Üye Girişi

Üye Girişi

Bir araya gelme zamanı

02 Kas 2010

ozan-arif.wsÜlkücüler Bahçeli’nin, “Çeşitli nedenlerle ayrı ve uzak kaldığımız, bütün dava arkadaşlarıma MHP’ye dönmeleri için çağrıda bulunuyorum. Bir araya gelme günü bugün değilse ne zamandır?” cümleleriyle bir kez daha umutlandı.
Ve zaten belli ki bu bir tür “umut aşılama” toplantısıydı... Konuşulan o ki MHP, Bahçeli’nin yaptığı “Güç Birliği” davetine icabet edecek isimleri ağırlamaya, yakalarına üç hilalli rozet takmaya hazırlanmakta...

Selcan TAŞÇI

“MHP’de ne oluyor?” sorusunun gazetelerin yazı dizilerine isim verdiği şu günlerde yapılan “Milletin ve devletin bekası için güç birliği” toplantısı hayli fikir verecektir “ne olduğu”na dair diye düşündük ve geçtiğimiz Pazar da Ankara’nın yolunu tuttuk...

“Ülkücüler” adında bir kale yükseldi başkentin göbeğinde
Ülkücülerin Ankara buluşması abidevi bir mimari eserin temel atma töreni gibiydi; MHP Genel Başkanı’nın ağzından çıkan sözlerin kimi çatı oldu, kimi umuda açılan pencere, kimi hoşgeldin diyen bir kapı, bir sağlam bir duvar; korunaklı...

MHP Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği” toplantısını izlemek üzere yollardayız. Bu tip etkinliklerde “yol durumu” önemli; yanımızdan geçen ağırlıklı olarak bozkurt olmak üzere, üç hilal, ay-yıldız bayraklarıyla süslenmiş otobüsler, minibüsler, özel araçlar karşılaşacağımız kalabalığın ilk işareti...

Ama “Acaba ne kadar kalabalık?”
Şöyle söyleyeyim; Atatürk Spor Salonu’na yaklaştıkça bizi “hayret”e düşürecek kadar kalabalık. MHP’nin kongrelerini, kurultaylarını; Bursa Kocayayla’yı, Kayseri Erciyes’i izlemiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim; çadırlarını, sazlarını, sözlerini değil belki ama o yaylalarda bıraktıkları ruhu taşımış MHP’liler başkente.
Kalabalık değil dün de kısacık yazdığım gibi bir izdiham var. Ve tıpkı o kurultaylardaki gibi izdihamın kendi nizamı; kadınları, kızları, çocukları ve yaşlıları sıkıştırmadan bir an evvel içeriye sokma telaşı mesela...
Salonun -genel kanaate uyarak söyleyeyim- üçte birini kadınlar doldurmuş. Geri kalan kısımda büyük oranda ülkü ocaklı gençler var. Bu yönüyle “geleceği olan parti” olma avantajını sürdürdüğünü gösteriyor MHP. Diğer dikkat çeken grup yaşlılar; hareketin ilk emektarları, kimi bilmem hangi ilçedeki partinin, kimi bilmem hangi beldedeki ocağın ilk kurucusu; kimi evladını şehit vermiş, kimi “Başbuğ”un yol arkadaşı; hepsi oradalar! Eline geçirdiği bayrağı coşkuyla sallayıp “hepinizden gencim” diyen de var bahçede bulabildiği bir köşeye çöküp kimbilir kaç zaman öncesine dalıp giden de...

