Üye Girişi

Üye Girişi

Onu Yavru Vatan arıyor... Onu Anavatan arıyor... Onu Turan arıyor Turan... Damarında Türk kanı taşıyan, herkes onu arıyor... Hak'ka yürüyüşünün 7.yıldönümünde büyük insan, büyük Türk "Rauf Denktaş"ı rahmetle anıyoruz..

Hayırlı cumalar dileriz. Cumamız Mübarek Olsun, Selam ve dua ile...

27 Aralık 1936 İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u vefatının 82,yılında rahmetle, saygıyla anıyoruz...

22 Aralık 1914 Sarıkamış Şehitlerimizi Hakk'a yürüyüşlerinin 104,yılında rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz... Ruhları şâd, mekânları cennet olsun.

ADI İSMAİL TÜRÜT!.. “Adı İsmail Türüt, Tarifi bir kaç satır… Eğer yanlış görürse, Ne hal dinler, ne hatır, Yanlışa rağbet etmez, Karşı kor çatır çatır… Sinirlenirse susmaz, Konuşur patır patır… Doğru bildiği şeyi, Savunur ve anlatır… Laf yerini bulunca, Bombasını patlatır!..” İsmail bana göre bir kaç satırla bu. Yazıya İsmail’le başladım ama, yazının konusu İsmail değil. Yazının konusu daha ayrı! Yazının konusu İsmail’in patlattığı son bomba! Ha size göre olmaya bilir, ama inanın bana göre tam isabet bir bomba! …… Biliyorsunuz geçen gün bir partinin genel başkan yardımcılığını yapan ve isminin önünde de Prof yazılı ne idüğü belirsizin biri benimle ilgili bir hakaret name kaleme almış ve bunu da bir televizyon kanalının ekranından yazılı olarak hem akıttırmış, hem okutturmuştu… Gerçi siz kim olduğunu biliyorsunuz, zira ağzının payını ben değil sizler verdiniz… Ama bilmeyenler hala okuyabilirler çünkü; O Muhteşem Profesörün(!) o muhteşem yazısı(!) sayfamızda hala paylaşımda… O soy adının sonununa “çın”…

ozan arif, arif ozan, ozan arif şirin, arif şirin, halk ozanı, halk şiiri, ülkücü, ülkücü sanatçı, bozkurt, başbuğ, ölmez bu hareket, mhp, alpaslan türkeş, bahçeli, devlet bahçeli, bozkurt, üç hilal, sürgün, şiir, halk edebiyatı,

DUYURU: DOĞU TÜRKİSTAN PANELİ Konuşmacılar: Prof. Dr. Alimcan İnayet Doç. Dr. Nur Ahmet Kurban Şahide Mahmut Oturum Başkanı: Kervan Ali Çelik Tarih: 14 Aralık 2018, saat 15:00 Necip F. Kısakürek Tiyatro Salonu Güzel Sanatlar Fakültesi ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ https://www.facebook.com/events/1123572724475791/?active_tab=about

8 ARALIK 1995 Elim bir trafik kazasında kaybetdiğimiz, Ülkü Ocakları eski genel başkanı 'Ali Metin TOKDEMİR'i vefatının 23.yıldönümünde rahmetle anıyoruz.

“OŞTTT!…” Sevgili gönüldaşlarım böyle bir kelimeyi yazıma başlık yaptığım için hepinizden özür dilerim. Bu sayfayı takip edenler bilir ki zaman zaman günde iki yazı veya destan paylaştığım bu sayfada 10-15 gündür bir paylaşım yapmadım… Yapmadım çünkü rahatsızım. Rahatsızım derken son aldığım üç seanslık kemoterapinin ikliminden henüz çıkmış sayılmam. Bu sefer beni çok hırpaladı… İşte tam böyle bir haletiruhiye içinde ike bu gün öğleden sonra beni oğlum Mehmet Alp aradı! - Baba son bir hafta-on gündür sen MHP ve yöneticileri için bir yazı yazdın mı? - Oğlum benim MHP ile ilgili olumsuz tek satır yazmayacağımı sen bilirsin... Yönetenleriyle ilgili ne yazdıysam zaten sayfada hala paylaşımda… En son Rahmetli Osman Bölükbaşının bir sözünü paylaşmıştım dedim… Ve merak ettim tabi “neden sordun oğlum?” dedim… - Devlet Bahçeli’nin baş yardımcısı Semih Yalçın sana hakaret dolu bir yazı yazmış, sosyal medyada dolaşıyor onun için sordum, ve sakın canını sıkma millet zaten ağzının payını veriyor dedi……

Hayırlı cumalar dileriz. Selam ve dua ile...

