Üye Girişi

Üye Girişi

İstanbul'un Fethinin 560.Yıldönümü Kutlu Olsun

29 May 2013

Orta Asya’dan kopup gelen Türklerin, vatan bildikleri Anadolu’dan Avrupa’ya yayılmaları için adeta bir kapı görevi gören İstanbul’un fethiyle imparatorluğun hükümranlık ufku genişlemiştir. Bu doğrultuda Avrupa’ya yapılan seferler artmış, Osmanlı Devleti’nin korkusuz neferleri Balkan topraklarını karış karış ele geçirmeye başlamışlardır.

1071 senesinde Sultan Alparslan’la Anadolu’ya Türk’ün hoşgörüsünü getiren atalarımız, 1453 senesinde de İstanbul’u Osmanlı topraklarına katarak Anadolu ve Rumeli arasında bütünlüğü sağlamışlardır.

Stratejik ve coğrafik açıdan büyük önem taşıyan İstanbul, önceden defalarca kuşatılmış olmasına rağmen bu mübarek fetih Sultan II. Mehmed Han’ın dehası, imanı, azmi ve kararlılığıyla Türk milletine nasip olmuştur. Bu fethin arka planında kendine yer bulan Molla Gürani, Ak Şemseddin ve ismini sayamayacağımız binlerce eren, İstanbul’un fütuhatına büyük katkı sağlamışlardır.

Bu kutlu muhasarayı başarılı kılan, son hücumda şehadet şerbetini içen cengâver Ulubatlı Hasan, surların burçlarında üç hilalli sancağı dalgalandırmış, bunun verdiği cesaretle coşan Türk ordusu, şevklendirici mehter ezgileri ve tekbir nidaları arasında surları aşarak bu mübarek şerefe nail olmuştur.

Ortaçağ karanlıklarını “aydınlatan” bu kutlu fetih neticesinde Osmanlı’nın ilmi ışığında feyizlenip; İstanbul’dan Avrupa’ya göçen âlimler, bilim adamları ve sanatkârlar, Batı’da Rönesans ve Reform hareketlerinin başlamasına olanak sağlamışlardır.

İnsanların katı bir sınıfsal sistem içinde köle durumunda olduğu, engizisyon kültürünün akıl, düşünce ve inanç özgürlüğünü yok ettiği bir atmosferde kıvranan İstanbul’un ceddimiz tarafından zulmetten kurtarılmasıyla karanlık bir çağ kapanmış; bu karanlık çağın ardından Türk’ün ilmiyle beslediği, sevgisiyle büyüttüğü, Türk-İslam felsefesinin engin hoşgörü kültüründen tüm inanç, kültür ve düşüncelerin nasiplendiği bir huzur ve barış çağı başlamıştır.

Şehrin tamamen alınmasına müteakiben Ayasofya’da toplanan halka ve dönemin Ortodoks Patriği’ne hitaben; “Sana, arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki; bu günden itibaren hayatınız ve hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız” cümleleri ile seslenen Fatih, Mete Han’dan Atilla’ya, O’ndan Alparslan’a kadar uzanan Türk devlet geleneğindeki hoşgörü ve adalet anlayışını ortaya koymuştur.

Böylece, değişik dinlere ve milletlere mensup unsurlar daha önce hiçbir dönemde karşılaşmadıkları kadar şefkatli, adil ve asil bir yönetimle tanışmışlardır.

Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’a ayak basar basmaz, bugün insanlığın hasret kaldığı hoşgörüyü tüm dinlere göstermiş; herkesin, inancının emrettiği biçimde serbestçe yaşayabilmesi için devletinin tüm imkânlarını seferber etmiştir.

Bu sayede İstanbul; Türk-İslam medeniyetiyle buluşmasından sonra hoşgörünün, barışın, aklın, bilimin ve özgürlüğün timsali olmuş; uzlaşma kültürünün tüm dünyaya yayıldığı bir merkez haline gelmiştir.

Öte yandan Türk fütuhat geleneğinin sembolü olarak, fethedilen şehirlerdeki en büyük ibadethanenin camiye dönüştürülmesi geleneği Ayasofya’nın Fatih’in emriyle camiye tahvil edilmesiyle zirve noktasına ulaşmıştır. Bu dönüştürme işlemi fiziki olduğu kadar, siyasi hükümranlığın ve İstanbul şehrinin bir Türk-İslam devletine ait olduğunun en önemli göstergesidir.

Günümüzün Türk gençliği sahip olduğu tarih şuuru ile atalarının fethettiği bu topraklarda daimi huzur ve adaleti ihdas etmeli, yirmili yaşlarında dünyanın en önemli şehirlerinden birisinin fethedilmesinde başkomutanlık görevini ifa eden Fatih Sultan Mehmed Han’a layık nesillerin yetişmesi için çaba sarf etmelidir.

Bu ülkü yolunda tarihini ve Türk devlet geleneğini bünyesinde yoğurması gereken milliyetçi nesiller, gelecek asırlarda ülkemizin bekası ve milletimizin üzerine düşen İla’y-ı Kelimatullah ülküsü doğrultusunda gereken yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Sinesinden Fatih gibi asil hakanlar çıkartmış olan Türk milletinin, daha nice Fatihleri yetiştirme derinlik ve zenginliğine sahip olmasından dolayı, gelecek nesillere milli hassasiyetlerini ve milli bir tarih duruşunu yansıtarak bu asil duruşu sergilemek asli görevidir.

Türk vatanının bölünmez bütünlüğü, aziz milletimizin birliği üzerinde hesapları olanlar iyice anlamalıdır ki; ülküsü uğrunda neleri başarabileceğini 29 Mayıs 1453’te tüm cihana ispatlayan aziz atalarımızın 560 yıl önce sahip olduğu inanç ve kudret, bugün de, Türk milletinin yiğit ve cefakâr evlatları olan ülkücülere, ülkücü harekete ilham kaynağı olmaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle; İstanbul’un fethinin 560. yılını kutluyor; neslimize ve çağlar ötesine kıvanç dolu kahramanlık destanını armağan eden Ulu Hakan Fatih Sultan Mehmed Han’ı ve bozkurt ruhlu askerlerini rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.

Sayfa Yönetimi..

(Kaynak: Facebook Ozan Arif Hayranları Sayfası)
 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de