Üye Girişi

Üye Girişi

ALLAH SİZİ ISLAH ETSİN BE!.. Ulan siz nesiniz ne? Önce buna bir karar verin arkadaş!.. Kırk rey için kırk tevire dönmenin alemi ne? Şu seçim ikliminde kullanmadığınız foya, girmediğiniz boya kaldı mı? Rey toplamaya çıkınca ne kadar güzelsiniz! Ne kadar hoşgörülü, ne kadar sevecensiniz… Kadınlarınız kapı kapı gezerken (Erzurumlunun dediği gibi) ne kadar “baldodah” maşallah. Hele siz!.. Hele siz kürsülerde Mevlana kesilirsiniz... O mübarek rey aşkına "ne olursan ol, gel..." dersiniz. Yunus Emre kesilirsiniz! Yılanı da seversiniz, yalanı da… Hülasa “ her yaratılanı seversiniz..." ama Yaradan ötürü değil, vereceği bir reyden ötürü tabii! Yalan mıyım? Öyle değil mi? Türk kardeşiniz olur… Kürt kardeşiniz olur… Laz, Gürcü, Çerkez, Roman bile kardeşiniz olur… Hatta Rum, Pontus, Ermeni bile canınız ciğeriniz olur yalan mı?.. Ayaklarınızın altına aldığınız Milliyetçiliğin mensupları ırkçı, kafa tasçı, kandan beslenenler olmaktan çıkar, bir anda baş tacınız bile olur baş... Türkiye’de yaşayan taraftarlarının oyunu almak için Barzani yanlısından aday gösterip,…

OSMANİYE ANLASIN, İNANIN BİZE YETER, OSMANİYE ANLARSA, BU DERTLER KESİN BİTER!.. Bayram bitti… Her bayram gibi geçip gitti… Darısı (ömrü olanlar için) yenilerine inşallah… Bayram bitti ama siz bana sorun! Yani inanın ben de bittim dersem yalan olmaz. Hayrola… Neden?.. Ne oldu ki Ozan?.. diye soruyorsanız, arzedeyim efendim; Bayramda, siyaset bayram-mayram tanımadı! Ne özünü düzeltti, ne sözünü düzeltti… Yine husumet dorukta idi… Kimisi “Bay İnce” “Bay Muharrem diye” hakaret yağdırdı, Kimisi “Bay bay Tayyip” diye ondan aşağı kalmadan karşılık verdi… Yani anlayacağınız yine bayrama yakışmayacak kötü söz çoktu… Ama bayrama yakışacak güzel söz maalesef yoktu… …… Neyse onları bırakıp, bizimkine gelelim bizimkine!.. Hayret!.. Hayret ki ne hayret… Yahu bu kadar utanmazlık olur mu? İşte beni bitiren bu utanmazlık... Utanmazlık... Sen yarım asırlık bir partinin başında ol, Ama ne kendin aday ol, ne de partinden bir başkasını aday çıkar, ne de partili olmasa bile liyakat sahibi, birikimli bir vatan evladını, başında…

Aradan 80 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, görünen o ki, dünya Weimar Cumhuriyetinden alması gereken dersi hala yeterince öğrenememiş.

AYNI BAYRAMLAR, AYNI DUYGULAR!.. Yine bir bayramla kucaklaşacağız inşallah… Çocukluğum geliyor aklıma. Yokluk günlerimiz, fakirliğimiz, yüz gram peynirin başına altı kardeş oturup aç kalktığımız ama mutlu olduğumuz o günleri düşünüyorum. O çağlarımızda yaşadığımız dini bayramlarımız vardı, imanımızı artıran, en uzakta olanları bile birbiriyle buluşturan ne güzel bayramlardı o bayramlar… Hatta milli bayramlarımız vardı milli duygularımız coşturan bize Türklüğümüzle gurur duyuran… Şimdi ya o bayramlar kalmadı, ya da o nesil değişti nesil… Ya da yaş kemale erdikçe acılarımızı unutturmaz oldu bayramlar… Allah ömür verirse yarın yine bir ramazan bayramıyla kucaklaşacağız inşallah… Biz bayrama hoş geldin diyeceğiz, belki bayram da bize hoş geldiniz diyecek! Belki diyorum zira bayram bizi memnun etse de, biz bayramı memnun edecek özelliklerden öyle uzaklaştık ki, sormayın gitsin!.. Yarın bayram, yine çeşit çeşit düşünceler, yine çeşit çeşit duygular içindeyim. Çok şey söylemek istiyor canım. Ama söylesem ne olacak, yine birileri her sözümde bir art niyet arayacak, belki de…

