Üye Girişi

Üye Girişi

Körlük

17 Kas 2013

Aslında ‘’gerçekleri göreceklerini ifade etmek’’ yanlış deyim. Bu tür sözlerin ifade ettiği tek şey bir umuttan ibaret. İnsanların, iddiaları okuyanların artık gerçeklerini göreceklerini, kendilerini mahkum ettikleri körlükten kurtulacaklarına dair bir umut!

Ne fazla, ne eksik!

Bir umut işte!

Kendilerini kör olmaya mahkum etmeyen,
ülkemizin ve milletimizin sürüklendiği felaketi görmezden gelemeyen,
milli şuurlarını futbol müsabakalarınınharicinde de hatırlayan,
vicdanlarını güce teslim etmelerine muhafazakar, dini veya ekonomik kılıf uydurmayan herkesin,
siyasi görüş ve fikirlerinden bağımsız olarak besledikleri ortak bir umut!

Maalesef bundan öte bir şey değil.

Lutfen şimdi yazdıklarını çok karamsar veya ümitsiz bulmayın!
Bu satırı yazanın umudunu kaybetmiş biri diye de yargılamayın.

Her insan ümit etmek ister!
Onun için bir yandan umudu olanları, ümid edenleri tabii ki anlıyoruz.

Ama mevcut halin bir de diğer yanı var.

Bir kere şu gerçeği kabul etmek gerek;
‘’Kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz!’’

Bunu göz önünde bulundurarak sorgulayalım;

İnsanların gerçekleri görmeleri için hangi köşe yazarı, hangi düşünür, hangi bilim adamı veya hangi siyasetçinin hepimizin gözleri önünde olan bitenlerden daha farklı bir şeyi göstermesi, yazması, ispatlaması, sorgulaması gerek?

Kim hangi kanıtlarla ülkenin terör ve bölünme noktasında geldiği noktayı gazete ve ekranlarda Habur rezaletini çarşaf, çarşaf gösteren karelerden daha iyi ifade edebilir?

Kim hangi iddialarla hükümetin hukuğu kendine fahişe ettiğini ‘’Yasama, yürütme, yargı’’ nın kendilerini engellediğini söylemekten çekinmeyen bir başbakandan daha açıkça söyleyebilir?

Kim neyi sorgulayarak iktidarın toplumun kendini desteklemeyen kısmınını kendi taraftarları ile tehdit ederek ne kadar faşizanlaştığını daha bariz kanıtlayabilir?

Bunlar hemen ilk aklımıza gelen ve iktidarda olan gücün millet ve devletimizi nasıl bir felakete sürükleyen zihniyete sahip olduğunun en bariz göstergelerinden sadece bir kaçı...

Son 11 seneyi bir hatırlayalım! Daha neler, neler var!

Ve bunlara rağmen,
Türkiye’nin, Türkiye’mizin, Milletimizin geldiği noktaya rağmen, milletimiz bu iktidara hala tek başına iktidar olabilecek güç, destek ve yetkiyi sağlıyorsa, o zaman tek söylenilecek sözü tekrarlıyoruz:

‘’Kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz!’’

Son 11 sene bu sözün doğruluğunun en iyi ispatı!

Peki hal böyle ise

‘’Doğruları yazanlar, söyleyenler neden yazıyor, söylüyorlar?’’ gibi bir soru akla gelebilir.

Bu soruya verilebilecek cevapları ele alalım birde.

-Muhalif görüş ve fikir yazarak, yayınlayarak para kazanmak için mi?
Bence bu yanlış bir cevap, zira doğruları söyleyen köşe yazarları, gazeteci, sanatçı ve hatta siyasiler mevcut erke methiyeler yazarak menfaatlerini çoğaltan ve ceplerini dolduran dalkavuklar kadar akıllılar. Yani tek güdüleri çıkar olsa muhalif iddia ve beyanlarda bulunmaz, güç ve güçlüden yana taraf olurlar.

-Çaresiz hayalperest oldukları, ve gerçekten insanların yazdıklarını okuduktan sonra gerçekleri göreceklerine inandıkları için mi?
Bence gerçekleri ve doğruları yazanlar mevcut iktidarın 11. yılında ulaşabilecek kişi syısının gittikçe azaldığının hatta ve hatta toplumun geneline bakıldığında belki de elle sayılabilecek kadar az olduğunu anlayacak kadar bilgili ve zekiler. Muhakkak ki içlerinde ‘’Bir kişiye bile ulaşsam, bir kişinin bile gerçekleri görmesini sağlasam ülkem için kardır.’’ diye bir duyarlılık vardır.

Lakin bence asıl sebeb farklı.

Ben bu tür insanların korkusuzca gerçekleri yazdıklarına da inanmıyoruz. Eminim korkuyorlardır. Aklı olan herkes muhalif olduğu gücü ve o gücün hizmt ettiği efendilerini anlayınca korkar.

Bir gün evinin basılmasından, uyduruk bir gerekçe ile tutklanmaktan, bilgisayarına el konulduktan sonra eklenen sahte bir dosyanın delil olarak gösterilip senelerce hapislerde sürünerek haksızlığa uğramaktan herkes korkar! Dedik ya, söz konusu insanlar zeki insanlar, korkmayacak kadar aptal değiller!

Bu insanların dalkavuklara olan farkları inandıkları değerleri ve milli şuur duygularını korkularına ve menfaatlerine köle etmeyecek kadar haysiyetli ve bilgili olmalarıdır. Bence sorunun asıl cevabı işte budur,...

Sabahlayin kalktığınızda aynaya bakabilmek,
Hayata karşı taşınan sorumluluğun basiti çaoğaltmak değil yüceyi yaratmanın olduğunun idrak etmek,
Milli ve toplumsal vicdan sahibi olmak,
Haksızlığın karşısında kırılma pahasına da olsa eğilmemek!

Şu an okuduğumuz kitap ‘’Körlerin Şehri’’ (Türkçesi ''Körlük''), yazarı José Saramago. Kitapta şehirde görebilen tek kişi ve bir kör arasında geçen diyalog ile satırlarımı sonlandırmak istiyoruz:

‘’
-...şayet kör olursan senin sonunda bizim gibi olacak...
-Bugün bugündür, yarın ise yarın, ve bugün ben sorumluyum, yarın kör olursan sorumlu olmam.
-Neyin sorumluluğu?
-Diğerlerinin kaybettikleri gözlere sahip olmanın! ’’

Körler için yapılabilecek tek şey en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmaları için dua etmek.

Görenler ise sahip oldukları gözlerden dolayı taşıdıkları sorumluluğun idrakine olma mecburiyetindeler!

- Sayfa Yönetimi -

(Kaynak: Facebook Ozan Arif Hayranları Sayfası)

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de