Üye Girişi

Üye Girişi

NEDEN Mİ?

17 May 2014

Biliyorum ki bu satırları sadece çok az kişi okuyacak.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da sadece kendi düşündüklerini tek geçerli gerçek olarak gördüklerinden dünya çapında bir sürü ilim adamı, ekonomist ve siyasetçinin senelerdir uzun uzadıya tartıştıkları ve kafa yordukları bu kadar geniş, kapsamlı ve önemli bir konuyu iki satırlık bir yorumla kesin bir hükme bağlayabileceklerine inananlara ne denir, nasıl bir cevap verilir açıkçası çok da emin değilim.

Üniversitede ilk iktisat dersimi asla unutmayacağım. Bu derste bize ilk öğretilen bir ülkenin en önemli ve en değerli sermayesinin

1) İnsan sermayesi
2) Tabiatı

olduğu idi.

Gerçek olan şu ki, sanaileşmiş ülkeler uzun yıllardır nükleer enerji kullanıyorlar! Aslına bakarsanız olayın püf noktası da burada! Her nekadar birileri ülkemizi 19. veya 20. yy. dünyasında görsede yaşadığımız yıl 2014!

Radyasyon ile olan ilk deneyler 1890‘lı yıllarda gerçekleşti.
Uran fisyonu 1938‘de keşfedildi.
Ve nükleer enerji sanileşmiş ülkelerde 1950‘lerden beri kullanılmakta.

2014-1890 =124
2014-1938 = 76
2014-1950 = 64

Yani teorisi 124 yıl, keşfi 76 yıl ve kullanımı 64 yıl geçmişe dayanan bir teknoloji söz konusu!

Ve günümüzde başka bir gerçek te başta Almanya ve Japonya olmak üzere bir çok gelişmiş ülkenin bu teknolojiyi bırakmak için çok ciddi girişimler başlattığı. Hatta İtalya tamamen nükleer enerji kullanımını terketmiş bulunmakta. Avusturya ve İrlanda başlangıcından beri nükleer enerji kullanmama kararı alan ülkelerdir.

Sözkonusu her ülkeyi teker teker değerlendirmenin burada mümkün olmayacağı için nükleer enerjiyi terk etmek çabası en ilerlemiş olan Almanya‘yı örnek olarak ele almak istiyorum.

Almanyanın yüz ölçümü yaklaşık 357bin km2, nüfusu yaklaşık 81 milyon, gayri safi milli hasılası 3.593 Milyar USD. Gayri safi milli hasılanın %25,5i sanaiye düşmekte (yaklaşık 1.000 milyar USD)
Türkiye‘nin ise yüz ölçümü yaklaşık 784 bin km2, nüfusu yaklaşık 77 milyon, gayri safi milli hasılası 834 milyar USD. Gayri safi milli hasılanın %25.1i sanaiye düşmekte (yaklaşık 210 milyar USD)

Özet olarak resmi rakamlara göre Almanlar 4 milyon daha fazla nüfusu ile %65 daha küçük bir alanda %430 kat daha büyük bir ekonomi ile %475 daha fazla sanai ürünü üretiyorlar!

Ve buna rağmen 2000 yılında Almanya Sosyal Denokratlar / Yeşilliler (1998-2005) hükümetinde nükleer enerjiden vaz geçmek kararı aldı. Mart 2011‘de Japonya‘da gerçekleşen Fokuşima faciasından sonra Hristiyan Demokrat / FDP hükümeti Angela Merkel‘in başbakanlığında nükleer enerjiden tamamen vazgeçme tarihini 2022 senesine öne çekti!

Dünya çapında ağır sanaisi ile senelerce ihracat şampiyonu olan Almanya nasıl oluyorda Türkiye‘de sanaileşme ve ekonomi için vaz geçilmez güç olarak bilinen nükleer enerjiden vazgeçiyor?

Bu sorunu cevabı çok basit: Nükleer enerji artık çağdaş bir teknoloji değil de ondan!

Nükleer enerjyiden tamamen vaz geçtikten sonra Almanya enerji ihtiyacının en büyük kısmını yenilenebilen enerji ile karşılamayı planlıyor. Beklenmeyen enerji darboğaz yaşanmasını engellemek için bazı fosil (kömür) enerji santrallerini hazırda tutmaya devam edecek!

