Üye Girişi

Üye Girişi

KURT POSTUNA BÜRÜNMEK, SURET-İ HAKTAN GÖRÜNMEK!..

31 May 2016

Biraz uzun yazacağımı baştan söyleyeyim...
İster okuyun, ister okumayın.
Okuyan da sağ olsun okumayan da...

Siyasetin şu salı günü mavraları beni iyice tiksindirmeye başladı!

Çünkü siyasetin bence en pis yanlarından biri,
adına siyasi zeka dense de (aslında siyasi fahişelik) haksızlığın hak şeklinde gösterilmesi marifetidir!

Bu marifeti göstermek; elinde siyasi erk olanlar, kürsüleri zaptedenler, kendisine kameralar çevrilip ağzına mikrofon uzatılanlar için daha kolaydır...
Sallar dururlar...

Hadi haksızlık yapmayalım!
Bazılarının eline önceden yazılıp verildiği için, başını tenis seyircileri gibi bir o yana-bir bu yana çevirerek, o malum camlardan akan yazıları okur dururlar diyelim bari...
Onu da doğru okusalar yine yanmayacağım,
okuduklarına kendileri de inanmadıklarından, (sizinde farkettiğiniz gibi!) kekeleyip dururlar demek daha doğru olur...

.........

Biz işte bunu yaşıyor,
Yani biz Ülkücüler bu riyakâr saldırılara maruz kalıyoruz son zamanlarda!
Hatta ben şahsen, salı mavralarından hariç, yazılı basında olsun, tv'lerden olsun, yapılan açıklamaları hayretle izliyorum...

-Neymiş efendim hodri meydanmış...
-Yargıya saygılılarmış ama Yargıtay onların istediği şekilde karar vermediği için yamukluk yapmış meğer!..
-Ama olsunmuş canım!
Kurultay mı istiyorsunuz alın size kurultaymış...
-Hem tüzük kurultayı imiş, hem de seçim kurultayı imiş...
-Salon tutulmuşmuş bile...
-Tarih bile tesbit edilmişmiş...
-Hadi herkes gelsinmiş, kardeşlik içinde yapsınlarmış kurultayı...
-Yeterki her organizeyi onlar yapsınlarmış...
-Yeter ki ipin ucu onların elinde olsunmuş!..

Bunu diyenler kim?
Kim olacak 19 senedir ipin ucunu hiç bırakmayanlar!
İpin ucunu devamlı elinde bulundurma bağımlısı olanlar!
Yani anlayacağınız, halâ ipin ucu elinde olan beyler(!)

Öyle bir suret-i haktan görünme gayretindeler ki;
Sanki; işi bu noktaya getirenler onlar değil...

Sanki; insan gibi kurultay isteyen Ülkücüleri imza toplamaya mecbur edenler kendileri değil...

Sanki; toplanan imzalar karşısında şaşırıp, “548 değil, 1548 imza toplasanız bile size kurultay yaptırmayız..„ diyenler bunlar değil...

Sanki; Adolf Hitler edalarıyla, “asarız, keseriz, yeneriz, ezip geçeriz vs..„ diye Ülkücülere sünnetçi korkusu vermeye kalkanlar ve hala da buna devam edenler bunlar değil...

Sanki; Kanun-tüzük takmayız istediğiniz yere şikayet edin havalarında, Ülkücü İrade‘ye kurultay salonları yerine, mahkeme salonlarını gösterenler bunlar değil...

Sanki; Mahkemeden karar çıkınca da beğenmeyip, temyize yani Yargıtay‘a gönderen de bunlar değil...

Sanki; O arada Tosya‘dan, Gemerek‘ten kendi şeylerine göre karar çıkarttıranlar da bunlar değil...

Şimdi şunlara bakar mısınız;
Ancak kılıcı görünce salavat getiren, (teşbihte hata aranmaz) kılıç zoruyla imana gelen gavurlar gibi,
Yargıtay kararı olmadan imana gelmedikleri halde, hiç bir şey olmamışcasına hepsi birer gökten inmiş melâike kesildiler!..

Peki zamanında imana gelselerdi bu rezillik bu kadar uzar mıydı?
Elbette uzamazdı...
Yargıtaydan aleyhlerine karar çıkar çıkmaz şimdi imana geldiler!...
Esasında imana da gelmediler, imana gelmiş pozlarına girdiler!..
Pozlarına girdiler diyorum çünkü baksanıza çıkan karar işlerine gelmediği için Yargıtay‘a yamuk-mamuk demeye başladılar...

