Üye Girişi

Üye Girişi

ATANMIŞLIK, SEÇİLMİŞLİK …VE LİDER!

24 Ara 2015

Ortalık Atanmışlık ve seçilmişlik kavramlarıyla tarif edilebilen,
lider olmadığı halde lider görüntüsü veren tiplerle dolu!

Atanmışlar çok fazla hareket edemezler… Yani manevra kabiliyetleri kıttır…
Çünkü az arkalarını dönseler, hele hele kazara ceketlerini çıkarsalar, 
kıçlarındaki, onları o mertebeye çıkartan güçlerin tekme izleri de ortaya çıkar!…
Ne yaparsa yapsınlar bu tipler kıçlarındaki onları yükselten bu tekme izlerini silemezler.
O yüzden bunları bilenler bilir (cemaziyulevvel hikayesi gibi) 
bilmeyenler, yani gerçek liderliğin bürokratlık olmadığını çözemeyenler de maalesef “lider„ diye cacık gibi yer!

Gerçek lider yaptığı, yapmadığı ne varsa hepsinden kendini mesul tutar...
Ama atanmışlarda şunu görürsünüz; 
Onlar kendilerini sadece yaptıklarından mesul tutarlar (O da eğer tutarlarsa tabi!).

Bir de seçilmişlik kozu kullanarak kendini lider diye dayatanlar vardır ki,
bunlar tam kasaba kurnazları, göz boyayıcı, hani pazar yerlerinde çay bardağının kıçını tahtaya vurarak yutturmaya çalışan
bardak pazarlamacıları var ya, aynen onlar gibi uyanık geçinen salaklardır!

Bu laf cambazlarının başlarına, her pazar kurulduğunda biriken, (ağzı açık ayran delisi babından) hamakatleri, duyguları hatta inançları başta olmak üzere
her şeyleri istismar edilmesine rağmen, bunlara rağbet eden, saatlerce bunları seyretmeye doyamayan onlardan daha salakları hariç tutarsak,
Hür nazar ve hür vicdanla bu uyanıkları inceleyenlerin, dediklerime hak vermemesi mümkün değildir…
Değildir çünkü;
Bizim memleketimizde seçilmek için gereken vasıflarla, gerçek liderlik için gereken vasıflar birbirinden tamamen farklı şeylerdir.
Türkiye’de güç dengelerini kollamadan, bol bol vaat dağıtmadan, tutamayacağı sözler vermeden,
(insanlara sevimli görünmek için) yalan söylemeden hatta oy uğruna her yolu mübah görmeden seçilmeye imkân var mı?
Elbetteki yok… Olsa bile, çoook nadir…

O zaman bu vasıflar; lider olmayı değil, tam aksine olmamayı gerektiren,
benim anladığım gerçek liderlerin vasıflarıyla taban tabana zıt olan vasıflardır.

Yani ne atanmışlık, ne seçilmişlik insanı lider yapmaz…

Peki senin anladığın liderlik nasıl Ozan Arif diye soruyorsanız,
sadece benim değil, bu yazıyı yazarken faydalandığım bütün kaynakların hatta bütün dünyanın aradığı vasıflar
üç aşağı beş yukarı aynı olan belli belli vasıflardır.
İsteyen istediği yerde bu özellikleri bulur, okur, öğrenir…
Ben öyle akademik dille değil, toprak diliyle kimlerden lider olurdan ziyade,
kimlerden lider olmaz  müsadenizle bunu anlatmaya çalışayım.

Lider öyle pırasa gibi ekilerek elde edilmez…

Hani bir destanda diyoruz ya;

“Teşkilat fikir varsa orada lider olur,
Lokomotif olmazsa, vagonlar yolda kalır,
Herkesten lider olmaz, lideri zaman bulur…“

işte bu destanın bu dizelerinde de belirttiğim gibi
“ Lider olunmaz, lider doğulur „ sözüne pek katılmıyorum.
Ben liderlikte zamanın önemli olduğuna inananlardanım.

Tabi ki Allah’ın bahşettiği kabiliyetler önemlidir.
Bir insanın liderlik yetenekleriyle doğması, yani yeni yetmelerin "karizmatik" diye nitelendirdiği kişilerden olması önemlidir.
Ancak; her ne kadar Allah’ın bahşettiği kabiliyetlerin sahibi olsa da, bir insanın gerçek lider olabilmesi için zamana ihtiyacı vardır.
Zamanın, daha doğrusu zaman içinde zuhur eden olayların tabi tuttuğu imtihanlardan 10-15 yıl boyunca yüz akıyla çıkamayıp,
kendi için “ Hah işte bak … Lider bu..„ dedirtemeyenlerin, liderlikte ısrar etmesi tamamen abesle iştigal etmektir…
Daha da ötesi yıptır ayıp…

Bir kere Liderin çapı, zor dönemlerde belli olur.
Eğer liderlik vasıfları olmayanları, bir lider koltuğuna oturtursanız bunu açık açık görürsünüz!..