ÖNCE FERASET, SONRA SİYASET!.. Bu gün arefe, yarın bayram. Herkeste bir telaş var… Olanın telaşı ayrı, olmayanın telaşı daha ayrı! Olanı, olmayanı tek tek sınıflandırmamız imkânsız gibi bir şey. Zira kimisi paralı, kimisi parasız… Kimisi yaralı, kimisi yarasız!.. Kimisi ekmek, aş, geçim derdinde… Kiminin tuzu kuru malum seçim derdinde… Hatta kimisi de vatan, memleket derdinde, Sıla-i rahim derdinde sıla-i rahim… Başlarken söyledim ya herkeste bir telaş, herkesin telaşı ayrı… Efendim benim dikkatimi, (resmi sayılarını bilmemekle beraber) yurdumuzda bulunduğu söylenen tahmini 3-4 milyon mültecinin telaşı çekiyor… Bilhassa da Suriyelilerin, Iraklıların yani Arapların telaşı çekiyor. Söylenenlere göre 70-80 bin Arap mülteci tekrar geri gelmek üzere vatanlarında bayram yapmak için izin almış… Sıla-i rahim yapmaya gidiyorlarmış, sıla-i rahim… Televizyonlar böyle söylüyor. Güneydoğu sınır kapılarımızdaki oluşan kuyruklardan da bu belli oluyor zaten. İnsan ister istemez bazı hususları düşünüyor. Neyi mi düşünüyor meselâ? - Madem vatanlarında bayram yapılacak bir durum oluştu neden geri gelmek üzere…

BU İŞTE BİR GARİPLİK VAR! Her ne kadar; Her istediklerini vererek, en baştan beri ölüleri bile diriltip(!) her haltı beraber yedikleri, beraber yürüdükleriyle araları açılsa da, Her ne kadar; Yağan karda, yağan yağmurda yürürken bile, beraber yaptıkları planlarla Türk Ordusunu arkadan hançerledikleriyle, kozmik odaya beraber girdikleriyle araları bozulsa da, Hatta, her ne kadar; Oslo'da aşk başlatıp, Dolmabahçe Sarayı'nda nikah kıyıp, Diyarbakır meydanında elele " megri megri " havalarıyla halay çekerek düğün yaptıklarıyla aralarına soğukluk girse de, Dahasını da söyliyeyim! Her ne kadar; Özel himayelerinde, Irak sınırından konvoylarla karşılayıp, devlet kesesinden (lahmacun, kebap ziyafetleriyle) yedirip içirerek Suriye'ye topraklarına soktuklarıyla sonradan papaz olsalar bile!.. Ha sahi bir de! Her ne kadar; Bir devlet bayrağı muamelesi yapıp paçavrasını Türkiye'de göndere çektirerek, kendisine de devlet başkanı protokolu uygulayıp, üstelik taraftarlarına "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye slogan attırdıkları, Molla Barzani'nin piçiyle sonradan bozuşsalar da, bu işte bir gariplik var!.. Evet evet... Bu işte resmen bir…

BALIKLAR BİLE TERLİ!.. Zorda olduğu her halinden belli!.. Jestlerinde, mimiklerinde hal ve hareketlerinde, yani vücut dilinde açık açık görülüyor bu… Kendi dediğine kendinin bile inanmadığı açık. Zaten artık kimse yemiyor on altı yıllık dolmaları!.. Hatta belli etmeseler bile “ biz onun ayah gabısının gutusuyuh!..” diyenler dahi yemiyor artık! Ya da yeseler bile, eh işte ancak öyle yiyorlar! Yani inanın onların bile mideleri bulanmaya başladı… Devletin her türlü imkanlarını seferber ederek yaptıkları mitingleri görünce; “ Aynı yemi yemeyeli balıklar, ..Kayıp oldu eski kalabalıklar?..” diye düşünmeden geçemiyor insan… Ama şimdi şunu da söyliyeyim; Yeni diye verilen yemler, öyle kokmuş, öyle kokmuş, öyle uyduruk yemler ki, balıklar bile terli, yemiyor artık!.. …… Geçen gün haberlerde seyrediyorum. Sahneye çıkmış sağa, sola yürüyerek dinlemeye gelen hayranlarına sallayıp duruyor baktım! Bir ara sahnenin ortasında durdu ve dinleyenlere dedi ki; “ Şimdi size çok önemli bir projemi daha açıklayacağım” Sonra (güya projelerini hep çalıyorlarmış gibi) projesini açıklamadan…

