Üye Girişi

Üye Girişi

ESKİ BİR YAZI!

12 Nis 2016

Kaç gündür yazılacak çok şey olmasına rağmen tek satır yazmadım...
Bugün Anam gibi sevdiğim İlkokul Öğretmenim
Nazmiye Kırca Hanımefendiyi kayıp etmenin acısını paylaşacaktım...
Daha sonraya bırakarak,
eski bir yazımı sizinle tekrar paylaşmayı uygun gördüm!
Tekrar paylaşmamın sebebini siz düşünmeyin...
Ama Mahkemenin gerekçeli kararının ardından, MHP Genel başkanlığını düşleyenler düşünsünler...

Toplanmak önemli değil...
Toplantılardan toplu hareket kararı çıkarmak önemlidir...

Buyurun şimdi şu 2015'in Kasımında yazdığımız satırlara bir göz daha gezdirin lütfen...

Ozan Arif
12.04.2016
Samsun

________________________________

NASIL ANLATSAM BİLMEMKİ!..

Görüyorumki dereyi görmeden paçayı sıvayanlar var...
İsimleri dolaşanları duyuyorduk...
Artık yavaş yavaş televizyonlarda boy göstermeler başladı...Halbuki yerine talip oldukları Beyefendi(!) Ben bu koltuğu bırakmam diyor...
Hala beceriksizliğe kılıf üretmekle meşgul...
O, o koltuktan kalkmayacak...
Daha doğrusu onu oraya oturtanlar “kalk„ demeden kalkmayacak!Ama onu oraya ülkücüler oturttu, kendisi de böyle söylüyor diyorsanız...
O zaman kalkması lazım...
Çünkü Ülkücüler;
“artık yeter... Allah rızası için güzellikle kalk ordan, kalk da önümüzü görelim, önümüz açılsın„ diyor...
Ama o buna rağmen kalkmıyorsa, esas oturtanı bulmak lazım!..Onu da bulmak zor!
Çünkü ben iyi hatırlıyorum...
Başbuğumuzun ani gidişi ülkücüleri tarifi imkansız acılara gark etmişti...
İşte Ülkücüler, Başbuğlarını kayıp etmenin acısıyla uğraşırken, birileri bu fırsattan yararlanarak bu acının bulandırdığı suda balık (pardon) koltuk avladılar...
İlk icraatları (bilenler bilir) “ Bu tabela bize on sene yeter„ demek oldu...
ve on değil, nerde ise yirmi sene oldu ama hala yetmez diyor ve oturdukları koltuklardan kalkmak istemiyorlar...

Gerçi onların yerinde ben de olsam bende kalkmam!
Canım durun böyle dedim diye hemen bana kızmayın...
“Empati„ dedikleri şeyi yapın lütfen...
Yani kendinizi onun, onların yerine koyun...
Kolay mı öyle sizi siz yapan, sizin hiç bir şey vermediğiniz, ama size hak etmediğiniz halde, üstelik rüyanızda bile göremeyeceğiniz kadar çok şey veren o koltuktan kalkmak?!
Zor arkadaşlar zor...

Düşünsenize;
Saygı görüyorlarsa oturdukları o koltuklar yüzünden...
Sevgi görüyorlarsa oturdukları o koltuklar yüzünden...
Selam veriyorlarsa oturdukları o koltuklar yüzünden...
Sözleri dinleniyorsa oturdukları o koltuklar yüzünden...
Elleri öpülüyorsa oturdukları o koltuklar yüzünden...

Yani demek istediğim kişiliklerini, adamlıklarını beşeri münasebetleri ile değil de, sahip oldukları kartvizit veya koltukları ile ispatlamaya çalışanların işi çok zordur!
Koltuklar, makamlar elden gittiği zaman oyuncakları alınmış çocuklara dönerler!
Gelişleriyle “ah„ çektirdikleri ülkücülerin, gidişleriyle “oh„ çekeceğini bilirler!..
Bu da çıldırtır onları!...
Onun için kınamayın... Kınamayın...
Kınamayın zira kınarsanız (Allah muhafaza) tutar daha beteri gelir...

İşte bu noktada henüz boşalmamış bir koltuğa veya koltuklara aday olmak isteyenlere seslenmek istiyorum...
Beyler veya Bayanlar;
Acele etmeyin acele...Önce kalkmasını, kalkmalarını bekleyin...
Kalkmıyorlarsa, (siyasete soyunan kişiler olarak) kaldıracak yolları bulun...

Hadi diyelim ki; o koltuktan kalktı veya kalktılar!
O zaman şunu iyi bilin;
O koltuğa oturmaya yani o makama talip olmaya her ülkücünün hakkı vardır...
Ancak hakkı olmak başkadır...Haddi olmak daha başkadır!
Eğer 1997 de olduğu gibi, haddi olmayanlar da aday olursa yine sular bulanır...
Yine bulanan suda birileri balık avlar, biz de çileden kurtulamayız hatta mahvoluruz!

O sebeple, kendi aranızda toplanın... Konuşun...
1997 de yapılan hatayı yapmayın...
Her biriniz kendi enaniyetinin peşine düşmesin...
Kendinizi bir yerlere getirme hevesiyle bize kıymayın,
Ülkücü hareketi bir yerlere getirmenin derdine düşün...
Anadoluya, illere, ilçelere ayrı ayrı gidipte, ülkücüleri kişi tercihlerine sürükleyerek bölmeyin, parçalamayın...
O zaman şuculuk, buculuk çıkıyor ama ülkücülük kayıp oluyor kayıp...
Bu harekete bunu tekrar yaşatmayın...
Bu hareketin yeni bir “sandalye meydan muharebesine„ daha tahammülü yok!...

Size yalvarıyorum...
Size (belki haddim olmayarak) bütün ülkücüler adına yalvarıyorum...
Çoku, teke indirin ve karşımıza öyle çıkın...
Çoku teke indirirken ölçü ne olmalıdır derseniz;
Ölçü; samimi olmaktır.
Ölçü; koltuğun telaşına düşmek değil, ölçü o koltuğa layık olup olmadığının telaşına düşmektir...
Ölçü; hükmetmenin şehvetini değil, yönetmenin mesuliyetini düşünmektir...
Ölçü;
“ Ülkümüz bağrımızdan taşıyor boğum boğum...
Vazifede en önde, mükafatta ben yoğum...„ diyebilmektir.

Bence ilk imtihanınız sağlayacağınız bu birlikle kazanılacaktır!Benim Başbuğumun koltuğuna oturmak ne kadar şerefse,
Dündar Ağamın, Gün Beyimin koltuğuna oturmakta en az o kadar şereftir.
Başarı ayrı ayrı duranların değil,
yürek yüreğe verenlerin harcıdır...
Benden söylemesi, gerisi size kalmış!

O.Arif
2015- (1 Kasım seçiminin ardından)

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de