Üye Girişi

Üye Girişi

GÜLÜNÇ OLMAYIN!..

22 Mar 2015

Yutkunsam bir türlü, kussam bir türlü...
Konuşsam bir türlü, sussam bir türlü!..

Geçende bir yazı yazdım... Okudunuz mu bilmiyorum.
Eğer okumadıysanız,
“Bazılarını Allah,
dışlamak için yaratmış sanki!..„
başlıklı yazıyı,
sayfadan bulup okumanız mümkün...
Canınız isterse tabi...

Konu;
Türk Halk Müziği sanatçısı (Aynı zamanda devlet memuru) Esat Kabaklı kardeşime, Akp‘lilerin, yani iktidarın...
Yani devlet erkini kahpe hançeri gibi kullanıp, kafaya taktıklarının arkasına en puşt metotlarla saplayan bir gücün,
tertip ettiği bir şölende sahne alacak diye, hakarete varacak sözlere maruz kalması üzerine....

Böyle bir yazı yazmışım diye;
Vay efendim... Sen misin Esat Kabaklı‘ya sahip çıkan!..
Altına yazılan yorumlara göz atarsanız neler var neler...

Benim, durumu izah ederken;
Sanatçıların sahnede sanatlarını icra ederek evlerine ekmek götürdüğünü yazmamı kendi istedikleri gibi algılayıp...
“Demek ki Esat bunu para için yapıyor...„ diye yaygara koparmaya,
Ömrünü Ülkücü Hareketin iklimi içinde geçirmiş...
Ülkücülüğünü lafla değil, verdiği eserlerle devlet memuru olmasına rağmen, noter mühürü gibi mühürlemiş bir sanatçıya,
hemen hain yaftası yapıştırmaya kalkmaları... Hatta edepsizce imalarda bulunmaları…
Elbet de benim sabredeceğim bir durum olamazdı...

Teşbihte hata olmaz!
Şu veya bu sebeple, hatta para için olsa bile uçurumun ucuna yanaşmış bir ülkücü sanatçıyı,
arkasından iteklemek, hatta tekmelemek benim kitabımda yazmaz…
Ben onlardan değilim(!)
Sonra Esat Kabaklı‘nın Akp‘nin vereceği paraya ihtiyacı olmadığı gibi,
benim avukatlığıma da ihtiyacı olduğunu sanmıyorum…

Önce;
Kendi sevdiğini ele kaptırma korkusu taşıyan bir yavuklu kıskançlığı türünden,
Kendi sanatçısını sevmediği bir sahnede görmeye dayanamamanın üzüntüsüyle sitem edenleri bir kenara ayırıyorum!..
Onları çok iyi anlıyor... Anlamakla da kalmıyor, hatta onları saygı ile karşılıyorum.

Ancaaak...
15 senedir daha “Na...„ demelerinden bile namertliklerini bildiğim tipler var ya…
Benim sözüm onlara!
Tam yaranma mevsimine(!) girdiğimiz şu günlerde, birilerine yaranmak için,
Esat‘ın o sahneye çıkışını fırsat bilerek... Esat‘a hatta Esat üzerinden, pisliğinde boncuk bulmuş çocuk edasıyla,
“Ozan Arif versin şimdi bunun hesabını„ diyerek şahsıma nasıl saldırdıklarını görünce…

Yahu Esat Kabaklı senelerce belli bir partinin yayın organı olan,
“Kanal 7„ de proğram yaparken nerdeydiniz? diye sorasım geliyor...
Derdiniz herkes beni sırtımdan hançerlerken,
Esat benim yanımda duruş gösterdi veya,
Ozan Arif‘e yapılan haksızlıktır, dedi diye mi?…
İsmail Türüt‘e bile “Ozan Arif‘le sahne alma seni istediğin ücretle sık sık yaptığımız partinin, ocağın gecelerine çıkaralım„ diye,
teklif götüren parlementer ağabeylerinizden mi talimat alıyorsunuz?!

Mesele ne Esat Kabaklı ne İsmail Türüt…
Mesele “Kıral çıplak diyen Ozan Arif‘i yalnızlaştırmak!...„
Bunun birileri farkında olmaya bilir, ama ben farkındayım bunu bilin...
Hem sizin gibi körlerin arasında kıral çıplak olsa, hatta dal-deynek(!) gezse bile ne olur ki?!...

Aklınız varsa benim bu günlerde ağzımı açtırmayın!..
Çünkü söylenecek çok sözüm var!..
Ama gel gelelim;
Başlarken dedim ya!
“Yutkunsam bir türlü, kussam bir türlü...
 Konuşsam bir türlü, sussam bir türlü!..„
...
Bana bugün sorsalar; “Ülkücünün ilk vazifesi nedir?„ diye,
Hiç tereddüt etmeden derim ki;
“Ülkücünün birinci vazifesi gönül kazanmaktır..„

Ama gönül kazanmayı bırak, kazanılmış gönülleri kolundan tutup tutup atmayı, şiar edinmiş...
Başbuğ‘umuzun “Gönül Seferberliği„ni... Gönül kovalama seferberliği gibi algılayanlara ne diyeyim?..
Çünkü ne desem onlar anlamaz, anlasalar da anlamamazlıktan gelirler...