BİR MEKTUP VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ! Zamanı gelmiş fikirler gibi, zamanı gelmiş duygular vardır! Önlerine hiç kimse geçemez onların. Yasaklar para etmez, engeller durduramaz onları. İlla bir yolunu bulup dile gelirler. Hatta o fikrin kaynağı veya o duygunun menbaı olan yürekler bile durduramaz onları… Dedim ya bir yolunu bulup illa çıkarlar ortaya. “Özür”ler de böyledir. Haksız hakaretler, anlamadan suçlamalar, saldırmalar veya sövmeler, saymalar zamanı gelince illa bir özür dilemeye gebedirler. (Tabi bütün bunları insanlıktan nasibini almışlar için söylüyorum.) Önemli olan bu özürlerin karşısında takınılacak haldir. Özür dilenen insan haklı çıkmışlığın kibrine kapılarak küçülmemelidir. Hele hele özür dileme erdemliliğini gösteren insanın onuruyla oynayıcı ifadeyi bırak, imada bile katiyen bulunmamalıdır. Çünkü en hatalı insanın bile bir onuru vardır. Madem ki hatasının müdriki olmuş, madem ki özür dileme gibi bir edebi yakalamış, o zaman insanların hataları ayrı, onurları ayrı değerlendirilmelidir. Ben son yıllarda sık sık bu tür özür mektuplarının muhatabı oluyor ve cevap vermekte zorlanıyorum.…

YILLARDIR SÜREN ACI, VE “ SEN GEL BANA SOR” Dayanılması en zor acılar insanın içine sakladığı, dışa vuramadığı acılarmış. Onun için olsa gerek ki düşünürün biri; “İçiniz kor gibi yanarken susmak, acıların en beteridir.” demiş… Ben işte yüreğime düşürdükleri ateşten ziyade susmanın acısına tahammül edemediğim için hep konuştum. Ve halâ konuşuyorum. Bazılarının hesabına gelmese de, bazılarını rahatsız etse de konuşuyorum. Ama bazen nedense canım konuşmak istemiyor. İstemiyor çünkü bazen yüreğime çöreklenen acıları, o acıların beni gark ettiği duyguları daha önce dile getirdiğimi hatırlıyorum. “Bu konuyu konuşmuşum, şimdi tekrar neden konuşayım ki” diyorum kendi kendime… O zaman da teknolojinin imkanlarından yararlanarak, o konuşmuşum dediğim yani zamanında dile getirdiğim duyguları sizinle tekrar paylaşmak istiyorum. İşte bugün de öyle bir ruh hali içindeyim. Ülkücü hareketin öksüzlüğü yakıyor, üç hilalin öksüzlüğü kavuruyor içimi! Bana göre bu memleketin tek kurtuluş ümidi olan bir sevda ve o sevdanın mensupları şaşkın!.. Daha önce söylediğim gibi, ya elleri…

BU İŞ TAMAM, TAMAM AMMA VELAKİN!.. Bu iş tamam, tamam amma velâkin, Talihleri tekrar gülerse bilmem! Meselâ gizlice, sinsice, sakin, Fareler sandığı delerse bilmem!.. Kemirgenler anlar delme işinden, Ne kurtulur kemirgenin dişinden? Sandık delen farelerin peşinden, Kedi trafoya dalarsa bilmem!.. Aleme nizamdan bahseden diller, Malesef sözünün eri değiller! Güle değil, kargalaşan bülbüller, Boklu derelere çilerse bilmem!.. Görülmez de o oynanan oyunlar, Önlerine uzanırsa boyunlar, "Allah" dedi diye bazı koyunlar, Kasap pıçağını yalarsa bilmem!.. Veya üç-beş itin ağzına bakıp, Aynı onlar gibi tasmalar takıp, Eğer kurtlar ulumayı bırakıp, Gidip koyun gibi melerse bilmem!.. Bozkurtlara mahluk diyen bedenler, Başbuğ‘um sağ iken garez güdenler, Fikrine, zikrine küfür edenler, Rey uğruna mezar sularsa bilmem!.. Derinden geliyor dalga derinden, Alayını oynatacak yerinden! Birileri sonuç listelerinden, Muhalif oyları silerse bilmem!.. Artık yükseklerden inen kurulun! Yönü alçaklara dönen kurulun! Şu meşhur “YSK„ denen kurulun, Yine gönlü öyle dilerse bilmem!.. Hakem beyler makam korkusu kapıp, Adaletten, haktan, hukuktan…