NE DERSİNİZ?! Lafı uzatmaya, üzerinde yoruma gerek var mı ki?

İHANET! Davamız Devlet gibi, Aynen “ebed müddettir…” Adı da “Milliyetçi, Ülkücü Harekettir…” MHP de o yüzden, Bizim için kıymettir… Üç Hilal de Başbuğ’dan, Bize kalan servettir… Ancak Başbuğ gidince, Gelenler resmen derttir… Hatta dertten öteye, Bize bir musibettir!.. Musibetler yüzünden, Durumumuz afettir… Hele şu son iltihak(!) Adeta felakettir… Partimiz bir bay için, Parti değil şirkettir! Seçimde Tayyip Bey’e, Sunulan ziyafettir… Üç büyük şehirde yok, Bu nasıl garabettir? Dün sana it diyene, Ne derin muhabbettir?.. Öyle pis kokuyor ki, Bu nasıl necasettir?.. Bu ya çirkin bir dosya, Ya da bir pis kasettir!.. Ağızlarda bir beka, Sanki dersin ciklettir! Beka-meka diyerek, Kandırılan millettir!.. Bu varya bu tamamen, Siyasi bir cinnettir… Bu resmen MHP’yi, Bitirmeye niyettir… Bu gidişe dur de dur… Bu isyana davettir… Bu yılandan kurtulmak, Artık mecburiyettir… Ben Arif’im çok açık, İfadem gayet nettir… Kahpeye biat etmek, Davaya ihanettir… Ozan Arif 26 Kasım 2018 Bad Homburg

KİMSİN SEN?! Kimsin sen de gelmiş burda bana edep öğretmenliği yapıyorsun? Çıkarını kovalamaktan, menfaatinin peşinde koşmaktan başka ne özelliğin var? Kayıtsız, şartsız yalakalık yapmaktan başka bir hünerin var mı? Yaşın kaç yaşın?.. Veya yaşın varsa bile, bu yaşa kadar bu davanın hangi sıkıntısını, hangi acısını, hangi sızısını çektin… Bakıyorum benim boka bok dememden gocunuyorsun, Gocunmakla da kalmıyor kıçının boku ile bana edep öğretmenliği yapmaya kalkıyorsun… Ne imiş de; Ozanlar böyle yazmamalıymış… Ne imiş de; O kelime bana hiç yakışmamış.. Ne imiş de; “Edep yahu” imiş… Ne imiş de; Kendimi bitiriyor muşum!.. Ne imiş de; Haklı bile olsam böyle söylememeliymişim… Yazdıkları küfürleri de işe katarsak daha çok sıralayabilir, çok örnekler verebilirim. Ama gerek yok gerek… (İyi niyetle yapılmış uyarıları hariç tutarsak) Bütün bunlar o terazi kabul ettikleri necasete ait dirhemlerin kendilerine has hezeyanları!.. Kendilerinin de terazilerinden zerre kadar farkları olmadığı her hallerinden belli!.. Bunlar çıkar yavşakları… Necasetten tahareti bile bilmeyen, necaset…

BOKA HAKSIZLIK! Evet, “bok” bir çirkin söz, Söylerken edep dışı… Ama bazen onunla, Gediğe korsun taşı… Bazen boka bok demek, İnanın elzem olur! Çünkü bazı tipler var, Ancak bokla zem olur… Mesela az düşünün, Böyle halt nasıl yenir? Böyle bir halt yiyene, Boktan başka ne denir? İstanbul, İzmir yoksun, Ankara’da da yoksun… Sen yalaka değil de, Söyler misin, ne boksun? Sana boksun demekle, Arif haksız sayılır!.. Çünkü bok sana göre, İnan parfüm sayılır… Ozan Arif 24 Kasım 2018 Bad Homburg