Onların gücü;  
Meclisteki Pkk uzantılarına serenat yaparak, tokalaşıp, kucaklaşıp kendi sıralarında ağırlayanlara yetmez....
Onların gücü;
Akp‘nin kıçının sıkıştığı yerde koltuk değnekliği yaparak, Akp‘ye Cumhur Başkan‘lığını hediye edenlere yetmeeez...

Ama Akp organize etse de, o sahne de ülkücülerin türküsünü onlara,
seve seve(!) dinleten Esat Kabaklı‘ya yeter...

Evet evet... Onların gücü Ülkücüleri destanlarına sığdıramayan Ozan Arif‘e yeter...
Ama onları Rahşan Hanım‘ın eteğinin altına dolduranlara güçleri yetmez...

Çünkü ülkücülüğü, ülkücülük gibi değil,
birilerine yalakalık yapmak gibi algıladıklarından bu hareketin kârını-zararını düşünmezler...

Sadece yapacakları yalakalığı düşünürler!

Şimdi yargısız bir infazın ifadesi olan o hakaretleri yazanlara soruyorum;
Ne kazandınız ulan?... Ne geçti elinize?..
Hadi sövün bakalım... hatta elinizden gelirse dövün bakalım…
Herhalde bu hareketin Esat Kabaklı gibi notayı tersten okuyacak derecede bilgisiyle,
dinleyeni mest edecek kadar da sesiyle kalitesini ispatlamış sanatçılara ihtiyacı yok...
Daha doğrusu hareketin var da, sizin yok sizin...

Siz kalitesiz izanlarınızda, kalitesizliği kalite yapmış zavallılarsınız...
Alışmışsınız ahbap-çavuş ilişkisiyle üretmeden varlığını sürdüren şarlatanlara...
Alışmışsınız ne manaya geldiğini bile bilmediği;
“Teşkilat-Lider-Doktrin„ umdesini makyaj malzemesi gibi kullananlara...
Sizin nenize lazım Esat Kabaklı gibi biri...

O, ileti adresime yani özelime galiz küfürler yazıp bana,
“Sen de git Akp‘ye katıl ne duruyorsun?..„ diyecek kadar edepsizleşenler...
Hadi durmayın!... Bu yazdıklarımın altında da, (Yahu bu adam ne demek istiyor diye düşünmeden) koro halide terbiyesizliğinize devam edin...

Ama şunu kafanıza iyi sokun;
Ozan Arif‘i “Üç Hilal‘in„ altından uzaklaştırmaya sizin Ağababanızın(!) gücü yetmedi ki, sizin gücünüz yetsin...

Esat hangi cendereye sıkışarak o sahneye çıktı bilemiyorum...
Daha doğrusu çıktı mı, onu da bilmiyorum...

Eğer çıktıysa, Tevfik Fikret‘in;
“Sen inmedin seni indirdiler o mezbeleye,
Sen ölmedin seni öldürdüler....„
diye devam eden şiiri geliyor aklıma....

Esasında ben üzülmedim mi? Ben de çok üzüldüm böyle bir durum karşısında…

Ama üzülsem de, hatta bazıları bana yakıştıramadığını söylese de...
Ben bana yakışanın ne olduğunu bilecek yaşa ve başa sahibim...
Sendeleyene arkadan bir de ben vuracak kadar alçak değilim...
Hele hele Esat gibi sahnelerde omuz omuza ter döktüğüm, yüreğini iyi bildiğim bir kardeşimi,
sudan sebeplerle gönül defterimden silmem...
Ben Ozan Arif olarak Esat‘ın hangi sahneye çıktığına bakmam...
Hangi sahneye çıkarsa çıksın…
Ben çıktığı sahne de ne söylediğine bakarım...

Ülkücünün her zeminde haykıracağı ülküsü,
Her sahnede dinleteceği türküsü olmalıdır...

Hülasa,
dışlama, gönül kovalama hastalığının iflah olmaz hastaları… İyi dinleyin;

Siyasetten dışladıklarınız size yet miyor mu?
Ülkücü Hareketin sahnede ki sanatçılarını bari rahat bırakın...

Çünkü siz yürüdüğünüz çamurda bile iz bırakamazken,
Onlar Ülkücülerin gönüllerine eserleriyle iz bıraktılar…

Sizin gücünüz onlara yetmez…
Akıllı olun...
Gülünç olmayın….


22 Mart 2015,
Bad Homburg v. d. H., Ober-Erlenbach

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • GÜLE GÜLE VEHBİ!..
    Yazan
    Kara haber tez duyulur derler hep… Zaman, şartlar, veya kendi sıkıntılarımız hatta kendi canımızın derdine düşmemiz kara haberleri bile geç duyar hale getirdi bizi… Baksanıza benim güzel hemşehrim, benim yiğit kardeşim, değerli gönüldaşım, daha açıkcası ülküdaşım… Ülküdaşım… Alucra’nın Vehbi Usta’sı çekip gitmiş de onu bile geç duymuşum geç…
    Yazan Çarşamba, 12 Eylül 2018 06:46 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de