Üye Girişi

Üye Girişi

ŞU ŞAKŞAKÇILARA, ŞAŞIYORUM VALLAHİ!.. Tamam

Yazan  Ozan Arif
ŞU ŞAKŞAKÇILARA, ŞAŞIYORUM ŞU ŞAKŞAKÇILARA, ŞAŞIYORUM
ŞU ŞAKŞAKÇILARA, ŞAŞIYORUM VALLAHİ!.. Tamam saygıyı anlarım... Sevgiyi anlarım... Esasında hak etmeyen birilerine bunları bile anlamam zor da!.. Ama gel gör ki; Makam, siyasi erk yani siyasi güç sahibi kişileri, sırf yağlı kemik beklentisiyle, ulufe ya da bir köşe kapmak için göklere çıkarıyor bazıları!.. Kim bunlar? Kim olacak yazıya başlık yaptığım şakşakçılar... Şakşakçılar... Kraldan fazla kralcı kesilen yalakalar yok mu? İşte onlar!.. Saygıyla, sevgiyle de kalmıyor bazısı uçuruyor sanki... Nerde ise (tövbe-haşa) Nebileştiriyor...Tanrılaştırıyor... Günümüzde bile çok örneğine rastlamıyor muyuz?! " Ona dokunmak bile ibadet sayılır..." " Allah'ın bütün sıfatlarını üstünde toplamış..." v.s türünden söylenilen saçmalıklara herhalde siz de şahit oldunuz... Peki bütün bunlar neden? Neden olacak, göze girme, beğenilme dolayısıyla ikbal beklentisi daha doğrusu yallanma uğruna... Yoksa bir insan neden bu kadar köpekleşsin ki? Size bir şey söyliyeyim mi? İnanın belki de Hitler'i, Mussolini'yi, Lenin'i, Stalin'i, Franko'yu veya bunlar gibi ne kadar zalim varsa hepsini bu derece zalim yapanlar bu etraflarını sarmış olan şakşakçılardır... Yalanı, yanlışı, fevkalade hataları bile alkışlanan biri zalim olmaz da ne olur Allah aşkına... Adamda zaten adamlık yok sen bir de tutup alkışlıyor, nerdeyse semaya çıkarıyorsun... Adam adam olsa yani kemalet sahibi olgun kişi olsa bu davranışlardan haz duymaz üzülür... Hele hele yüksek ruhlu insanlar nefret eder nefret... Alçak ruhlu insanları ise, dozajını aşmış, yalakalık derecesine varmış iltifatlar şaşırtır... Şaşırttığı gibi de kendi yanlışlarında keramet aramaya başlarlar ve karşınıza insanî değerlerden uzak diktatörler çıkar... ................. İşte buyurun bir tane de bizde var! Atıyor, tutuyor, asıyor, kesiyor... Ramazan-mamazan demiyor, ha bre sallıyor da sallıyor... Halbuki ölecek hasta bir iyilik gösterir derler... O da yok!... Ancak ağzında bir laf; " Tanımıyorum..." Mahkemeyi tanımıyorum... Kanunu tanımıyorum... İmza verenleri tanımıyorum... Değişiklik isteyenleri tanımıyorum... Çağrı heyetini tanımıyorum... 19 Haziran Tüzük Kongresini tanımıyorum... Eee... o zaman insanın tepesi atıyor... Kızıyor insan... İşte tam bu kızgınlığımın ortasında bir arkadaşım; " Kızma Ozan'ım kızma... Benim rahmetli dedem de son zamanların da hiç bir şeyi tanımıyordu!.." diyerek beni güldürmeyi başardı! Kızılmayacak gibi mi be Ülküdaşım?! Kendisine yeter artık dedikleri için nerde ise bütün ülkücüleri hain ilan etmekle meşgul... Bir değil beş değil devamlı aynı laf... Peki o zaman ben de diyorum ki; Eğer biz, yani bütün ülkücüler hain ise, SEN NESİN SEN... SEN... Hani derler ya; "Amirin en eşkıyası, halkı eşkıya edendir..." Dolayısıyla, bizi hain eden hainin en fosforlusu olmuyor mu?! Yine meşhur sözdür; " Taç giyen baş akıllanır..." derler... Hani nerde? Zerre kadar akıl var mı? Aklı olan böyle davranır, böyle laflar eder, böyle saçmalar mı? Ağzı kör keser gibi, düzelteceği yerde devamlı parçalayıp duruyor!.. Tam 19 senedir kafasında taç... Hükmetmekten başka ne öğrendi? İdare etmeyi öğrenebildi mi? Maalesef hayır... İdare etmeyi bilmeyen, hükmetmeyi de beceremez... Zaten becerse ben böyle yazar mıyım? 18 senedir söylüyorum, işte buyurun her şey ortada! İhtirastan, kinden, garezden, het-hüt etmekten başka bir şey gören varsa beri gelsin... ........ Ama yoook... Yağcılarına, yalakalarına sorsan öyle değil... Her şeyi önceden gören, her dediği çıkan, çok sevecen, çok efendi... hareketi zaferden zafere götüren... "Bi bilmeye, her şeyi bilen(!)" Şöyle bilge, böyle alim... Gözü tok, gönlü tok... Devletin maaşını bile almayan, "Piskevütle" beslenmiş... Rakamlarla süslenmiş..." Efendim işte sıralayın... İşiniz gücünüz yoksa sayın da sayın... Böyle bir muhteşem varlık Beyefendi(!) ..... Ama gerçekler hiç de öyle demiyor! Gerçekler tam tersini söylüyor! O sebeple ne yaparsa yapsınlar, Hangi taklayı atarlarsa atsınlar, eğer fıtratında yoksa, bir insanda çakma değerler tutmaz... Ey yalakalar... Ey yağlı kemik umanlar... Ey Beyefendinin meşhur yol arkadaşları(!); Çevresinde sizlerin varlığı, sizlerin onu alkışlaması, savunması bile kalitesizliğin tescilidir bilesiniz... Çünkü sizin Ülkücülük gibi bir sevdanız yoktur. Olsa böyle davranmazsınız! Dağda bağı olanın, çakalla kavgası olur... Sizin yok... Sizin kavganız ülkücülerle, ülkücü iradeyle... Velâkin ne yaparsanız yapın bu iş bitti... O, 10 Temmuz için yollara döşediğiniz mayınlar, delegelere kurduğunuz pusular, o ihraçlarınız, o disipline vermeleriniz, ülkücülere karşı yaptığınız o sinsi planlar bile sizi kurtarmayacak... Artık yeter!.. Saltanat sürenlere değil, çile çekenlere ihtiyacımız var çile... İşte o sebeple bu iş bitti!.. İşte o sebeple siz bittiniz!.. Ne yalan söyliyeyim bitişinize hiç üzülmüyorum... Çünkü siz ülkücülerden çok "ah.." aldınız çok... Sağlığında "ah"ları toplayanlar, Geberince "oh"ları toplamaz mı? Ozan Arif 18 Haziran 2016 Samsun

Arif'çe

  • BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM!
    Yazan
    BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM! Bugün dedi isem 31 Ağustos anlamayın! Hemen kısaca izah edeyim; Benim kimliğimde doğum tarihi olarak '10 Haziran 1949' yazılı. Babam doğduğumdan kim bilir kaç sene sonra nüfus kâğıdımı çıkartmaya gidince,Alucrada‘ki zamanın nüfus memuru kim ise böyle bir tarih yazmış.
    Yazan Çarşamba, 30 Ağustos 2017 23:37 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de