BU İŞ TAMAM, TAMAM AMMA VELAKİN!.. Bu iş tamam, tamam amma velâkin, Talihleri tekrar gülerse bilmem! Meselâ gizlice, sinsice, sakin, Fareler sandığı delerse bilmem!.. Kemirgenler anlar delme işinden, Ne kurtulur kemirgenin dişinden? Sandık delen farelerin peşinden, Kedi trafoya dalarsa bilmem!.. Aleme nizamdan bahseden diller, Malesef sözünün eri değiller! Güle değil, kargalaşan bülbüller, Boklu derelere çilerse bilmem!.. Görülmez de o oynanan oyunlar, Önlerine uzanırsa boyunlar, "Allah" dedi diye bazı koyunlar, Kasap pıçağını yalarsa bilmem!.. Veya üç-beş itin ağzına bakıp, Aynı onlar gibi tasmalar takıp, Eğer kurtlar ulumayı bırakıp, Gidip koyun gibi melerse bilmem!.. Bozkurtlara mahluk diyen bedenler, Başbuğ‘um sağ iken garez güdenler, Fikrine, zikrine küfür edenler, Rey uğruna mezar sularsa bilmem!.. Derinden geliyor dalga derinden, Alayını oynatacak yerinden! Birileri sonuç listelerinden, Muhalif oyları silerse bilmem!.. Artık yükseklerden inen kurulun! Yönü alçaklara dönen kurulun! Şu meşhur “YSK„ denen kurulun, Yine gönlü öyle dilerse bilmem!.. Hakem beyler makam korkusu kapıp, Adaletten, haktan, hukuktan…

CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN... Aşağıdaki tabela da birilerine Cuma armağanım olsun Efendim! Selam ve muhabbetle... O.Arif

GENÇ ÜLKÜDAŞLARIM; DİKKAT! Aman efendim coştular coştular… Hataları yüzlerine çarpılınca adeta kudurdular. Derunlarında gizli olan niyeti birileri okuyunca bozuldular. Gafletlerini, hatta bana göre ihanetlerini suratlarına sıvayınca kızgın saca basmış gibi zıplamaya başladılar! Açıklama üstüne açıklama, genç yavrularımızın açıklamalarını yeterli bulmayınca, bu sefer kendileri başladılar kendi hatalarına kılıf aramaya… Güya akılları sıra kendilerini savunuyorlar! Herhalde okumuşsunuzdur rezaletlerini nasıl savunduklarını! Savunurken de ağızlarından kelimeler yerine nasıl köpük saçtıklarını, kendi yanlışlarını yüzlerine vuranlara nasıl salyalar savurduklarını görmüş veya duymuşsunuzdur !.. Başbuğ ile ilgili söylenen bir sloganı, yani “Alpaslan Türkeş’in askerleriyiz” cümlesini yasaklıyorlar, bu yasağa uymayanlara gereken yapılacaktır gibi sünnetçi korkusu da veriyorlar ve bu keyfiyetlerinden dolayı onlar yüksek oluyorlar, şerefli oluyorlar, ahlaklı oluyorlar(!) Ama birileri çıkıp; “ Ey Ülkücüler böyle bir yasaklama var haberiniz var mı? Böyle bir yasaklamaya gönlünüz razı mı?” diye sorunca veya haber yapınca, bunların bu keyfiyetine ayrı manalar yüklemiş oluyorlarmış, Dolayısıyla yani onların bu rezaletlerini sorguladıkları için de, sorgulayanlar…

