Üye Girişi

Üye Girişi

EVEEET... NEREDE KALMIŞTIK?!..

19 Ara 2016

Daha doğrusu nereden başlasam bilemiyorum.
Bu akşam günlerdir yattığım hastahaneden doktor izniyle evime geldim.
Yarın yine (yani bugün) Allah izin veririse hastahanede ki odamda olacağım.

Eve gelir gelmez 40-50 gün sonra tekrar bu aletin (bilgisayarın) başındayım!

Günlerdir hücrelerime işleyen hastahane havasından sonra eve gelmek ap ayrı bir duygu.
Hani kimin söylediğini bilmediğim meşhur bir tekerleme vardır ya,
“Evim evim güzel evim...„ mi ne derler...

İşte o söz geldi aklıma...
Aklıma geldi ama ben söyleyemedim!

Söyleyemedim çünkü;
benim hasta halimle kavuştuğum ev iklimine,
her taraflarından sıhhat fışkıran o zıpkın gibi yiğitlerin daha kavuşamayacağını, evlerini, yuvalarını daha göremeyeceklerini, evlerine gelseler bile helallik almak üzere ancak tabutlarının kapı önüne kadar getirileceğini veya getirildiğini düşündüm...

Evet evet... Bir hafta ara ile kahpe pusulara kurban verdiğimiz, polislerimizi, askerlerimizi düşündüm...

Pençeleriyle hainlere nefes aldırmayan, ama o hainlerin haince tuzaklarına kurban verdiğimiz evlatlarımızı, yavrularımızı düşündüm...

Erkekçe karşılarına çıkamayanların, kancıkca metotlarla canımızdan can koparırıcasına aramızdan çekip aldıkları canlarımızı düşündüm...

Yani daha dün yiğitlerim derken,
bugün şehitlerim demek zorunda kaldığım o vatan evlatlarını düşündüm...

Düşündüm ve evime kavuşmanın hazzını,
hatta bırakın eve kavuşmayı yavaş yavaş sıhhatime kavuşmanın bile hazzını yaşamaktan utandım!
Bir yudum su içmekten, ağzıma iki lokma atmaktan utandım...
Çok özlediğim oğlumun, torunlarımın resmine bakmaktan utandım!..
Evliliğimiz boyunca yaptığı fedakârlıklarını 40 gündür hastahane refakati ile taçlandıran eşimin yüzüne bile bakmaktan utandım!

Neden utanmayayım ki?
Onların eşi, yavrusu yokmuydu?
Eşleri yavruları olmayanların anası, babası, bacısı, gardaşı yokmuydu?
Onların “evim evim güzel evim..„ diyecekleri bir yuvaları yok muydu?
Onların arzuları, emelleri yok muydu?

Vardı tabi...
Ancak işte gördüğünüz gibi!
Onlar bizi korudular... Ama biz onları koruyamadık... Koruyamadık...
İşte onun için utanıyorum...
Kanları yerde kaldıkça da utanmaya devam edeceğim...

.........

En çokta neden utandım biliyor musunuz!
Memleket bu halde iken, içeride ve dışarıda dizi dizi şehitler verdiğimiz günlerde,
şu “ şeyleri şeylerine denk, kıçları trompet çalan „ siyasilerimizin saltanat hesaplarından, koltuk dansözlüğü yapmalarından, riyakar nutuklarından utandım...
Artık o değiştirmeye bile ihtiyaç duymadıkları laflardan yapmacık iki yüzlü ifadelerden utandım...
Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinde dün, bugün,
"halâ Apo piçine sayın diyenleri" görmekten utandım...
Onlara bu milletin maaş verme mecburiyetinde bırakılması öldürüyor beni...
Şehit tabutlarının başına abdesthane bardağı gibi dizilmelerinden nefret eder hale geldim nefret...

Kimse bana vatan sevgisi öğretmeye kalkışarak maval okumasın!
Tabi ki “ Vatan sağolsun..„
Ancak sormadan yapamıyorum!
Allah için biri çıkıp cevap versin; “ bu vatan sadece üç-beş godoş için mi?..„

Neyse şimdi bu konuya girmek istemiyorum.
Zira, ne beden gücüm, ne de düşünce gücüm buna müsait değil.
Ancak bu efendiler şunu iyi bilsinler!
Memleket iyiye gitmiyor!
Unutmasınlar ki “kaynayan kazan kapak tutmaz..„
Döllerini korudukları gibi ellerini de korumasınlar!
Hepsi birden ellerinin yanma pahasına ellerini uzatsınlar, bu kaynayan kazanın kapağını kaldırıp buharını alsınlar!
Tedbirde kusur edip, takdire bahane bulmaya kalkmasınlar!