“Bu kadarını beklemiyorduk”
Hemen belirtmeli bahsettiğim “hayret” gazetecilere özgü değil sadece; başta Genel Merkezde görevli olanlar, bir çok kişi de şaşkın aynı şekilde: “Bu kadarını beklemiyorduk...” diyor kiminle konuşsak. Geleneksel tabirle “rekor katılım” var tabandan toplantıya...
Şöyle bir soru sorulabilir pekala; “Bu kadarını” değilse neyi bekliyordu MHP?
Bu sorunun cevabını Bahçeli’nin en yakınındaki çalışma arkadaşlarından birinin, “İnsanlar bugün ‘evet biz Ülkücü Hareketiz’ dedi” cümlesinde bulmak mümkün. Düşünün ki bu cümleyi bile kuramaz hale gelmiş/getirilmiş kuşkuya gark olmuş bir kitle mevzubahis olan... Dışarıdan bakınca “basit” gibi görünen ama içlerine girip konuştukça gözlerindeki buğuyu yakaladıkça, seslerindeki burukluğu duydukça, hasretlerini hissettikçe, MHP için kendi tabanına, hep bir ağızdan “Evet biz Ülkücü Hareketiz” dedirtebilmenin yolun yarısı demek olduğunu anlamak zor değil. Hem de ideolojik kırılma, taban kayması, bölünme iddialarının odağında oldukları bir dönemde...
Dün ilk izlenim olarak “Ülkücü camia birlikte ağlamayı yeniden tecrübe ediyor” demiştim... Ankara İl Başkanı Ömer Demirel aradı; “Bizim kültürümüzde türkü kadar, hoyrat kadar ağıt da var” dedi, tespitimizi paylaştığını belirtirken. Salona yansıyan “bir olma hali”ni, ülkücülerin “vermeleri gereken asıl mücadeleyi idrak etmiş olmaları”na bağlıyordu. O mücadelenin adı Bahçeli’nin konuşmasında “Türkiye Cumhuriyeti’nin ebed müddet olması” olarak konuldu. Kaldı ki aynı ağıtta birbirine karışıyorsa sesleriniz; kaybettiğinize verdiğiniz değer sizi “ayrılmaz” kıldığı için değil midir?
Belki çok can yakıcıydı; çünkü ölüm vardı, ayrılık vardı, yetimlik vardı, oğulsuzluk vardı, darağaçları, işkencehaneler, şehitler vardı temelinde ama birbirlerini “ayrılmaz” kılan zamkın harcını yeniden kardı sanki o gün ülkücüler. Ve biraz da “hanidir kayıp olan bir parçalarını bulmuş” gibiydiler; kim olduklarını...

Kavram karmaşası sona eriyor
Kavram karmaşaları, ideoloji içindeki kutuplaşmalarla “belirsiz” olan bu alanı netleştiren, deyim yerindeyse tabana “nüfus cüzdanı” takdimi gibi bir hitap şekli tercih etti konuşurken MHP Genel Başkanı: “Ülkücüler!” Milliyetçiler, MHP’liler, başka bir şey değil; hepsini kapsayan ve “üveyleştiriliyor mu” kaygısıyla sımsıkı tutunulan bir ruh adı: “Ülkücüler!” Ülkücülerin hayatını anlattı, vazgeçemeyeceği değerleri hatırlattı, umudunu tarif etti... Bunu yaparken Nihal Atsız’ın şiirlerini kullandı, marşları kullandı, destanları kullandı... Bir “düş kurma” alanı yarattı; Kürşat olup dört nala yol alma özgürlüğü tanıdı... Ve bana öyle geldi ki ülkücülerin Ankara buluşması abidevi bir mimari eserin temel atma töreni gibiydi; MHP Genel Başkanı’nın ağzından çıkan sözlerin kimi çatı oldu, kimi umuda açılan pencere, kimi hoşgeldin diyen bir kapı, bir sağlam bir duvar; korunaklı...

Şehitlere gözyaşı
Ruhi Kılıçkıran’dan başlayıp katlediliş biçimlerini de hatırlatarak bir çok ülkücü şehidi andı Bahçeli konuşmasında. Ne zaman bir şehidin adı geçse, salon alkışa boğulurdu geçmiş toplantılarda. Bu kez de alkışlandı her biri ama, alkış sesine rakip vardı salonda; hıçkırıklar. Binlerce insan aynı anda gözyaşlarına boğuldu. Ve o gözyaşları insanları birbirine bağlayan zincirin halkaları oldu...

Cudi’ye alkış yağdı
Bahçeli’nin her ili yöresel özelliklerini anarak selamlayışı bir geleneğe dönüştü konuşmalarında... İlinin, bölgesinin adını duyan basıyor alkışı; bu anlar bir anlamda kim, ne kadar katılım sağlamış onun da göstergesi gibi; İznik, Aras, Nemrut, Çorum, Tekirdağ, Mersin... Liste uzun... Ama bu sefer en büyük alkışı alan selemlama şu: “Cudi’nin gözyaşlarını beraberinizde getirdiniz!”

Samimiyet testi başladı
Bahçeli’nin “taban”a dönük sözlerini dinleyen ülkücülerden biri “Futbol sahasının en ucundan kendi kalesine döndü” dedi.

