Üye Girişi

Üye Girişi

ÖZÜR DİLİYORUM (!)

09 Ağu 2016

Hamd-ü senalar ediyorum!
Cenab-ı Allah bu zamana kadar bana arkasında duramayacağım hiç bir sözü söyletmedi...
Hiç bir destanı ve hiç bir şiiri yazdırmadı...

Her sözümün arkasında durdum...
Hem de en zor şartlarda durdum!
Karşımda en kudretli, en kuvvetli makam sahipleri varken bile tükürdüğümü yalamadım, yutmadım...

İt dedim...
Öyle, bir-iki gündür çemkiren ayak takımı gibilerine falan değil ha!
Çoklarının yalakalık için methiyeler yaptığı,
Çoklarının "Umutsuz bir yaşam... Seninle hayat buldu paşam!.."
diyerek adeta taptığı,
Kiminin de korkudan ödünün koptuğu, kapısında kırk tane zabitin beklediği zamanın kudretli ihtilal paşalarına it dedim...

.......

Reisi Cumhur oldular...
Aradan yıllar geçti, itliklerini televizyonda da söyledim diye mahkemeye verdiler...

Mahkeme "Evet sen it demişsin..." diye bana ceza kesti...
Ben yine de sözümü yalamadım...
Yalamadığım gibi ceza kesen hakim efendiye son sözümü söylerken,
"Madem bana ceza verdiniz Hakim Bey, ben it dediklerimden değil,
onlara it dediğim için sahipli-sahipsiz bütün köpeklerden özür diliyorum..." deyip, hakaret ettiklerimin itlerden, köpeklerden daha aşağılık olduklarını mahkeme salonunda mahkeme heyetine ifade ettim...
Yani, kem-küm etmedim...
Yukarıda da söylediğim gibi,
dediğimi, tükürdüğümü yalamadım, yutmadım...

Bunu şunun için anlatıyorum!
Bir-kaç gündür adaletsizliğe uğramanın ve Erciyesin öksüz bırakılışıyla kabaran duygularımın meyvesi olarak yazdığım bir dörtlüğü çarpıtarak...
Ozan Arif "Yenikapı" ya giden herkese it dedi gibi bir çarpıtmanın ve iftiranın arkasına saklanıp içlerindeki
Ozan Arif düşmanlığını millete de mal etme çabasında olanlar,
hatta ölmüşlerimize söğecek kadar alçalanlar var...
Hatta Ozan Arif Millete it dedi gibi kışkırtıcı yalanları organizeli olarak her kulağa üflemeye, her buldukları sayfalara sıvamaya çalışanlar var...
Şimdi düşünün!
Ozan Arif ve (haşa) Türk milletine it demek...
Sanki bu Türk Milleti Ozan Arif'i tanımıyor...
Buna kargaların dahi güleceğini bile bile köpürtüp duruyorlar...

Neden?
Neden olacak, çünkü bunlar hakikaten it olduklar için...
Kimin iti olduklarını da gayet iyi biliyorum!..
Onun için de, bunlardan asla değil, ama mahkeme salonunda dediğim gibi bunlara it dediğim için itlerden özür diliyorum...
Zira şu anda benim de kapımda adına "paşa" dediğim bir köpeğim var en başta ondan özür diliyorum...

Bir de kimlerden özür diliyorum biliyor musunuz?
Nereye giderse gitsinler, kurtluklarından şüphe etmediğim halde bu köpeklerin havlamalarına bakarak onlarla yan yana bana saldıran ülkücülerden özür diliyorum!..
Ama aynı zaman da teessüf de ediyorum...
Neden özür dilediğime veya neden tessüf ettiğime gelince;

Ben o dörtlüğü yazarken, her şeyi çok iyi hesapladığımı sanıyordum, ama hesaplayamamışım!
Bazılarının bu kadar bilgi fukarası, "Yeni kapı" ile, " Yenikapı "yı ayırt edemeyecek kadar Türkçe yoksulu olacağı hiç aklıma gelmemişti...
Çünkü "eski kapı"nın karşılığı olan "yeni kapıyı" hem ayrı yazmış hemde anlasınlar diye yukarda olduğu gibi çiftli virgül içine almıştım...

Yeni kapının öz mamüllerinin bu inceliği anyamamaları normal!
Onların çapını biliyorum ve şaşırmam...
Ama eski kapımızdan tanıdığım veya tanıdığımı sandığım bazılarının bunu anlamaması beni şaşırttı...
Üstelik anlamadıkları gibi art niyetli bazılarının dolmuşuna binmelri de beni derin derin düşündürdü...
Ve demek ki seviyemiz bu demekten kendimi alamadım...

İşte bu seviyeyi hesaba katmadığım için özür dilerim!!!..
Böyle bir özürü onlar adına utana utana diledikten sonra da, şu hususta da teessüf ediyorum;

Yeni kapının, kapı kulları beni tenkit edebilir...
Hatta Millet düşmanı, vatan düşmanı, paralel, yamuk gibi olmadık iftiraları atabilirler...
Onlarınki bana vız gelir...
Onlar benim ancak kervanımı yürütür!

Ama beni iyi bilen, benim ömrümün vatan, millet, din ve devlet diyerek geçtiğini herkesten iyi bilen eski kapımızın yürekleri onlarla bir olup bana saldırınca,
Ne yalan söyleyeyim, düşman sahibi bir babanın pusu kuran düşmanları arasında kendi evlatlarını da görmesi gibi acı duyduğumu itiraf edeyim...
İşte bunun için hakkımı haram etmesem de, onlara teessüf ediyorum teessüf!...

.....

Benim derdim binbir çile ile nakış nakış işlediğimiz canım ipek halıların, elin kapılarında paspas yapılması,
Benim derdim dün fikrimizi ayak altına alanların ayaklarının altına bu halılarımızın serilmesi,
çıkmak istedikleri merdivenlere yolluk yapılması, yolluk!..

Gerçi desenize,
"Yeni kapı " ile "Yenikapı"nın farkını anlamayanlar benim bu derdimi nasıl anlasınlar!

Ama ben anladım...
Zaten biliyordum da tekrar anladım!
"Körler çarşısında ayna satılmazmış!"
Veya,
"Körlerin arasında görmek bir hastalıkmış..."

İşte ben bu hastalığı kabulleniyor ve görünmeyen niyetleri gördüğüm için özür diliyorum.

Eğer "biz neden görmüyoruz bu senin gördüklerini?.." diye, soranlar varsa,
"Perdelerini indirenler güneşi göremezler!.."


9 Ağustos 2016

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de