Üye Girişi

Üye Girişi

GECİKMİŞ BİR TEŞEKKÜR YAZISI!..

24 Nis 2016

Ta... 4 Nisandan beri yazmak istediğim bir yazı!
Daha doğrusu bir teşekkür yazısı desek daha iyi olur...

Efendim 4 Nisan her Ülkücünün kara gün olarak telakki ettiği bir gün...
Başbuğ'umuzu kayıp ettiğimiz tarih...

O gün Anadolunun dört bir yanından gelen ülkücülerin cem oluşunu, yürek yüreğe verişini, Başbuğ'umuzun acısını paylaşmalarını 19 yıldır izliyorum... Gözlüyorum...

Çok şey yaşadım o mezarın başında, çok şey gördüm orda çok!..
(Aynen bu sene duyduklarınız gibi)
Samimiyeti, riyayı,
Başbuğun acısıyla buğulanan hatta ağlayan gözleri,
Riya dolu nutukları, riya dolu sözleri!..
Gelecek için umut veren zıpkın gibi Bozkurtları,
Veya Bozkurt postuna bürünerek ta oraya kadar gelebilmiş çakaları...
Hangisini anlatayım çok çok çok...
Ama bir bir anlatmaya gerek yok.

Sadece görüp izlemedim...
Bazen o kalabalığın içinde yalnızlık hissettim...
Ama en fazla da tefekkür ettim tefekkür...
Düşündüm... Düşündüm... Düşündüm...

Düşündükçe,
Her yıl toplanan o yürek seline baktıkça, şu gerçeği idrak ettim!

Allah hakikaten insanları çeşit çesit yaratıyor!
Bakıyorsunuz ki, bazılarını Cenab-ı Allah gönülleri toplamak için yaratmış,
Bazılarını da, toplanan gönülleri dağıtmak için yaratmış!..
Bakıyorsunuz ki, bazılarının dirisinin yapamadığı işi,
Bazısının ölüsü bile yapıyor ölüsü...

İşte o zaman da kendi kendime diyorum ki;
Ey Ozan Arif;
Aramızdan ayrıldıktan sonra bile, hala gönülleri toplamaya devam eden insanlara "ölü" demek doğru mu?
El cevap;
Elbette değil...

Esas ölüvar ya, esas ölü;
Dağıtmaktan başka hiç bir hüneri (veya vazifesi) olmayanlardır...
Esas onlara " ayakta gezen meftalar " demek lazım... diye,
kendi kendimi uyarıyorum...
..............

Artık her neyse,
sadete gelecek olursak;
Yani teşekkürlerime gelecek olursak...

Önce sebebini arzedeyim;
Her yıl Başbuğ'umuzun başından ayrıldıktan sonra,
öğle namazına müteakip aileden birinin okuttuğu olarak bildiğimiz,
Ankara Bahçeli Evler Merkez Camii'nde okutulan bir mevlit vardı...
Zaten günün anlamına en uygun yapılan şey de,
Mezarın başındaki Kur'an tilaveti ile öğle namazından sonra okunan bu mevlit olurdu...

Mevlitten sonra da herkes geldiği bölgelere, şehirlere geri dönerdi...

Duyduk ki; bu sene 3-4 gün kala bu mevlit iptal edilmiş...
Birileri nedense, o Mevlidi akşam namazından sonra
bir camide değil de, bir vakıf lokalinde yapmaya karar vermiş!..
Saçma dedik...
Uzaktan gelen insanlar o saate kalamaz,
Olamaz dedik...

Olamaz dedik ve aynı camide "Başbuğ'un Evlatları" ismi ile alelacele tekrar organize ettik...
Allah edenlerden razı olsun...

Eee...
Başbuğun evladı olmak sadece ismini taşımakla değil,
Onu ve Onun sevdasını gönülde taşımakla da olunuyor...
Kim bilir belki de en makbul olanı da bu!

İşte bu alelacele yapılan organizeyi Başbuğ'un Evlatları adına deruhte eden...
Hem de en güzel şekilde derute eden...
Üstelik kimsenin elini cebine sokturmayan,
Başta Mehmet Kaytanbıyık kardeşim olmak üzere,
Osman Sevimli ve Necip Dinçer Ülküdaşlarıma çok teşekkür ediyorum...

Ne tertip edenlerde,
Ne de teşrif edenlerde hiç bir hesabın olmadığını müşahade ettiğim bu sefer ki, bu muhteşem Mevlitte,
O camiyi dolduran Başbuğ sevdalılarına, Başbuğ'un yanında Milletvekilliği yapma şerefine erişmiş ülküdaşlarımıza,
Tekerlekli sandalyesiyle yine bizi yalnız bırakmayan,
Muharrem Şemsek Başkanımızdan tutun,
Yaşlılığın verdiği yorgunluğuna ve rahatsızlığına rağmen aramızda dimdik yerini alan Yaşar Erbaz Ağabeyimize varıncaya kadar...
İsmini burada saymakla bitiremeyeceğim herkese...
Ama herkese teşekkür ediyorum...

Hele adı MHP Genel başkanlığı için geçen adaylardan,
Süleyman Servet Sazak Beyefendi'nin gelişi beni çok duygulandırdı...
Duygulandırdı çünkü onu orada görünce,
Başbuğumuzun can yoldaşı,
Gümrük ve Tekel Bakanı iken şehit edilen,
Yiğitliğini dost olanın da, düşman olanın da kabul ettiği,
Gün Beyimizi sanki o caminin içinde gibi hissettim...

İşte o sebeple sadece kendi gelmeyen,
O destan Babasının kokusunu da mevlidimize getiren,
Süleyman Servet Sazak Bey'e tekrar teşekkür ediyorum.

Keşke Genel Başkanlık için adı geçenlerin hepsi aramızda olsalardı...
İnşallah ileride olacaklarından eminim...

O gün orada,
Ta Amerikadan gelen Cafer Kahyaoğlu kardeşimden, Avustralya'dan gelen Can kardeşime kadar...
Varlıklarından mutlu olduğum,
Doya doya sarılıp hasret giderdiğim öyle yürekler vardı ki,
inanın burada bir bir saymam imkansız...
Lütfen saydım kabul etsinler...
Teşekkür... Teşekkür... Teşekkür...
Sağolun benim vefakar ülküdaşlarım... Sağolun...

Teşekkürü geciktirdiğim için kusura bakmayın...
Siz de görüyorsunuz...
Hergün yeni bir ayak oyunuyla,
Hergün yeni bir şerefsizle,
Hergün yeni bir şerefsizlikle karşı karşıya kalıyoruz...
Onlara cevap yetiştirmekten,
4 Nisanda yapmam gereken teşekkür kala kala 24 Nisana kaldı...

Tekrar özür diliyorum kusuruma bakmayın...
Hani derler ya;
" Şeytan taşlamaktan, namaz kılmaya vakit yok!.."

Hah işte aynen öyle!...

Ozan Arif
24 Nisan 2016
Dietzenbach

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de