Bu tipler, yani aranan vasıflara haiz olmayan bu zavallılar, hem başaramaz, hem de başarısızlığı asla kabul etmezler!
İşler istediği gibi gitmeyince de kolayca parlar, beklenmedik çıkışlar yaparlar.
Risk almaktan kesinlikle çekinirler, çünkü korkaktırlar,
korkaklıklarının yanına kindarlık ve cehalet de eklenince liderden ziyade bir felaket olur çıkarlar...
Kendileri sevilmezler, kendileri sevilmediği gibi de sevilenleri acayip kıskanırlar!
İnsanlara zerre kadar güven duymazlar, sözlerde ve davranışlarda art niyet ararlar, kuşkucu hatta müthiş iftiracıdırlar…
İletişim kurmayı önemsemezler, başkalarının arzularına kapalı ama her şeyin kendileri için müktesep hak olduğuna inanırlar…
Her durumu, her davranışı krize dönüştürüp, etraflarını tedirgin etmeye bayılırlar…
Fevri ve yanlış kararlarıyla herkesi sıkıntıya sokarlar…
Akılları sıra insanlar üzerinde sıkı kontroller uygulayıp, kontröllerinde haklı olduklarını göstermek için de ayrıntılarla uğraşıp dururlar...
İnsanlara, gelişen olaylara ve meselelere yeterince zaman ayırmazlar, hem tembel hem de uyuşuk ve gevşektirler.
Kendileriyle alakası olmayan lüzumsuz işlere ve uykuya çok zaman ayırırlar.

Yani değerli dostlar ben pek anlamam ama;

Tutarlı, dürüst özü sözü bir olmayandan, zaman zaman tükürdüğünü yalayandan lider olmaz…
Söyledikleriyle yaptığı işler çelişiyorsa, yerine getiremeyeceği vaadlerde bulunup, verdiği sözü tutmuyorsa ondan lider olmaz…
Sınırlarını bilmeyen ve yerine getiremeyeceği sözlerle halkı ve taraftarlarını önce umutlandırıp,
sonra yarı yolda bırakandan, üstelik suçu da onların üstüne yıkanlardan hayatta lider olmaz…
Taraftarlarının veya halkın arasında ayrım gözetenden, yalaka kullanandan ve yalakalarını kayırandan lider olmaz…
Kendi gibi düşünmeyenleri asla hiç dinlemeyen, dinlemeyi bırak onlara adeta kuma muamelesi yapandan lider olmaz…
İç dünyası kaos dolu olan, narsizmini yani kendini beğenmişliğini kendine saygı sanan ruh hastalarından lider olmaz…

Karar vermek liderin en bariz özelliğidir…
Bir Liderin kararları partisini, taraftarlarını zora sokuyorsa, böyle birine lider demek liderliğin içini boşaltmaktır!…
Lider en az bilgi ile dahi doğru veya (en azından) doğruya yakın karar verene denir…
Dünü uçuşturmakla, günü geçiştirmekle yarına gidecek yolları tıkamakla,
ve direksiyonuna geçtiği arabayı her sefer sağa sola çarpıp hatta devirmekle liderlik olmaz…
Kararlarını paylaşmayan, açıklamayan, görüş birliği sağlamayan, yani meşveret, istişare bilmeyenden lider-mider olmaz…

Çünkü bunlar bana göre bir liderin inandırıcılığının vesikalarıdır…
Yaptığı işe hakim olmayan, yaptığı işi bilmeyen, (en azından bilmediğini bilmeyen!) buna rağmen insanları,
mühür kendinde diye sevmedikleri işleri yapmaya, savunmaya zorlayan birinden lider olması mümkün mü?
Elbette değil…

Sonra liderin meramını, yapacaklarını kendini izleyenlere aktaracak bir hitabet kabiliyeti olmalıdır.
Onlara, neyi neden yaptıklarını anlatamayan, nereye gittiklerini net gösteremeyen birinden nasıl lider olacak?
Lider dediğin ülküleri, idealleri doğrultusunda insanları harekete geçiren,
El ele, gönül gönüle hep birlikte sonuca doğru yol almalarını sağlayan insandır…

İyi liderin idaresinde insanlar kötü sonuçlara rağmen mutlu olurlar…
Çünki insanlar bilirler ki gerçek liderler en kötü sonuçları bile değiştirip davasının ve dava arkadaşlarının lehine çevirmeyi becerirler…
Kötü liderin idaresinde ise görülmemiş başarılara imza atılsa bile insanlar mutsuzdur… Mutsuzdur... Mutsuzdur!..

Lider gücü elinde bulunduran kişidir. Bu gücü de Onun eline bizler veririz…
İşte bu sebeple gücün kimin eline teslim edileceğini belirlemek ciddi ve hatta hayati önem arzeden bir iştir.
Buna hem Millet olarak, hem de milletin kurtuluş ümidi olan ülkücüler olarak çok dikkat etmeliyiz diye düşünüyorum…

Bu ara yine sular bulanık!
Dikkat edelim ki, geçmişte olduğu gibi hak etmeyenler bulanan suyumuzda balık avlamasın!

Benim böyle konuşmamı , hiç kimse bana çok görmemeli!

Çünkü ben anlatmaya çalıştığım gibi gerçek bir lider tanıdım!
En az 25 yıl tanıyıp beraber çalıştıktan sonra boşuna demedim;

“Gerçek lider yüz senede bir çıkar,
Hele hele Türkeş gibi zor çıkar…“
diye...

İşte buyurun!
Şimdi ara ki bulasın!
İnşallah beni utandırırlar!



Ozan Arif
24 Aralık 2015
Bad Homburg

Not; Tanımıyorum ama bu yazıyı hazırlarken sunumundan çok yararlandığım,
Prof. Dr. Acar Baltaş’ a çok teşekkür ediyorum...

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de