Üye Girişi

Üye Girişi

Ali Bülent ORKAN'I ANIYORUZ

13 Ağu 2012

Bugün, Ali Bülent Orkan`ı sabah ezanıyla Mamak zindanlarından sehpaya yolcu ettiğimiz yiğit gönüldaşımızın şehadet şerbetini içtiği unutulmayan bir gündür Allah yolunda sehpada can veren bu yiğit gardaşımız bu yolda ne ilk ne de sonuncudur Bu kervana katılmak için ben de gönül diliyle her zaman Mevla`ya yalvarıyorum Yarabbi bana da Ali Bülent Orkan’ınki gibi şerefli bir ölüm nasip eyle...“

12 Eylül öncesinde zalimlerin, mürtedlerin, münafıkların, ateistlerin, komünistlerin günümüz Ebu Cehil’lerinin, Ebu Leheb’lerinin karşısında, sanki bir Hz. Hamza, bir Hz. Ömer gibiydin. Onların korkulu rüyalarıydın. Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin. Eksikliğinle, fazlanla, eğrinle, doğrunla, Türk-İslam`a hizmetin ve o yolda sehpalarda can verişin seni bizlere unutturmuyor. Gönüllerimizde yaşıyorsun. Seninle gurur duyuyor, seninle övünüyoruz. Gönlümüzü serinleten, bizi hayata bağlayan bir pınar gibisin. Tarihteki şehit düşen bütün önemli şahsiyetler gibi adını altın harflerle yazırdın.

Dün omuz omuza idik. Aç, açık kaldık, susuz, uykusuz kaldık, işkencelerde „Allah, Allah" diye beraber inledik. Sen sehpada yağlı ilmikle yeni bir hayat bulurken, biz ölmeden diri diri zindanlara konduk. Gerçekte ise, ne sen, ne de bizler ölmedik. Bizi öldürdüklerini sananlar yanıldıklarını yavaş yavaş anlıyorlar ve daha da iyi anlayacaklar... Gerekirse kafalarına vura vura anlatacağız. Bizim inançlarımızı ve fikirlerimizi değil elbiselerimizi astıklarını gördüler.

12 Eylül`den sonraki, engizisyon mahkemelerindeki gibi zulmü şiar edinmiş, gırtlağına kadar içki dolu marksist zihniyetli yargıçları, seni idama mahkum edenleri, ettirenleri, kararına imza koyanları unutmadık.

Olağanüstü yetkilerle donatılan bu mahkemeleri "idam kararları çıkarmadan, inkilabımızın haklılığını ispatlayamayız" diyerek mahkemelere idam kararı verdiren, idam kararlarını onaylayıp infazını sağlayan, idam anında koltuğunda pürosunu tüttürürken, viskisini yudumlayarak oturan, şerefsizleri unutmadık. Allah onların nefesini bir gün bizim elimizle keser inşaallah.

Ya peki, 12 Eylül sonrasında bizlere insanlık dışı işkenceler yapan, C-5 odalarında attıkları kahkahalarla "Burada Allah yok, Peygamber izinde" diyerek kudurmuş itler gibi üzerimize saldırarak salyalarını akıtan katliam figüranlarını nasıl unuturuz!!!

Biz biliyoruz; seni, hangi kahpe döllerinin niye cezalandırdığını. Bütün aleme de ilan ediyoruz ve şunu söylüyoruz “Bilesiniz ki, birgün sıra bize de gelecek, bütün kinimizle ve sabırsızlıkla öcümüzü alacağımız o günü bekliyoruz.”.

İdamından önce yattığı Mamak zindanlarında; hakkımızda, rehabilitasyon fikirleri üreten, bu fikirleriyle seni idam ettiren, bizleri yıllarca zindanlarda tutturan şizofrenler, megaloman cüceler, paranoyak Amerikan uşakları, Hristiyan medeniyetinin Türkiye’deki aşağılık temsilcileri, akademik ünvanlılar, Türkiye’li Salman Rüşdiler, Ankara`nın göbeğinde en konforlu binalarda, viski kadehlerini tokuştururken cezaevlerindeki Ülkücülerin tedavisini konuşan hokkabazları unuttuysak yazıklar olsun bizlere...

Küffar seni suçlu bulup idam etti. Ama unutmasınlar biz onları Allah`ın adaletiyle yargılayacağız. Eğer seni adaletle yargılasalardı mağdur ve mazlum olduğunu değil ceza vermek madalyalar verilmesi gereken biri olduğunu anlayacaklardı. Ama karıncalı beyinler bunu anlayamadı. Batılın temsilcileri seni bilmeden, belki en güzel makamla ödüllendirdiler.

