Üye Girişi

Üye Girişi

Sevgili YENİ TÜRKİYE’M nasılsın, iyi misin?

30 Ara 2014

Nankör olmamak gerek!

Artık vatanımızın yolları duble,
hastahaneleri tıkır tıkır çalışıyor,
Türkiyemiz’de ödenen emekli maaşı kadar yüksek emekli maaşı başka bir yerde yok,
1000 odalık Ak-Saray’ımız var,
gençlerimiz dindar yetişiyor,
çok yakında dedemizin mezar taşını okuyabileceğiz,
gelir dağılımı adaletinde dünyada sıralamaya giren ülkelerdeniz,
Yargımız tam bağımsız,
muhalefetimiz demokratik hukuk devletine layık bir şekilde var gücü ile çalışıyor,
ama her şeyden önemlisi hükümetimiz dürüstlük abidesi, onun için aslında güçlü muhalefete ihtiyacımız yok
ve çok yakında Türkiye’miz tekrar Osmanlı İmparatorluğu’nun dorukta olduğu dönem kadar güçlü olacak!
Bir de Ayasofya’yı ibadete açtık mı keyfimize denecek yok!
Şimdi bile bütün dünya ekonomik ve sosyolojik halimizden dolayı, bizi bizden çok düşünen dünya liderimizden dolayı bize gıpta ediyor!

Şöyle derin bir nefes alıp, yoğun çalışma tempomuzu üstümüzden atarak felekten bir gece çalmak hepimizin hakkı.

Ama maalesef herkes bizim kadar şanslı değil!

Çok ama çok uzaklarda bir ülke var.
Bu ülke o kadar uzaklarda ki, hatta bizim dünyamızda değil ‚paralel‘ bir evrende!
O ülke bizim başarı ile geçirdiğimiz bu yıla büyük bir hırsızlık ve yolsuzluk skandalı ile girdi.
Bizde değil ama o paralel evrende ki ülkede o dönem başbakanının ve bir sürü başka bakanın yolsuzluklarının, çocuklarının nasıl paraları çaldığı ve gizlediğini kanıtlayan kasetler, kayıtlar ortaya çıktı.
Üst düzey bürokratların evlerinde ayakkabı kutularında paralar, para sayma makineleri bulundu.

Sonra bir bakanın insanların inancı ile dalga geçtiği kayıtları yayınlandı.
Bu bakan resmen Allah’ın kelamı ile dalga geçti.

Sonra o ülkede hükümet insanların serbestçe haberleşmelerini kontrol altına almak istedi ve twitteri kapattı.
AYM’lerinin kararı ile bu kapatmayı sonra iptal etselerde, AYM’nin kararını ‚gayri milli‘ bulduğunu söyleyen hükümetleri yargılarının bağımsılığından rahatsız olduğunu açıkça ifade etti.

Sonra büyük bir maden faciası yaşandı ve yoğun güvenlik ihmallerinden dolayı 300’den fazla madenci hayatını kaybetti.
Canı yanmış insanlar hükümetlerini protesto etmek istedi ama başbakan yardımcısı vatandaşı iki polis tutarken yere yatırarak tekme tokat dövdü!
Akabinde de başbakan kameraların karşısında bu tür maden kazalarının işin fıtratında olduğunu açıkladı ve ülkesini bütün paralel evren kamuoyunun önünde 19.yy’ın paralel evren İngiltere’si ile mukayese etti.

Yine bu paralel evrende ki ülkede askeri kışladan namusları olan bayrakları teröristler tarafından indirildi.
Teröristlere verilen her türlü taviz siyasiler tarafından askerlerin elini kolunu bağladı.
Bu paralel gezegende IŞİD denilen bir örgüt günlerce haftalarca bağıra bağıra paralel evrendeki Musula girdi, Musul ve Telafer’de binlerce müslüman Türkmeni katletti ve bu yetmiyormuş gibi bir de hala boşaltılmamış olan konsolosluğun elemanları ve ailelerininden oluşan 49 kişiyi rehin aldı.
Gerçi nasıl oldu anlaşılmadı ama bu rehineler 101 gün sonra bitmeyen bir akü ve kimsenin bilmediği pazarlık ve taviz sonucu serbest bırakıldı.

Bu paralel evrende ülkenin askerlerin kurşun sıkan ilk teröristin heykeli dikildi.
İhanetlerinden vaz geçmeyen teröristler 23 yaşında çiçeği burnunda teğmen Emre As’ı ve 27 yaşında ki uzman çavuş Uğur İnal’i şehit ettiler.

Ve verilen her türlü tavize rağmen IŞİD gerçek ismi Ayn’el Arab sözde Kürt Kobani şehirne saldırdı diye ülkede kıyamet koptu.
Terör yandaşları sözde ‚Kobani’ye’ destek için kudurdu. Bir gecede 38 insan canını kaybetti.

Sonra yine üç asker şerefsizce şehit edildi.
Yunus Yılmaz, Ramazan Gülle, Ramazan Köse haince şehrin ortasında arkadan vuruldular!
Terör ile başlarında ki bela yetmiyormuş gibi yine bir maden kazası yaşandı.
Bu sefer ‚sadece‘ 18 can kaybı vardı.
Naaşların ancak bazısına ulaşılabilindi. Çoğu toprağın altında bırakıldı.
Devletin valisi oğlunu maden kazasında kaybetmiş acılı yaşlı babanın giydiği kara lastiklerin yırtık olduğunu gördü ve büyük bir incelikle ona bir çift yeni kara lastik hediye etti!
Bazı insanlarsa ölen oğula suç buldular ‚babasına bir çift ayakkabı, kara lastik alamamış mı bu hayırsız evlat‘ diye!

Ve bu talihsiz ülkenin hala terör ile başı bela da.
Onca taviz verilmesine, teröristler muhatap alınıp pazarlık yapılmasına rağmen bir türlü rahat vermiyorlar.
Şimdi de günlerdir Cizre’de terör estiriyorlar.
Ve hala askerin, polisin eli kolu bağlı.
İktidar ve muhalefet konuşmak hariç bir şey yapmıyor.
Bunlar aklımda kalanlar, daha çok söylenecek, ibret alınacak olay var aslında bu ülkede!

Ama neyse,… dediğimiz gibi,…
Bütün bunlar çok ama çok uzaklarda, ‚paralel bir evrende‘.
Üzülmemize, tasalanmamıza, kaygıya gerek yok.

Ne de olsa ateşin fıtratında var;
DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR

Mutlu yeni yıllar YENİ TÜRKİYE’M!
Menzil’e 8 yıl kaldı!

Mehmet Alp

Not: Hicri 13’15’ yılında doğanların askere çağırılması ile evde geride kalan 14-15 yaşlarında ki tek erkek Halil gönüllü olarak cepheye gidince annesinin rum çeteleri tarafından öldürülmesi ve sözlüsünün kaçırılması olayını anlatan bir ağıtı oyun havası haline getirip düğünlerde göbek atabilenlerin ‚Yılbaşı bizim adetimiz değil‘ ifadeleri nedense bana pek samimi gelmiyor.

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de