Almanya‘nın ağırlıklı olarak kullanacağı yenilenebilen enerji rüzgar ve güneş enerjisi olacak! Zaten Almanya sübvensyonları ile gelişme ve yayılmasını sağladığı fotovoltaik sekterüne artık istediği büyüklüğe getirdiği için bu sektöre olan sübvensyonlarını azaltmaya başladı. Şu an rüzgar enerjisi sübvansyonlarını artırıyor. Hatta enerji kazanmak için gereken devasal yeldeğirmenlerini ağırlıklı olarak ağaç ve başka organik maddeler ile imal etmeyi sağlayabilecek icadlar mevcut. Bunun sayesinde seneler sonra o yel değirmenleri kullanılamayacak kadar eskiyince çevre ve tabiata zarar vermeden imha edilebilecekler.

Hidro elektrik santrali için, rüzgar enerjisi için Türkiye‘nin coğrafyası çok daha müsaitken, Almanya m2 başına sadece 900 (kuzey Almanya) ile 1200 kWh arası güneş enerjisi üretebilirken bu rakamın Türkiye de m2 başına 1200 (Karadeniz) ile 1900 (Akdeniz) kWh olmasına rağmen artık eskimiş ve son derece tehlikeli olan teknolojiye yatırım yapmanın bir manası olmadığı kanaatindeyim.

Olaya sadece üretim açısından bakıldığnda bu teknolojilerin şu an için nükleer enerjiden daha pahalı olduğu doğrudur, lakin nükleer enerjiyi saadece üretim olarak değerlendirmek son derece yanlış olur.

Nükleer enerji santralinde meydana gelebilecek bir facianin zararını maddi olarak ifade etmenin zaten imkanı olamaz. Yüzyıllar için yaşamın mümkün olmayacağı bir bölge, nesillerce özürlü ve sakat doğacak çocuklar.... Bu zararı para ile ifade etmenizin imkanı yok bence, ama diyelim ki facia olma ihtimalini ,Olmaz‘ diyerek bir kenara bıraksak bile asla kurtulunamayacak bir bela daha var, o da nükleer atık!

Bugüne dek nükleer atığı çevre ve insana zarar vermeden imha etmenin imkanı yok.Varlığı ile yüzyıllar boyunca çevre ve saklandığı bölgede ki insanlara zarar veren bu atık, muhtemel bir doğal afetten etkilenirse her an bir facia haline gelebilir.

Kimse Türkiye‘yi nükleer araştırma ve bilimsel gelişmede engellemiyor, veya yapmayalım demiyor. Ama bilimsel araştırma için nükleer enerji santralı de gerekmiyor!

Yukarda da belirttiğim gibi, nükleer enerjinin fayda ve zararları, yenilenebilir enerjiler ile mukaisesi hala dünya çapında bir çok ilim adamı, ekonomist ve siyasetçi tarafından tartışılırken olaya kendi akıl ve mantığını kullanmdan seneler önce edindiği ezber ile başkalarına endüstricilik, teknikçilik, ve hatta milliyetçilik dersi vermeye kalkışanlar yukarda ki bu değindiğim konular hakkında acaba hiç kafa yordular mı? Zahmet edip acaba ,İlimcilik ne?‘ diye düşündüler mi?

Sırf üretim açısından ele alındığında en ucuz enerji şekli olan nükleer enerjiden en çok yararlanan kesim üreticiler, yani bir kaç zengin holding sahibi iken, halkın geleceği için en iyi enerji üretimi nasıl olur diye sordular mı kendilerine?

Gerçek insanlık, gerçek müslümanlık, gerçek milliyetçilik, googledan baktığınız ayetlerle cuma günleri insanları kandırmakla değil, riskleri yoka sayarak insanlar ölünce işin fıtratına vererek veya manalı ama içi boşaltılmış sloganlar savurarak değil milletimi, insanları nasıl bir adım daha ileri götürürüm diye düşünerek olur.

Dedğim gibi, ben olayın uzmanı değilim. Şayet işin uzmanları okur ve yazdıklarımda yanlış bulurlarsa lutfen bana bildirsinler.

Yukarda yazdığım her bilgiyi kısa bir süre içinde internette araştırarak bulabilirsiniz.Yeter ki ezberin dışına çıkıp aklınızı kullanmayı deneyin.

Saygılarımla
M. Alp

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=780010542033383&set=a.634316803269425.1073741833.115944675106643&type=1&theater

(Kaynak: Facebook Ozan Arif Hayranları Sayfası)

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de