SELAM OLSUN UNUTMAYANLARA! Bugün Ülkücü Şehidimiz Dursun Önkuzunun Şehit oluşunun 48. sene-i devriyesi... 48 senedir yaza yaza bir olduk... Haberi yazıldı... Makalesi yazıldı... Romanı yazıldı... Şiiri, destanı yazıldı... Hatta ağıtı yazıldı ağıtı... Önkuzu; Önde gider Önkuzu... Anası "Dursun" demiş, Durmaz gider Önkuzu... Kuzu yürür; Önde Önkuzu yürür... Kuzular meledikçe, Gönlüme sızı yürür... ..................diye devam eden horyatlar yazıldı. Peki yazıldı yazıldı da ne oldu? Önkuzu ve Önkuzu gibi niceleri akıllarda mı tutuldu? Günü gelince kaç tanesini hak ettikleri gibi anıyoruz? Bazen kendi kendimize sorarız! "Nasıl bu hallere düştük" diye. Bence bu sorunun cevabını işte bu vefasızlıkta aramalıyız diye düşünüyorum. Haaa... Tabiki unutmayan unutmadı, Onlar aklında, onlar gönlünde tuttu... Ama maalesef çokları unuttu... En önce de onların o mübarek canları, Onların o mübarek kanları üzerinde sefa sürenler unuttu! Siz hiç duydunuz mu herhangi bir gurup toplantısında bir ülkücü şehidimizin yad edilerek konuşmaya başlandığını... Halbuki şehadeti her meclis gurup toplantısına rastlayacak onlarca şehidimiz…

BEN KONUŞUNCA BEYLERİN ZORUNA GİDİYOR!.. Evet evet aynen dediğim gibi! “ Beyler sizin Türk'le ve Türklük'le bir derdiniz var…” dediğimde efendilerin zoruna gidiyor… Yahu ben bunu keyfimden demiyorum ki! İşte buyurun, şu habere bir göz atın; Hepiniz biliyorsunuz ki, Geçen yıl kasım ayında Önce Çin Zulmünden Tayland'a kaçmış, Tayland'da yakalanıp ceza evine atılmış, oradaki cezaevinden de kaçmayı başaran bu soydaşlarımız yani Uygur Türkleri, Malezya'da göçmenlik yasalarını ihlalden yargılandılar ve serbest kalmalarının ardından “Kuala Lumpur”dan hareketle Türkiye’ye gelmișlerdi. Yani işgalci Çin’in baskılarına boyun eğmeyen Malezya hükümeti Doğu Türkistanlı Uygur Türklerini Türkiye’ye göndermişti. Bir buçuk ay önce de yine aynı guruptan aileleri Türkiye’de olan 11 Uygur Türkü’nün daha Malezya’da ki mahkemelerinin bitmesi ardından Türkiye'ye Atatürk havaalanına geldiği ama hava alanından içeriye alınmayıp havaalanında beklediğini bu tedirgin bekleyişin hala sürdüğünü biliyoruz. Ha ayrıca şunu da biliyoruz tabii!.. Geçen Kurban bayramında Doğu Türkistanlılar ile bir araya gelen İçişleri bakanı Süleyman Soylu’nun, bütün Doğu Türkistanlılar…

“Kıbrıs Kıbrıs derler bir nazlı yardır Şu garip gönlümde sevdası vardır”

