Üye Girişi

Üye Girişi

GURBETİ YENMEK! GURBETE ÜSTÜN GELMEK!...

02 Mar 2016

Bir ülkücü olarak geldiğim gurbette,
adım adım dolandım...
Nerede bu milletin evlatları var oraya gittim...
Vatanıma gidemediğim yıllarda onlar benim Vatanımdı,
dolayısıyla ben de onlara gittim...
Proğramlar yaptım, sohbetler ettim...

Ülkücüyüm diye onlara sadece ideolojik gözlüğümle bakmadım...Dertlerine, neşelerine ortak olmaya çalıştım...
Onların her şeyini şiirlerime işledim...
Destanlarını yazdım...
Onlar benim vatanımın, el kapılarında yaşamaya mahkum edilmiş evlatlarıydı...
Değişik insan manzaralarına, değişik hayatlara, hatta değişik acılarla bezenmiş aile hikayelerine şahit oldum...
Çok dinledim onları çok...
Ama beni dinlediklerimden ziyade gördüklerim acıya gark etti!
..........
Hollandada bir Ömer Gadan vardır...
İki gözü ama... Saz çalar, şiir söyler...
Hatta Hollandalılara, Hollandaca Türkü okur Ömer...
Onun bir sözü vardır!
Çok duru... Çok ağdasız... Buram buram gurbet kokan bir söz bu...Diyor ki;
“İki kültür arasında,
Eziliyom, büzülüyom...
Yaşlılara değil amma,
Şu gençlere üzülüyom!...„

Herhalde bir öğretmen eskisi olmanın verdiği hassasiyet yüzünden olsa gerek, benim de en çok üzüldüğüm bu husustur...
Zayi olan geçmişimiz değil, Zayi olan geleceğimizdir...
O gurbetçiliğin fıtratında olan kazanmaya odaklanma,
Kazanmayı sadece iki kuruşu yan yana getirme veya mal mülk sahibi olma, olarak telakki etme...
Vardiyalı çalışan anne-babaların ancak masa üzerine yazdıkları notlarla iletişim sağladığı, aile ortamlarında büyüyen yavrularımız...

Buz dolabında ne bulursa onu yiyen, sokakta kimi bulursa onunla oynayan çocuklarımız...
Pırıl pırıl zekaları olmasına rağmen ilgisizlik yüzünden nerde ise ellerin geri zekalıların gittiği okullara yönlendirdiği evlatlarımız...
Az büyüyünce meslek kurslarına, oradan da bir an önce para getirsin diye fabrikalara itilen, velhasılı heba edilen gençlerimiz...

Yani eğitimsiz geçmişin,eğtimsiz geleceğe sürüklediği umutlarımız, beni hep yaralamıştır!..

Şükürler olsun ki artık öyle değil!..
Yavaş yavaş düzelme var, yavaş yavaş işin vahametini aileler kavramış durumda...
Artık yatırımın iki-üç daire veya arsa almak olmadığını, esas yatırımın çocuklarımıza yapılan, yani insana yapılan yatırım olduğunu idrak eden analar babalar çoğalıyor...
Ha yeterlimi? Yetmez...
Daha çook mesafe alınması lazım...
Ama dediğim gibi şükürler olsun, gitgide sayıları fazlalaşıyor...Onların sayılarının fazlalaştığını, onların çoğaldığını görmek de beni sevindiriyor... Beni mutlu ediyor...
Onları gördükçe gurbeti yendiğimizi, gurbete üstün geldiğimizi düşünüyorum!

İşte bu gün size beni sevindiren o ailelerden birini tanıtmak istiyorum...
Yağlıdere‘li Halil Kır ve Ailesi...
Halil‘i yıllar önce İsviçre‘de tanımıştım...
Başbuğ‘umuzun bir avrupa ziyaretinde, sonraları da şölenlerde beraber olmuştuk...
Gurbetin kağıtsız-küreksiz karabatak kuşlarından olan Halil...
Yıllar sonra, geçen yıl ki Amerika seyahatim de artık kağıtlı-kürekli yani yeşil kartlı bir gurbetçi olarak Amerika'da karşıma çıktı...

Misafiri oldum...
Böylece resimlerde göreceğiniz gibi ailesini de tanımış oldum. Baktım ki, Halil ve hanımı Ayşegül yengemiz gurbetin kahrını boşuna çekmemişler...
Ancak ben bu kanaatimi çalışarak ulaştıkları ekonomik durumlarından dolayı demiyorum.
Her şeyden daha fazla çocuklarına, çocuklarının eğitimine verdikleri önemin şahidi olduğum için için söylüyorum...
Çok açık gördüm ki, onların birinci hedefi çocuklarının eğitimi olmuş...
Eğtim, ama erimeden değerlerine sahip çıkarak eğitim...
Buna çok önem vermişler...

Şimdi büyük oğulları Alperen “Rutgers Üniversitesi„nde,
Ortancı oğulları Batuhan “Glassboro NJ Lisesi“inde,
En küçük Emirhan ise henüz İlkokulda...
Yarınların Aziz Sancar‘ları olmak üzere tahsil yapıyorlar...

İşte bu yavrularımızın yeni yeni başarılarının haberini aldığım için bu satırları yazdım...
Onlara Cenab-ı Allahtan zihin açıklığı diliyorum...

Çocuklarının eğitimine böylesine önem veren bütün aileleri tebrik ediyor,
Onlara eski bir öğretmen olarak teşekkür ediyorum.

Ben gurbette kazanma ve kayıp etme kavramlarını teraziye koyunca, kayıp etmenin daha ağır bastığını düşünmüşümdür hep...

İşte bu Halil Kardeşimiz ve ailesi gibi örnekleri görünce yavaş yavaş fikrim değişiyor gibi...
Keşke hem mutluluğuna, hem başarısına,
hem de milli hassasiyetlerine şahit olduğum,
gurbetteki bütün Türk aileleri bir bir size tanıtabilsem...
Tıpkı Halil Kır ve Ailesini kısmen tanıtabildiğim gibi...

Netice olarak kaderin gurbete savurduğu bütün Türk Ailelerinden
şunu rica ediyorum!
Allah için, hiçbir şeyin çocuklarımızın eğitimine engel olmasına izin vermeyin...
Çok şey mi istiyorum acaba?



2 Mart 2016

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de