Bu millet kavganın ortasında gırtlaklarını gevşetip kahpelere nefes aldıranları unutmadı!
Hatta kavganın ortasında düşmana nerde ise ödünç kılınç verenleri hiç unutmadı hiç!..
Ben her zaman bu millete kül yuttururum sananlar şunu akıllarından asla çıkarmasın!
Bu millet her zaman kül yutmaz!!!

................

ŞEYTAN AZAPTA GEREK!

Ha bir de şu konuya değinmeden geçemeyeceğim!

Oğlum Mehmet Alp‘in benim sıhhi durumum ile ilgili yaptığı,
bilgilendirme yazılarının altına yazmış olduğunuz binlerce yoruma elimden geldiğince göz attım...
Her zaman her fırsatta ifade ettiğim gibi o bana boşuna yaşamadığımı hissettiren hatta güç veren belki de hak etmediğim güzel ifadeleriniz ve dualarınız için çok teşekkür ediyorum.
Allah hepinizden razı olsun.

O binlerce yorumun arasında sayısı 3-5‘i geçmeyen, eğer kabul olacak olsa gökten yağlı kemik yağdıracak olan beddua cinsi içi kin dolu ifadelere de rastlamadım değil... Onlara da rastladım!

Efendim ben değilmiymişim onların beyleri için
“ Tosya‘dan, Gemerek‘ten veya gebermekten bahseden...
Onun için bana “oh olsun..„ muş falan, vari dilekler...

Şimdi yazıyı sonlandırırken, onlara da şunları söylemek istiyorum;

  1. Öncelikle siz benim için bu tür temenniler taşısanızda, Cenab-ı Allah sizlere dert, keder göstermesin...
  2. Sonra da şunu o kuş beyninize sokun ki, Ozan Arif‘in kimsenin sağlığı ile sıhhati ile bir olumsuz arzusu olmamıştır, olmaz da...
  3. Belli ki sizler “ölmek„ ile “ siyaseten geberme„ kavramlarını birbirine karıştıracak kadar bana karşı şartlandırılmış zavallılarsınız...

Hal böyle olunca,
Madem siz gebermeyi (o kendi kafanıza göre) bu şekilde algılıyorsunuz,
o zaman pek hoşunuza gitmeyecek olsa da şundan emin olabilirsiniz!
Allah‘ın izni ile o “sizin ki!„ var ya sizin ki!
İşte o sizin ki gebermeden ben gebermem(!)
Niye biliyor musunuz?
Zaten sizin ki gebermiş de, sadece ağlayanı yok!..
İnanın gebermek bile böyle bir duruma düşmekten çok daha şerefli bir şeydir...

Neyse bu konuyu da ileride ele alacağım...
Çünkü söylediğim gibi, şu an için bedenen ve zihnen yorgunum...
Yorgunum ama sağlığım çok iyi Mevla‘ya şükür...

Hülasa dünyamı değiştirme beklentileriyle heves-güves münasip yerlerinize sürmek üzere aldığınız kınalar eliniz de kaldığı için,
daha doğrusu hevesiniz kursağınızda kaldığı için çok üzgünüm(!)

Dedim ya Allah size uzun ömürler versin...
Siz halâ haklının değil, güçlünün arabasında güçlünün kavalını çalmaya devam edin!
Sizin ki de zaten aynı şeyi yapıyor!
O da sizi-bizi, hepimizi bıraktı güçlünün kavalını çalmaya devam ediyor!!!

Ne o?
Buna da mı itirazınız var yok sa?
O zaman “şeytan azapta gerek!..„

19 Aralık 2016,
Samsun

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • GÜLE GÜLE VEHBİ!..
    Yazan
    Kara haber tez duyulur derler hep… Zaman, şartlar, veya kendi sıkıntılarımız hatta kendi canımızın derdine düşmemiz kara haberleri bile geç duyar hale getirdi bizi… Baksanıza benim güzel hemşehrim, benim yiğit kardeşim, değerli gönüldaşım, daha açıkcası ülküdaşım… Ülküdaşım… Alucra’nın Vehbi Usta’sı çekip gitmiş de onu bile geç duymuşum geç…
    Yazan Çarşamba, 12 Eylül 2018 06:46 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de


  • Ettiler
    Yine duygulandım, yine içlendim, Neden beni terk-i sıla ettiler, Söyledim suçlandım, yazdım suçlandım, Ömrümü çekilmez çile ettiler.
    Devamını oku...
  • MERHABA
    Selam vermek şart elbet, Selam, selam merhaba. Başlamadan muhabber, Selam, selam merhaba.
    Devamını oku...
  • KOYNUMUZDA BESLENMİŞ...
    Ah Başbuğ'um bazısının gözleri,Timsah gibi hep yalandan ıslanmış!Sen gidince kandırmışlar bizleri,Meğer düşman koynumuzda beslenmiş...
    Devamını oku...