UYDURUK HABER DİYENLERİN DİKKATİNE!.. Efendim 4-5 saat kadar önce içimi burkan bir haberi, Yani hemen bu yazının altındaki; “ÜLKÜ OCAKLARI TARİHİNDE BÖYLE BİR SKANDAL YAŞANMADI!” başlıklı haberi ve muhtevasını sizinle paylaşmıştık. Haberin etkisi birilerini fazla üzmüş olsa gerek ki, Ocaktaki yavrularımıza yeni bir açıklama daha yaptırdılar… Daha doğrusu Ocağımızın resmi adresinden Ocak Başkanlarımıza bu gün bir mektup gönderttiler. Gönderttikleri bu mektupta bütün ülkücüleri üzen o sloganı yasaklama talimatlarını savunmuşlar. Yani haberin yalan olmadığını, ne sebeple böyle bir yasağa ihtiyaç duyduklarını anlatmışlar güya!.. Anlatmışlar ama “ Özürü kabahatinden büyük…” sözü bu durumlar için söylenmiş olsa gerek. Her ne kadar içerisinde bize ve bizim gibi bu habere tepki gösteren herkese fitneci, nifak sokucu hatta arsız, ahlaksız gibi yakıştırmalar yapsalar da onlar bizim çocuklarımız… Onlara kızmıyor sadece teessüf ediyorum. Çünkü ne benim ne de benim gibi düşünenlerin Ülkücü harekete falan saldırdığı yok. Eğer Ülkücü harekete saldıran veya nifak sokan birilerini arıyorlarsa, "Alparslan Türkeş'in…

DEMEDİM Mİ ÜLKÜDAŞIM BEN SANA, BOZKURTLARA İTTEN KILAVUZ OLMAZ!.. Ben bunların ideolojileri Türkeş düşmanlığı diyordum da inanmıyordunuz… Buyurun! Yorum yapmaya bile gerek görmüyorum. Haberi ve haberin belgesini olduğu gibi ekliyorum. Haber şöyle; ……………… ÜLKÜ OCAKLARI TARİHİNDE BÖYLE BİR SKANDAL YAŞANMADI! 26 Mayıs 2018'de Ankara Spor Salonun da düzenlenen MHP Seçim Beyannamesi ve Aday Tanıtım Toplantısı yapıldı. Bilindiği gibi Ülkü Ocakları, MHP'nin bu tür organizasyonlarında görev alır. Alınan bu görevler belli bir disiplin içerisinde gerçekleştirilir. 26 Mayıs 2018 Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen organizasyonda yine Ülkü Ocakları görev aldı. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz organizasyon öncesinde "26 Mayıs MHP Aday Tanıtım Toplantısı Genelgesi" başlıklı bir metin yayınladı. İmza kısmında ki, "Olcay Kılavuz - ÜIkü Ocakları Genel Başkanı 18 Mayıs 2018" ibaresi gözlerden kaçmadı. Genelgenin giriş kısmı sonrası şunlar yer aldı; ... "Ekte bulunan talimatname bizzat şahsımın talimatları olarak 26 Mayıs Aday Tanıtım Toplantısı için Ankara'ya yola çıkan istisnasız tüm otobüslerde diksiyonu…

SİZİ KİM AFFEDECEK SİZİ?.. Bir psikolojik hastalık olan aşırı utanmayı hariç tutacak olursak, insanların taşıdığı ortak duygulardan biri utanma duygusudur. Tabii normal insandan ve olması gereken (yani fazileti tamamlayan) normal utanma duygusundan bahsediyorum. Bir insanı yapacağı yanlışlardan, hatalardan koruyan, insanı önce Yaradan’ın sonra da eşinin dostunun ve edep sahiplerinin yanında mahcup olmaktan muhafaza eden utanma duygusundan bahsediyorum. İnsanı hayvanlardan ayıran utanma duygusunu anlatmaya çalışıyorum. Zira Fahrettin Kerim Gökay diyor ki; “İnsan denen varlığı diğer varlıklardan ayıran en büyük özellik utanma duygusudur…” diyor. Bu tesbite katılmamak mümkün mü? ….. Ama insan utanma duygusunu kayıp edince böyle oluyor demek ki; Kadın olmadığı halde kadın pozlarına, erkek olmadığı halde teke yumurtalı(!) erkek pozlarına girebiliyor! Hatta tekelerin arasına bile girmeye kalkışabiliyor bazıları! Sevgiden hiç nasip almamış olmasına rağmen sevecen insan görüntüsü verebiliyor! Alçak iken yükseklik, şerefsizken şeref abidesi kesilebiliyor… Hırsızken dürüstlük, kanunsuzken hakka hukuka riayet eden rolü oynayabiliyor… “Din, iman bir torba saman” olmasına…

