Üye Girişi

Üye Girişi

DUR BAKALIM NOLACAK!..

06 Şub 2016

"En büyük hata, hatada ısrardır..."

Kim söylediyse o kadar doğru söylemiş ki, helal olsun diyorum.
Çünkü bakıyorum da;
Adam hem suçlu, hem günahkar, hem de küstah!..
Hatalı olduğunu bile bile hatasından dönme yerine, hatayı haklı gösterecek uyduruk sebepler peşinde...
Hatta bu haksızlığını haklı çıkartacak, mahkeme-hakim peşinde!...

Yahu inanın bekliyorum ki bir keresinde de yanıltsın beni!
Belki son anda bir olumlu adım atar da, 
beni söylediklerime nadim eder diye umut ediyorum!

Ama nerdeee...
Üzdüğü, üzmekle de bırakmayıp, soysuzların karşısında bile yenilgiye uğrattığı camiasını hiçe sayarak...
Sonra da utanmadan,
(görevde olduğu süre içinde hiç itibar etmediği) ülkücü iradeden dem vurması çıldırtıyor beni.

Artık en olumlu olarak şu geliyor aklıma!
Kibir abidesi olduğu için,
herhalde o "kibir bırakmıyor ki hatasını kabullensin.." diyorum...

Aklı başında olan biri, oturduğu koltuğu bile kendi altına veren kendi camiasını,
yani kurultay talebinde bulunan ülkücüleri, böylesine yokuşa sürer mi?
Tüzüğünü yok sayarak, kanunu-yasayı yok sayarak,
(artık hangi güce güveniyorsa!) adliyenin, mahkemenin yolunu gösterir mi?

Böyle birinin iktidar olduğunu düşünün...
Yaptığı suçtan pişmanlık duyma yerine demek ki bunlar,
suçlarını örtecek kanun çıkartmaya kalkarlar...

(Ey Yüce Allah'ım;
bu dönem memleketimizde siyasetin başını çekenlerin,
hepsi mi böyle Yarabbi?...) diye kendi kendime sormadan yapamıyorum!
Çünkü al birini, vur birine!..

Bence hırs, haset ve kıskançlık başarısızların sığınacağı son sığınaklardır...
Buna bir de korkaklık eklenince öyle tehlikeler beklerki bizleri,
Allah korusun!..
Tarih;
Hırsı, hasetliği, kıskançlığı hatta korkaklığı ve küstahlığı yüzünden halkını veya camiasını felakete sürüklemiş psikopatlarla doludur...

Son zamanlarda ben bu meseleye değinince,
fincancı katırları,panikleyerek sözlerimi, daha doğrusu meramımı, anlatmak istediğimi çarpıtmaya kalkıyorlar...
Ve hemen başlıyorlar;
"Hastalıkla alay ediyorsun, kol kırılır yen içinde kalır"
gibi malum laflar... Yani bıktım artık!..

Yahu bu nasıl bir kırık kolsa,
Ozan Arif konuşunca "yen'in içinden hemen dışarı fırlıyor..."
Ama birileri(!) konuşunca, hatta mahkeme yolunu gösterince hiç yerinden oynamıyor mübarek...

Hastalık meselesine gelince;
Allah herkesin şifasını versin...
Ancak benim bir ömür verdiğim hareketin hastalığına, rahatsızlığına devamlı kan kayıp etmesine hiç sesi çıkmayanların...
Kişilerin hastalığını bu denli önemsemeleri ne kadar ahlaki acaba...

Ben hastalıklardan tek şekilde medet umarım!
Hastalıklar hele hele böylesine ağır hastalıklar en ihtiraslı, en zalim, en gaddar insanlara bile ölümü hatırlatır...
Ölümü hatırlamak ise hırsın, ihtirasın ateşini söndürür...
İnsanı tefekküre, yaptığı yanlışlardan dönmeye, kayıp ettiği gönülleri tekrar kazanmaya yönlendirir...

Gel gör ki böyle bir ibare, böyle bir işaret görmüyoruz...
Görmediğimiz gibi tam aksine;
Beyefendinin arzusu, daha doğrusu dayatması üzerine koskoca camia mahkemelik oluyor...(hülasa rezalet diz boyu)
Dedim ya neye güvenerek bunu yaptı veya yaptırdı, inanın kestiremiyorum...
Ancak kesinlikle hukuka ve adalete güvenerek bunu yapmış olacağını düşünmüyorum!

Aklıma başka ihtimaller geliyor!
Ama o ihtimalleri düşünmek bile kanıma dokunuyor!
Nedir o ihtimaller diye sormayın bana!

Artık;
" Avukat tuttunuz mu" kavramı yerine
" Mahkeme tuttunuz mu!" kavramının moda olduğu,
Türkiye'nin hukuk sisteminde, aklıma neler geliyor neler...

Çalınan tüyü bitmemiş yetim haklarını bile,
çalan hırsızlarına iade eden hakimlerin olduğu yerde,
zorla gasp edilen koltuklarıda, gaspedenlere iade eden hakimler de çıkabilir diye bir endişem mevcut...

Lakin bir yandan da, sık sık duyduğum;
"Türkiye'de hala hukukun, adaletin hakkını veren hakimler var.."
ifadesiyle endişemden kurtulmaya çalışıyorum...

Efendim meşhur fıkradır; " Dur bakalım nolacak!..."



06 Şubat 2016
Frankfurt

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de