Tamaaam...
Diyelim ki Yargıtay yamuk...
(Gerçi bu kararı geciktirdiği için, bence de yamuk)
Ancaaak;
Adama sormazlar mı, Yargıtay kararı yamuk da,
Tosya kararı çok mu düzgündü?
Gemerek kararı çok mu düzgündü?
O zaman neden sesiniz çıkmadı? Sesiniz çıkmadığı gibi bir de tutup tam aksine o yamukluklara can simidi gibi yapışmadınız mı ha?..

Tabi işinize gelirse iyi, işinize gelmezse kötü değil mi?

Ve şimdi utanmadan Ülkücülerden güven bekliyorsunuz...
Size nasıl güveneceğiz?
Şahsi çıkarları için haksızlığa erketelik yapan size mi güveneceğiz?
Yoksa el-aleme verdiği her sözü tutmasına rağmen,
Ülkücülere karşı verdiği hiç bir sözü tutmayan Beyinize mi güveneceğiz?

“İnsan sözünden, hayvan yularından tutulur..„
Sizin nerenizden tutacağız?

Güvenin demek kolay, tamam da sizin neyinize güveneceğiz?

Daha partiyi ele geçirdiğiniz 1997'de ki ilk kongrede (partinin tabelasını bir holding tabelası gibi telâkki ederek) bu tabela bize 10 sene yeter diyen siz değil miydiniz?
Ama bak 20 sene oldu halâ yetmedi size!
Yetmedi ki bırakmamak için her yolu deniyor, çırpınıp duruyorsunuz!

Neymiş Efendim neymiş... Güvenelimmiş...
Hadin canım ordan!...
Kendi çıkarlarınıza göre tanzim etmek için, koskoca bir partinin binlerce üyesini bir gecede silerek sıfırlayan size mi güvenelim?

Her kurultay öncesi, çıkan adaylara olmadık hakaretleri yaptıran,
olmadık iftiraları atan, gittikleri şehirlerde taşlattıran, konuşma yaptıkları salonları bastıran hatta canlı yayında televizyonları bastıran size mi güvenelim?

Kurultay salonlarını (seçme kurşun askerlerle) geceden doldurarak, ülkücülere oturacak yer bile bırakmayan, girebilmeyi beceren insanlarla ise slogan yarışına sokarak ülkücüleri nerde ise birbirini kırdıracak noktaya getirenler...
Size mi güvenelim?

Yahu bırakın kurultayı,
kılıcınızın kestiği o ilk dönemlerde Erciyes‘te bile ülkücü yavrularımızı pavyon fedaisi gibi kullanarak tekir yaylasından kendinize rakip gördüklerinizi kovduran siz değil misiniz?..

Beni bile oğlumun yarı yaşındaki çocuklarımıza emir vererek kurultaya sokturmayan,
“girmekte ısrar ederse gerekeni yapın, ama dikkat edin kaşında-gözünde darp izi kalmasın!..„ diye darp edilmem için emir verenler siz değil misiniz?
4 Nisanda Başbuğ‘umuzun kabri başında dahi bana saldırma mangası yollayan siz değil misiniz?

Birkaç eleştiren makale yazdı diye gazeteci bir ülküdaşımızı gece evine giderken pusuya düşürüp 5-10 kişi birden aniden üstüne çullanarak darp eden veya ettiren siz değil misiniz?

Hadi bunlar eskidiii, mazide kaldı diyelim.

Be utanmaz arlanmazlar;
Daha dün dün!..
Delegeleri imza verdi diye il ve ilçe teşkilatlarını fesih eden, kapılarına kilit vurduran siz değil misiniz?

Ta o günden beri, Yargıtay kararından hemen sonra parti binasının bir bölümünü çok gizli görüşmelerin yapıldığı kozmik oda haline getiren ve taşradan çağırdığınız ülkücüleri o bölüme sokarak kimin şefkatli kollarına ne için teslim ettiniz?!
Bu gayretinizin amacı ne amacı?
Onları yarın yapılacak olan olağan üstü kurultayda pis emellerinizi gerçekleştirmek üzere Hasan Sabah‘ın Alamut Kalesinde fedai yetiştirir gibi yetiştirdiğinizden haberimiz yok mu sanıyorsunuz?