Sadece konuşmayı değil toplantıyı da böyle yorumluyordu: “Ben bu toplantıyı sahanın bütününü görmek, gözden geçirmek için yapılmış bir hamle olarak değerlendiriyorum. Genel Başkan kendi kalesine çekilerek, göreve geldiği günden bu yana ilerlediği sahada oluşan pürüzleri görme; dolayısıyla onları ortadan kaldırma imkanını da yarattı parti içinde. Siyaseten ilerlerken oluşan kimi hasarların tamiri için zemin yaratıldı gibi geldi bana. Partinin bu tamir veya tadilat işlemini yaparkenki araçlarını yani referans kaynağını belirlemesi açısından da önemli; duygusallığın kaynağı da bu “referans”la ilgili, çünkü Devlet Bahçeli ülkücülerin geçmişi ile geleceğinin “bir” olduğu mesajını verdi bugün.” Ona göre asıl “test” şimdi başlıyordu; “Samimiyet testi...”
Yaklaşımı ilginçti, çünkü bu sürecin MHP Genel Başkanı’nın değil onun yaptığı “birlik” çağrısına cevap vermek durumunda olan MHP tabanı ve hatta MHP kurmaylarının samimiyetinin sınanacağı bir süreç olduğunu ileri sürüyordu.
Sorusu şuydu: “Bakalım Genel Başkan’ın çağrısını bir siyasi hesaplaşma malzemesine dönüştürmeden gereğini yapacaklar mı?”

Gözler MHP’nin bekaası için güç birliğine katılımda...
Belli ki büyük beklentilerle gelmişti MHP’liler Ankara’ya... Çoğu “kırgın”, “küskün” yahut “unutulmuş” kontenjanından isimlerin özellikle “davet edildiği”ne dair kaynağı belirsiz bir söylenti yayılmıştı. Bahçeli’nin referandumdan birkaç gün önce yaptığı “davet”e icabet olup olmayacağı konusunda büyük merak içindeydi çoğu insan. Gözleri adeta radar olmuş koltuk koltuk tarıyorlardı salonu; “Ali Güngör burada mı?”, “Ozan Arif burada mı?”, “Hüsnü Yusuf Gökalp gelecekmiş, gördünüz mü?”...
Binlerce insan son ana kadar hep bir “sürpriz” beklentisi içinde... Sanki sahneye kocaman bir pasta getirilecek ve pastanın içinden çeşitli sebeplerle ayrı düştükleri insanlar fırlayıverecekler; Sürpriiiiizzz!
Böyle bir beklentinin oluşmuş olmasından bir yanıyla memnun MHP yönetimi. Partiyi hedef alan “kara propaganda”nın, kaydığı iddia edilen tabanı kenetlenmeye ittiğini ve bu “buluşma-kucaklaşma-biraraya gelme” beklentisinin safları sıklaştırmak konusundaki kararlılığın göstergesi olduğuna inanıyorlar. Diğer yandan ise tedirginler; çünkü onların Pazar günü düzenlenen toplantıya biçtikleri “misyon” bu değil! Ve misyonu “beklenen buluşma”yı sağlamak olmayan bir toplantının “beklenen buluşma sağlayamadığı için” hayal kırıklığına yol açma ihtimalinin doğmuş olmasından kaygılılar... Bilmece gibi oldu cümle değil mi? Ama durum da aynen buydu Ankara’da... “Kuyuya atılan taş...” etkisi yaratmıştı “kaynağı meçhul” büyük buluşma iddiası...
Bu manada, Bahçeli’nin konuşması hiç şüphe yok ki can simidi oldu Pazar günü MHP’nin... Umdukları isimleri salonda göremeyince “ayrı-gayrı mı devam edeceğiz” şüphesine düşenler, “Bir araya gelme günü bugün değilse ne zamandır? Kapımız ve gönlümüz herkese ardına kadar açıktır...” cümleleriyle “oh” dedi; rahatladı.
MHP 2011 seçimlerine giderken “umudu” bir stratejik öğeye çevirmiş; bundan sonraki her adımında, Pazar günü bünyeye aşılanan umudun yeni bir yarayı sarmasına şahit olacaktı Türkiye sanki... Bu bir projeydi; sanki Pazar günü o salona gelmeyenlerin gelmemiş olması bile bilinçli bir tercihti bu yönde... Bir süre sonra Pazar günü oluşturulan umuda cevap vermek üzere, hazırlanan bu zeminde sapasağlam durarak ülkücülerin karşısına çıkarılacaktı sanki “ayrı ve uzak” kalınan “öteki” ülkücüler! Nitekim dün de bahsettiğim bir “söylenti” bunu destekler nitelikte... Konuşulan o ki, MHP, Bahçeli’nin Pazar günü yaptığı “Güç Birliği” davetine icabet edecek isimleri ağırlamaya, yakalarına yeniden üç hilalli rozeti takmaya hazırlanmakta şu günlerde...


Kaynak sayfaya pdf olarak bak

 

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de