına haber vererek gerçekleştirdi. Türkeş, Azerbaycan'ın menfaatlerini savunmuştur... ) Evet o zaman ki yetkililer olayın iç yüzünü yakinen bildiği için açıklamayı, değerlendirmeyi bu şekilde yapmıştı... Şimdi bu Ermenilerle Başbuğ görüşmenin bir kısmına da Başbuğ'umuzun ağzından ben şahit olduğum için, yukarıdaki yetkililerin açıklamasında (işin o zamanki vahameti sebebiyle) yer bulmayan bence en önemli diyaloğu ben söyliyeyim!.. “Türkeş'in, Ermeni tarafının isteği üzerine Ermenistan Cumhurbaşkanı Petrosyan'la yaptığı görüşmenin ana sebebi bence Ermeni Cumhur Başkanının şu talebinde gizliydi! Petrosyan talep ediyor, diyor ki; - “ Sayın Türkeş Bozkurtlarınızı Karabağ Cephesinden çeker misiniz „ Başbuğ‘umuzun verdiği cevap ise; - “ Bozkurtların oradan çekilip çekilmemesi tamamen sizin elinizde, çekilmelerini sağlayacak şekilde davranırsanız mesele kalmaz..„ Bu konuyu daha fazla uzatmadan sadete gelecek olursak; Haaa... Neymiş demek ki? Yağmur getirmeyen gürlemeler, fayda getirmekten ziyade kafa şişirmeye, veya düşmanların yiyeceği mamayı pişirmeye yaramaktan başka hiç bir şeye yaramazmış... Bu olaydan çıkarılacak ders bu bence.... Şimdi de gelelim karşılaştırmamız gereken hususa; O günleri hatırlıyorum oralarda gidip gönüllü (Azerbaycan Türkü ile omuz omuza) Ermeni hatta rus askerleriyle savaşan ülkücüleri, Başbuğ‘umuz asla iç siyaset için şov vesilesi yapmamış hatta kimsenin ruhu bile duymamıştı... O zaman Rahmetli Başbuğumuz da bilirdi, Ervan‘a, Çarentsavan‘a, Gümri‘ye hatta Sevan‘a, Eçmiyazin‘e Türkiye plakası vermesini... Ama o yağmayacaksa gürlemez ve ona buna maskara olmazdı!.. Gürlediği zaman da işte üstünde gürlediği devletin başkanlarını yukarıda ki örnekte olduğu gibi ayağına getirirdi!.. ....... Ya şimdi; “81 Düzce... 82 Kerkük... 83 Musul...„ diyerek ver gazı... Şak... şak... şak.... şak... şak.... Hop yahu.... Bir de bu işi akl-ı selim değerlendirenlere bir bak... Ciddi bulmuyor hatta kıs kıs gülüyorlar be... Çokları sizinle dalga geçiyor dalga... Salonlar da bile taşıma taburları olmadan 500 kişiyi artık bulmaya zorlananlar, 5000 ülkücüyü savaşa gönderecekmişşş... Hadin ordan be... ........... Ne beş bini? Bana sorarsanız beş milyon ülkücü, hatta daha fazlası bile böyle bir konu için savaşa gider... Hem de gözünü kırpmadan gider. Ama Ülkücü artık akıllandı! Ülkücü artık yağmur yağdırmaktan uzak, gürlemekten başka hiç bir numarası olmayan, büyük tepelerin kucağına oturmuş! kara bulutların ağzına bakarak, bırakın savaşa gitmeyi, helaya bile gitmez helaya... Ülkücü bundan sonra ancak Başbuğ‘umuz gibi yağmur yağdıracağından emin olduğu, rahmet taşıyan bulutların arkasından savaşa, (şavaştan da ne?) ölüme gider ölüme... Ama böyle boş boş icraatsız gürlerseniz bir haftadan beri seyrettiğimiz gibi herkes dalga geçer! Haberlerde dalga geçer, açık oturumlarda dalga geçer, yazan-çizen herkes dalga geçer... Geçer de geçer... Laf aramızda geçmekte de haklılar bence! Sen, basiretsiz, ferasetsiz idarecilerin Hava Alanımızda, O şerefli Türk bayrağının yanına astırdıkları Barzani şerefsizinin paçavrasını indirtmek için burnun dibinde ki hava alanına 5 kişi gönderebildin mi de 5000 ülkücüyü şavaşa göndermeye kalkıyorsun? Bırak o paçavrayı indirme gayretini, o gaflete hatta bence ihanete varan o davranışa adeta bigane kaldın... O zaman yapsaydın ya delikanlılığını? Yapmadığın gibi sonradan onlara sahip çıktın ve çıkmaya da devam ediyorsun. Zaten sizin gücünüz, sizin delikanlılığınız ancak 50-60 ülkücü evladımızı dolmuşa bindirip, ya kendinize muhalif olanların konuştukları salonları basmak için salonlara, ya da Ozan Arif‘in evini basmak için Ozan Arif‘in kapısına birilerini göndermeye yeter... Başka şeye yetmez... ( Hadi beni mahcup çıkarın da görelim! ) O da durun bakalım nereye kadar?!.. Gün doğmadan neler doğar! Not; Yazı biraz uzadı... Zamanınızı aldığım için kusura bakmayın. Selam ve Saygı ile... Ozan Arif 7 Ekim 2017 Samsun.

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de