DİYANETİN BAŞKANI MI? HIYANETİN BAŞKANI MI? Adı: Ali Erbaş Ünvanı: Prof.muşşş!.. İşi: Diyanet İşleri Başkanı Diyanet işleri başkanı diyorum ama kesin emin değilim! Sebebine gelince; Diyanet işleri başkanı mı? Yoksa hıyanet işleri başkanı mı? Şüphedeyim! Hatta soyadı Erbaş mı veya “Şerbaş”mı ondan da kuşkuluyum! Ben bunun adam olmadığını ta Tayyip Erdoğan tarafından o göreve atanınca anlamıştım. Görevi teslim alış konuşmasında ne mal olduğunu ortaya koymuştu bu Bay Prof! O nedenle son dangalaklığına pek şaşırmadım. Bu zevatın şamyeli bir yerde patlayacaktı ve patladı… Göreve başlarken kullandığı ve beni son derece rahatsız eden o cümlesini hiç unutmadım, o cümleyi yazmadan önce bir hususta kanaatimi belirtmek isterim! …. Ben Şehitlerimizin kategorize edilmesinden, ayrışıma tabi tutulmasından son derece rahatsızım. Gerçi geçirmekte olduğum hastalık dolayısıyla son zamanlarda biraz aksattım ama nerde ise her Cuma hem Anamın-Babamın, hem ilkokul öğretmenimin mezarlarını hem de şehitlerimizin mezarlarını ziyaret için Samsun Kıranköy Mezarlığına giderim. Demem o ki; Samsun “Kıranköy…

BİZDE VEFA BU DEĞİLDİ! Ben hep ülküdaşlarımla yaptığım sohbetlerde, Ülkücü hareketi dört sütun üzerinde yükselen bir kaleye benzetirim… Bana göre bu sütunlar şunlardır. 1- Saygı 2- Sevgi 3- Güven 4- Vefa Diyarbakır Sur ilçesindeki dört ayaklı minarenin bir ayağı eksik olsa yıkılır mı? Ben mühendis değilim ama, bana göre kesin yıkılır… Lakin, bırakın bir ayağını dört ayağı birden yerle yeksan edilmiş, yıkılmış olan bir ülkücü hareketin nasıl hala ayakta durduğuna şaşıyorum… Hem şaşıyor hem de mensubu olduğum bu mübarek hareketi ayakta tutan ama gözle görülmeyen mübarek güçler olduğuna inanıyorum! Sıkılmayacağınızı bilsem ben bu Ülkücü hareketi ayakta tutan dört sütunun ayrı ayrı tahlilini yapmak isterdim. Ancak biliyorum ki sıkılırsınız veya sıkılanlarınız olur. O sebeple ben bu yazımda sadece dördüncü sütunun yani "vefa"nın üzerinde kısaca durmak istiyorum. Azıcık insanlıktan nasibini almış olan herkeste olan özelliktir! Bize bir bardak su verene bile teşekkür etmek ihtiyacı duyarız. Mukabelede bulunmak isteriz. Bugün sahibi olduğumuz mânevî…

CAV CAV ETMEYİN!.. Bu benim bir destanımın adı artık. Biliyorum böyle bir destanı neden yazdığımı merak edenleriniz olacaktır. Okuyunca anlarsınız ama yine de söyliyeyim! Televizyonun karşısına geçiyorum, dolayısıyla televizyon ekranında da olsa siyasiler de benim karşıma geçmiş oluyorlar… Haberlere bakıyorum… Siyasileri izliyorum… Onları dinliyorum zaman zaman… Hiç biri benim yoğurdum ekşi veya benim eşeğim kancık demiyor. Hep onlar haklı, hep onlar hatadan münezzeh… Hepsi mi böyle? Evet evet hepsi böyle, biri birlerinden hiç farkları yok, hepsi aynı! Hep hatalı olanlar onlardan olmayanlar… Hep hatalı olanlar onları tasdiklemeyen, onlara alkış tutmayanlar… Yani anlayacağınız içi boş siyasi ahkam kesmelerden artık gına geldik gına… İşte bu destan da televizyon başında bu gına gelmelerin bir meyvesi! .... Hem 16-17 senedir bir ülkeyi idare edeceksiniz, hem de ekonomik kriz var diye dilinizle ikrar edeceksiniz… Hem de halkı aptal yerine koyarak aynı konuşma içinde kriz-mıriz yok diye tekrar kendi ikrarınızı yine kendiniz inkar edeceksiniz… Sonra tekrar…