Üye Girişi

Üye Girişi

DÜN ZULÜM ÇİÇEK AÇTI!.. Dün yani 19

Yazan  Ozan Arif
DÜN ZULÜM ÇİÇEK AÇTI!.. Dün yani 19 Haziran'da bir zulüm daha yaşadık!.. 19 senedir yaşadığımız zulümler gibi! Zalimi aynı, ama şekli başka bir zulüm!.. Şu mübarek Ramazanda her müslümanın yaptığı gibi ailesiyle ramazanı idrak etmesi, çoluğu çocuğuyla orucunu açması gereken insanlar, evini barkını bırakıp yollara düşmüş, uzak yakın demeden, otobüs koltuklarında uyuyarak, yollarda bulduklarıyla iftar ederek oruç oruç Ankara'ya doluşmuştu... Kongre olacak salona doğru yürürken yollarda yorgun argın ama bir o kadar da şevkli oluşlarını seyrettim o insanların... Evet evet "19 Haziran Tüzük Kongresi" için Ankara'ya gelen MHP'lilerden, delegelerinden, dava arkadaşlarımızdan bahsediyorum... Benimle aynı sancıyı çeken ülküdaşlarımdan, ülkücülerden bahsediyorum... " Bütün bunlar ne için?.." diye mırıldandım onlarla yürürken... Herhalde biraz sesli mırıldanmış olacağım ki; Yanımda yürüyen bir kardeşimiz; " Davamız için... Partimiz için... Zulümden , zalimden kurtulmak için Ozanım.." diye adeta bana cevap verdi... Ben de yorgundum... Ama yine de tebessüm ettim ve sordum! "Zalim kim?.." "Dalga geçme Ozanım... Sen bizden iyi biliyorsun... Hani sen diyordun ya, (Ben adam sanmıştım, adam değilmiş) diye, İşte o...." dedi... Ve başladı saymaya... " Bizi adam yerine koymayan o... Bizim imzalarımızı kabul etmeyen o... Bizi mahkeme kapılarında süründüren o... Kazandığımız mahkemeyi kabul etmeyen o... Üstelik bize hain diyen, korsan diyen hep o... Aha bu mübarek ramazanda bizi yollara düşüren yine o... Sırtımızda taşıdık taşıdık... (Yeter artık in arkadaş...) deyince hep kötü olduk... - Tamam da sizi Ramazanda bu kongreye o mu çağırdı ki böyle söylüyorsun? dedim... Dedi ki; " O çağırmadı, (Çağrı Heyeti çağırdı) ama o mecbur etti Ozanım... Ne yapalım yani ramazanda bu işi yapmazsak "10 Temmuz"da gidip onun tuzağına mı düşelim... Ramazan-mamazan bu iş bitecek..." Kararlılığını görünce merak ettim sordum; " Böyle konuştuğuna göre, sen delege misin?.." Bana çok değişik bir cevap verdi; " Evet delegeyim, ve delegeliğim ilk defa bir hayırlı işe yarayacak Ozanım..." dedi... Müsade deyip, arkadaşlarına yetişmek için hızlandı... ...... Ben arkasından bakarak tamam Arif dedim kendi kendime... Bu iş bitecek... Ve bitti... Delegeden Allah razı olsun. ....... Bu insanlar belki her şeyi unutur ama sanıyorum o dünkü zulümü unutmaz... O delegenin ima ettiği zalim dünkü kongreyi, herhalde koltuğunun kanatlarına sıkı sıkı yapışıp, soğuk terler dökerek seyretmiştir televizyonlardan... Sanıyorum zevk aldığı tek yan o insanların çektiği çile olmuştur... Çünkü sadist... Çünkü acıma hissi diye bir hissi yoktur o zalimin... Varsa bile inanın sadece kendisi için vardır... Ve bu bir klinik durumdur! Eğer sağ olsalardı bu durumu Rahmetli Recep Doksat veya Ayhan Songar ağabeylerimiz daha iyi tahlil ederlerdi... Ama maalesef ikisi de aramızdan ayrılalı yıllar oldu... İsterseniz gelin benim acemi izahımla bitirelim bu yazıyı! ......... Doğru-yanlış... Benim izahım şu; İnsanın kendini beğenme, sadece kendini sevme ve kendine acıma duygusu bütün gerçeklerin üstünü kapatır. Bu hali onun terazisidir... Dolayısıyla böylesine duygulardan oluşan terazi doğru tartmaz! Netice olarak da kendini bile tanımayan bir zavallı zalim olarak karşınıza çıkar... Başkalarının ne sevilecek yanlarını görür ne acınacak hallerini görür... Kendi göbeğini kutup yıldızı sanan bir canavara döner. Hiç kimseyi kendi ile mukayese etmez... Empatisi yani kendisini başkalarının yerine koyma duygusu asla olmaz... Eee işte o zamanda bütün kararlarını kendine göre verir. Bu da devamlı yanılmalar ve huzursuzluklar getirir... Ne kendinde huzur vardır ne başkasına huzur verir. Karalayıcı, hak yeyici, iftiracı, kendi kabuğunu kıramayan zalim olup çıkar karşınıza... Bu durum daima kendisini tanımaktan kaçmanın, kaçınılmaz sonucudur. Yani demek istediğim o ki; Yönetecek, karar verecek daha doğrusu yol başçısı veya lider olacak insanlarda "Ben" prangasının kırılmış, sağ duyuları kuvvetli, kinden-garezden uzak, menfaatten kopmuş, merhamet veya acıma gibi duygularla barışık olması lazım... Neden yazıyorum bütün bunları... Bir zalimden kurtulurken, Başka bir zalime düşmeyelim diye yazıyorum tabi... Sütten ağzım öyle yandı ki, Bırakın ayranı, yoğurdu, inanın buzu bile üflüyorum artık! Çünkü anladım ki hepsinin aslı su! Ozan Arif 20 Haziran 2016 Samsun.

Arif'çe

  • BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM!
    Yazan
    BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM! Bugün dedi isem 31 Ağustos anlamayın! Hemen kısaca izah edeyim; Benim kimliğimde doğum tarihi olarak '10 Haziran 1949' yazılı. Babam doğduğumdan kim bilir kaç sene sonra nüfus kâğıdımı çıkartmaya gidince,Alucrada‘ki zamanın nüfus memuru kim ise böyle bir tarih yazmış.
    Yazan Çarşamba, 30 Ağustos 2017 23:37 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de