Bırakın bu zamana kadar Ülkücülere unutturduğunuz ülkücü literatürden sıkışınca kavramlar kullanmayı!...
Bırakın o Çankaya Yokuşu Edebiyatını!

Köprüye ihtiyaç duymazken Bozkurtlara beyaz çorap giyen hanzo... ayı diyen siz...
Ama bakıyorum köprüden geçeceğiniz şu sıralarda tekrar ayı dediklerinize dayı diyen yine siz...
Size mi güvensin Ülkücüler?

Yahu siz ne kadar utanmaz, ne kadar yüzsüzsünüz!..
Sizin derdiniz Ülkücülük falan değil,
Sizin derdiniz “Cizvit Papazları„ gibi birbirinizi taşımak, o koltuklara yapışıp, kene gibi Ülkücülerin kanını emmek...

Siz de biliyorsunuz ki, baştaki devrilince domino taşları gibi peş peşe yıkılıp gideceksiniz...
Paniklemeniz ondan...
Çırpınmanız ondan...

Bir de utanmadan Ülkücülerin zekâsıyla alay edercesine, ahde vefadan, ülküdaşlıktan, sevgiden, saygıdan dem vuruyorsunuz!

Hele de son zamanlarda ağzınızdan düşürmediğiniz o laf yok mu!..
Öldürecek beni(!)
Hani şu;
“Bize güvenin... Öküzün altında buzağı aramayın!..„ falan...

Niye aramayalım?
Sizin altınızda buzağı aramamamız için bize bir güvenilir yanınızı gösterin...
Gösteremezsiniz!.. >
Yok ki gösteresiniz...

Hem biz artık koynumuzda yılanlarla uğraşıyoruz,
19 senedir onlarla boğuşuyoruz, öküzün altında ki buzağı da neymiş?!..

Esas bu aramayı yapan sizsiniz siz...
Size aramak serbest...
Siz arayın... Siz aramaya devam edin!..
İşte bak, bugün bile gördük... Televizyonlarda seyrettik...
Görmeyenler açsın akşam haberlerde görsün...
Bir yanınız cici pozlarında...
Bir yanınız öcü pozlarında...

“Artık yeter... Allah rızası için Ülkücülerin önünü açın..„ diyen Ülkücü iradeye, her fırsatta, her türlü yaftayı yapıştırarak,
hain diyerek, ajan diyerek, paralelci diyerek, daha bir sürü kulplar takarak olmadık iftiralarla,
öküzün altında buzağı bile değil, buzağının altında öküz arayan sizsiniz siz...

Hukukun şamarını yiyince hep “Ebussuud Efendi„ ve onun torunları kesildiniz...
Ama, amiyane tabirle yemezler artık!..

İstediğiniz kadar "söz" deyin...
İstediğiniz kadar "Beyimizin sözü" deyin!..
İstediğiniz kadar bilmem neyimizin sözü deyin!
İstediğiniz kadar yemin, kasem edin...
Artık Ülkücülerin size güveni-müveni kalmadı...
Kalmadı...Kalmadı.

Siz sadece Ülkücüleri değil, kendinizi bile kandıran zavallılarsınız...
Kendini kandıranların kandırmayacağı hiç kimse olamaz...
Olmaz efendim olmaz...
Hiç kimseyi bulamazsanız birbirinizi kandırır, ama yine de kandırırsınız...

Lâkin artık inanıyorum ki, sadece Ülkücüleri kandıramazsınız!..
Çünkü 19 yıl az zaman değil, 19 yılda ülkücüler çok şey öğrendi!

Hani derler ya “Sarhoşun yemini, meyhaneye kadar„ diye...
Sizin yemininizin nereye kadar olduğunu artık Ülkücüler çok iyi biliyor!...


31 Mayıs 2016
Samsun

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM!
    Yazan
    BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM! Bugün dedi isem 31 Ağustos anlamayın! Hemen kısaca izah edeyim; Benim kimliğimde doğum tarihi olarak '10 Haziran 1949' yazılı. Babam doğduğumdan kim bilir kaç sene sonra nüfus kâğıdımı çıkartmaya gidince,Alucrada‘ki zamanın nüfus memuru kim ise böyle bir tarih yazmış.
    Yazan Çarşamba, 30 Ağustos 2017 23:37 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de