29 MAYIS 1453 İstanbul'un Fethinin 565.Yıldönümü Kutlu Olsun...

BİR ESKİ YAZI ÜZERİNE!.. Bu satırları bir önceki yazımın devamı olarak da kabul edebilirsiniz… Daha doğrusu “hesaba geldiğiniz zaman iyi, hesaba gelmediğiniz zaman kötü” oluşun bir eski örneği olarak ele almanız da mümkün!.. Eski diyorum çünkü, bugün kendim fazla bir şey yazmak istemiyor, ama yıllar önce yazılmış eski bir yazıyı size takdim etmek istiyorum… Yazıyı günümüzün popüler gazetecilerinden “Abdülkadir Selvi” 22 Şubat 2012 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yazmış… İsterseniz gelin önce bu yazıyı okuyalım, meramımı ondan sonra anlatmaya çalışayım. Yazının başlığı ve muhtevası aynen şöyle; …………… OZAN ARİF ANLAMIŞTI!.. “Bize katil diye ağır hakaret, Edenlerle ben mi kurdum hükumet?" Ülkücü bıyıkları, derya gibi gürleyen sesiyle Ozan Arif''in, "Değişen kim" isimli şiirinden aldım bu dizeleri. "Ben mi ihraç edip vekil susturdum, Veya bakan dövüp, terör estirdim, Bir sürü gönülü ben mi küstürdüm, Değişen ben miyim, yoksa onlar mı?" diye sesleniyor Ülkücü ozan. Kime sesleniyor? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli''ye. Ozan Arif…

HAAA… DEMEKKİ, NE YAPARSAN YAP!.. “ Cümleler doğrudur sen doğru isen, Doğruluk bulunmaz sen eğri isen..„ Böyle demiş Yunus Emre… Eeee… Koca Yunus böyle dediğine göre vardır bir hikmeti. Eğer bu sözün bir hikmeti varsa, yani hakikaten, sen doğru olduğun zaman cümleler yani herkes doğru olabiliyorsa inanın kara kara düşünüyorum!.. Düşünüyorum çünkü, yaşadığımız günlük hayatta bu böyle olmuyor… Dolayısıyla o zaman herhalde bende eğrilik var diye geçiyor aklımdan. Halbuki ben de kendimi biliyorum arkadaş… Biliyorum ve doğru neyse onu söylemeye çalışıyorum. Öyle çok da ehl-i takva’lık iddiasında bulunan biri değilim ama, Cenab-ı Allah’ın “emrolunduğu gibi dosdoğru ol” hükmüne elimden geldiği kadar uymaya gayret ediyorum. Ediyorum lakin o zaman da şu söz karşıma çıkıyor, hani derler ya; “ Doğruyu söylüyorum halk sevmiyor, eğri söylüyorum Hak sevmiyor” diye… Günümüzde maalesef aynen böyle oluyor. Yani Yunusun dediği gibi olmuyor bir türlü. O zaman da geri tek şık kalıyor! O da Yunusun yukardaki sözü…

GÖSTERİŞTEN ONA SIĞINMAK!.. " Allah’ım insanları gösterişten koru! İlimle meşgulse ilmi gösterişten, Sanat yapıyorsa, sanatla ilgili gösterişten, Siyaset yapıyorsa, siyasi gösterişten, Ticaret yapıyorsa, ticari gösterişten, Hele hele ibadet yapıyorsa onu gösterişin her türlüsünden muhafaza buyur Yarabbi… Biz biliyoruz ki; Bütün bunları insanlar görsün ve kendisini övsünler diye yapanları, ibadet ve kulluğa Allah rızasından başka unsurlar katanları, duygu, düşünce ve eylemlerinde riya yapanları, ayet-i kerimelerinde kınamaktasın. O sebeple yukarıda saydığımız ve sayamadığımız ne varsa hepsini, senin rızanı düşünerek icra edenlerden eyle bizi… Şu Mübarek ayda, şu mübarek Cuma gününde bu duamızı karşılıksız bırakma Allah’ım..„ ………….. Herkesin Cuması Mübarek olsun. Selam ve muhabbetle Sevgili Gönüldaşlarım… Ozan Arif