Üye Girişi

Üye Girişi

ÇOK OLMANIN DAYANILMAZ KÜSTAHLIĞI!..

07 Eyl 2016

Çok olmak haklı olmak...
Çok olmak söz sahibi olmak...
Çok olmak güç sahibi olmak...
Çok olmak "Ali kıran, baş kesen" olmak...
Çok olmak herşey olmak...
Hatta çok olmak demokrasinin zıttı olan totaliter olmak, şah olmak, padişah olmak dedim ya her şey olmak, her şey!..

Bizde demokrasi böyle bir şey işte...
Çünkü bizde siyaset ve siyasetçiler, demokrasiye ancak kendilerini iktidara çıkartan bir asansör olarak bakmışlardır.
İktidar olduktan sonra,
İktidarlarına zarar gelmesi söz konusu olunca, onları oraya çıkartan o asansörün çarklarına hatta motoruna zarar vermekten zerre kadar geri durmazlar!..

.....

Neyse Demokrasi konusu ayrıca ele alınıp işlenmesi gereken konu,
Benim üzerinde durmak istediğim şu çokluk meselesi!
Bazen yazdıklarımdan rahatsız olan partizanlığını her şeyinin önüne geçirmiş iktidar yanlıları, aldıkları oy oranını öne çıkarak;
Memleketi bir çiftlik kendilerini de o çiftliğin yegane sahipleri gibi görerek kendileri gibi düşünmeyenleri Türkiye'den kovmaya bile kalkıyorlar...

Çok olmak, az olanları illa kötü gözle görmeyi mi gerekli kılıyor acaba?
Ben ömrüm boyunca hiç çokların arasında olamadığım için bu sualin cevabını bilemiyorum.
Halbuki, demokrasinin bir tarifi de;
(Vatana ihaneti tescillenmediği müddetçe) "Sen de benim kadar iyisin..." demek diye bilirim...

…….

Yani sadete gelecek olursak;
En büyük sosyal yaralarımızdan biri çok olmakla kıymetli olmayı ayırt edememektir!

Demokratik sistemin tedavisi zor hastalıklarından biri bu bence!
Çokluğu hiç düşünmeden üstün tutmak...
İşte bu tutum çaresiz sosyal hastalıkların ana sebebidir diye düşünüyorum.

Çok konuşmak mı?
Az ama doğru konuşmak mı?
Çok iş yapmak mı?
Doğru iş, kaliteli iş yapmak mı?

Mesela bir doktor düşünün,
Sizin için bu doktorun çok hastaya bakması mı önemli?
Veya az ama dikkatli bakıp iyi bir netice alması mı önemlidir?

Elbette ki az ama dikkatli bakımla şifaya kavuşturan daha kıymetlidir.
Yine bir mühendis düşünün,
Acele hesaplarla kocaman gökdelenler dikip felaketin kucağına terketmesi mi doğru?
Yoksa ince hesaplarla, acele etmeden sağlam binalar yapması mı doğru?
İnsan hayatında bile böyle değil midir!?
Çok yaşayanları mı konuşuyoruz, yoksa az yaşasa bile çok yaşayacak olan güzel eserler bırakanları mı?

Ha şimdi diyeceksiniz ki;
Zaman hızlı olma, süratli olma zamanı...
Yani tamam da kaliteyi öne çekmeyen süratin hiç geleceği olur mu?
Millet olarak kaliteyi çokluğun önüne koymadan,
Fert olarak hayatımızın eleştirisini yapacak zihni seviyeyi yakalamadan çokların akıntısına kapılıp gideriz!

Ben öylelerini biliyorum ki, münferit sohbetlerimizde dört dörtlük birey (benim ölçülerime göre tabi)...
Ama o küstah dediğim çokluğun içinde bakıyorsun ki, en dört dörtlük dedikleriniz bile sanki koyun sürüsünün bir parçası oluveriyorlar!
Hele bu durum siyasette de inanın korkunç bir hal alıyor!
İyiyi ve kaliteyi daha doğrusu liyakati çokluğun önüne almayan idarecilerin felakete sürüklediği bir yığın ülke sayabiliriz...

Mesela, yazımızın başında işaret ettiğimiz siyasi çokluğa veya demokrasinin vazgeçilmezi gibi algılanan şu çokluğa dönecek olursak,
Bakın Demokrasinin çokluğunu "Eflatun" nasıl ele alıyor! Diyor ki;

"Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir.
Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için,
yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır.

Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir.
Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler.
Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir..."

Evet "Eflatun" böyle derken, "John F. Kennedy" de diyor ki;

"Demokrasilerde bir seçmenin cehaleti bütün halkın güvenliği için tehlikedir..."

(Eğer bu denilen doğruysa biz yanmışız... İnsanın "kaç bi dene... Kaç bi dene..." diyesi geliyor vallahi!..)

Hemen şimdi biliyorum bazıları;
"Neden elin gavurlarının sözünü yazıyorsun?" diye tenkide kalkarlar...
Demokrasiyi onlardan almışız da onun için yazıyorum...
Demokrasinin herkesin harcı olmadığını, doğruyu bile gavur müslüman ayrımına tutanların demokratlık taslamalarını gülünç bulduğum için yazıyorum!..

İşte böyle bir çokluğun toplumun güvenliği açısından arzettiği tehlikeye dikkat çekmek için yazıyorum…
Az olmak yanlış olmak değildir…
Çok olmak da illa doğru olmak değildir, anlayın diye yazıyorum...

Haa... Bir de yanlışsam bile, yanlış söz etme hürriyetime karışmayın diye yazıyorum...
Ve son olarak diyorum ki;
Size tahammül edenlere siz de tahammül edin,
Çünkü meydanlarda nöbetini tuttuğunuz "Demokrasi" bunu vaaz ediyor!

Bilmem anlatabildim mi?!..


7 Eylül 2016
Samsun

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de