Şehitlik nişanesiyle şereflendirip, seni sevdiklerine, Resulullah`ın yanına gönderdiler. İnançlı olsalardı böyle olduğunu bilir ve seni idam etmezlerdi... Bugün çok pişmanlar, ahlayıp vahlıyorlar. Biz niye böyle yaptık, nasıl yanıldık diye dövünüyorlar!...

Yiğidim! Güneşi balçıkla sıvayabilirler mi? Bunu yapmaya kalkıştılar! Hiç, İslam`a gönül vermiş onun askeri, onun hizmetkarını unutturabilirler mi? Hayır ellerindeki balçığı kendi yüzlerine bulaştırdılar. Allah bize onları daha kötü hallerde de, görmeyi nasip etsin.

Sevgili, nur yüzlü Ali Bülent; seni dualarımızla yad ediyoruz. Senin için, seninle, acı ve çile çeken aileni selamlıyor, hürmet ve sevgilerimizi bildiriyoruz. Her birimizi bir Ali Bülent Orkan olarak bilmelerini istiyoruz.

Osman Başer

==================================

ALİ BÜLENT RAHAT UYU, GÜZEL GÜNLER GELECEK

Ulucanlar avlusuna sehpa kurmuşlar
Gardiyanlar, jandarmalar etrafını sarmışlar

Kollarının arkasından kelepçeyi vurdular
Beyaz önlük giydirdiler, karşısında durdular

Abdest aldı, tövbe etti, asıldı
Ulucanlar cezaevi adeta buz kesildi

Cellata el sürdürmedi, sehpaya kendi koştu
Kalbindeki Türk sevgisi, orada bile coştu

“Tanrı Türkü Korusun” diye arşı inletti
Bu narayı yere, göğe, yüreklere dinletti

İpte çırpınırken bile dualar ediyordu
Ali Bülent canını Türklüğe adıyordu

Bir Bozkurtun idamı, tüm yürekleri yaktı
Herkesin gözlerinden ip gibi yaşlar aktı

Sanmayın ki, o öldü... ülkücü fidan soldu
Bu ülkücü fidan şimdi koskoca çınar oldu.

Biliriz şehitler ölmez, sen de ölmedin
Canını verdin yine de taviz vermedin

Ali Bülent rahat uyu, güzel günler gelecek
Büyük Türk Milleti bir gün kıymetini bilecek

Şevket Can Özbay

=============================


Görevli soruyordu: Son bir arzun var mı? Ali Bülent bu soruya güldü, güneşlin parlaklığını kıskandıracak derecede bir gülüştü bu. Görevli sinirlendi elindeki bardağı masaya vurdu.

-Arzunu sordum sen gülüyorsun! Deyince Ali Bülent soruyu soranın gözlerinin içine içine baktı. Görevli çekindi, ürkmüştü, cevabını verdi Ali Bülent Okran

- Benim öleceğimi sanacaklara gülüyorum. Temizim, pakım Allah’ıma kavuşuyorum. Daha ne isteyeceğim ben hazırım…

-Son sözünde mi yok? Yani annene babana ve… Görevlinin sözü dudaklarında adeta kilitlendi. Ali Bülent hemen söze girdi.

-Vazifemi yaptığıma inanıyorum. Ülkücünün kadri ve kıymeti ve Ülkücünün nişanı pek yakındır. Bu hakikati bütün insanlığa duyurunuz. İsteğim bu!

Alanda bulunanların hepsi başlarını eğdiler, idama giden bir yüreğin iradesini anlayamadılar, bu kadar metin ve vakarlı olması onları şaşırtmıştı… kararı yüzüne okudular. Emir verildi:

-girin kollarına!

Bir anda koluna girenleri bütün gücüyle savurup geri döndü kızgın bir yüz, çakmak çakmak gözlerindeki ışığı dağıtarak:

-Lüzum yoktur. Düğünüme gidecek kadar güçlüyüm, kuvvetliyim.

Kalpler durdu, betonlaşmış yüreklerde bile kıpırdanışlar başladı… Zulümlerinde kendileri ezildiler… Bittiler…

Ali Bülent etrafta bulunanlara birkez daha göz gezdirdi. Ağlayanlar vardı… Yüzlerini başka yöne çevirenler vardı. Kalpleri kütük gibi yananlar vardı. Onların bu durumunu gören Ali Bülent haykırıyor:

-Ağlamayın canlar, ben yeniden doğuyorum!

Yağlı urgan boynunun hizasında Ali Bülent’in… Saat 03.45… Dönen urganlı ilmiğe dudağıyla bir buse kondurdu, elleri kelepçeli olmasa o ilmiği çocuk gibi okşayacaktı… Yağlı urgana gelecek nesillere emanet türkülerini söyleyecekti. Dudaklarından son cümleler döküldü:

“EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHU VE RASULULLAH”


Ruhu ŞAD Mekanı Cennet Olsun..

(Kaynak: Facebook Ozan Arif Hayranları Sayfası)
 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de