Üye Girişi

Üye Girişi

DÜZELMEZ!..

06 Oca 2015

Her biri vatanın belli yörelerinden gelmiş, kendini daha doğrusu yeteneğini göstermek ve bir başarı elde etmek istiyor.
Başarının simgesi bazen 14 ayar hakiki altından,
çoğu zamanda altın suyuna bandırılmış metalden bir madalya...

(Allah biliyor benim derdim madalya falan değil,
Benim derdim; orada kazanacağım başarıyı kendi cebimden ziyade mensubu olduğum ülkücü hareketin cebine koymaktı!..
Çünkü o dönemler ozanlık adeta komünizmin tekelinde gibi görülürdü ve bu benim çok zoruma giderdi...)

Salon tıka basa dolu...
Önde şehrin ileri gelen bürokratları, askeri erkan, iş adamları, esnaf, halk, öğrenci kesimi vs...
Yanlış hatırlamıyorsam 10 gün falan devam eden bu bayramda her gece bir aşığa bir parça söyleme fırsatı ya gelirdi ya gelmezdi...

O gece sıra bana gelmişti...
“Bir şiir okumak üzere Ozan Arif mikrofona„ diye çağrıldığımda o aşina olduğum heyecan fırtınası beni yine kuşatmıştı!

Ben de zaten o geceye yeni yazdığım bir şiirle gündüzden hazırlanmıştım...
Mikrofonun başına geçtim,
ve başladım okumaya...
.......

DÜZELMEZ!..

Kör olan vicdanlar, bakın da görün,
Bakmayınca bu memleket düzelmez!
Şu çıban yarılıp içinden irin,
Akmayınca bu memleket düzelmez!

Kapanmalı bu milletin yarası,
Ne kavganın, ne döğüşün sırası,
Evde huzur, yurtta dirlik çırası,
Yakmayınca bu memleket düzelmez!

Olmamalı Türk`ün Türk`ten şüphesi,
Yol olmalı aşk dağının tepesi,
Her kulağa birer sevgi küpesi,
Takmayınca bu memleket düzelmez.

Beşeriyet kanununun çatlağı,
Yurdu yaptı vurguncunun otlağı,
Yetimin hakkını yiyen gırtlağı,
Sıkmayınca bu memleket düzelmez!

Vallahi susamış arıyor vatan,
Yeni bir kumandan, yepyeni bir han,
Ben diyeyim Fatih, sen de Alparslan,
Çıkmayınca bu memleket düzelmez!

Koy desinler falan fikrin ozanı,
Ozan Arif, sen bırakma ezanı,
Bismillah deyipte köhne düzeni,
Yıkmayınca bu memleket düzelmez!
............
Şiirin son dörtlüğünü okurken en önde oturan omuzu, göğsü her tarafı kalabalık yüksek rütbeli bir subay,
ayağa kalkıp sahneye doğru bir iki adım atmıştı kiii...
Okumamın bitmesiyle birlikte bütün salonu gök gürültüsü gibi bir alkış kapladı...

Evet tek-tük oturanlar olsa bile nerde ise bütün salon ayakta alkışlıyordu...
O subay, bu alkış sesleriyle beraber durdu...
Geri döndü ve salona baktı...
Bir kaç saniye salonu seyrettikten sonra, yine o devam eden alkış uğultusu içinde geri gidip tekrar yerine oturdu...
................

O gece bitti...
Proğramdan sonra tebrik yağmuru, Ülkü Ocaklı Öğrencilerin sarılmaları,
hülâsa; o geceye (tabir-i caizse) imzamı atmanın verdiği hazla, vazifemi iyi yapmamın gururu ile otele gittim...
Ama mümkün mü uyumak?

O subay kimdi?
Bana bir şey mi diyecekti acaba?
Belki de tebrik edecekti...
Yok canım tebrik edecek olsa niye geri dönsün ki?..

İşte bu düşünceler içinde uyuyup kalmışım.

.........

Ama ertesi gün meseleyi öğrendim!
Daha doğrusu Feyzi Halıcı ağbey anlattı...
“Ozan Arif dün gece ipten döndün„ deyip, tebessüm ederek durumu açıkladı...

O subay; 2.Kolordu Komutanı Vecihi Akın‘mış.

Hani şiirin bir yerinde;
“Vallahi susamış arıyor vatan,
Yeni bir kumandan, yepyeni bir han,
Ben diyeyim Fatih, sen de Alpaslan,
Çıkmayınca bu memleket düzelmez!„
diyorum ya...

İşte bu dörtlüğe çok içerlemiş...

“Ne yani biz komutan değil miyiz?..
Ne demek istiyor bu çocuk...
Bana mı laf işittirdi...„
gibi sözlerle tepkisini göstermiş...

( Vallahi yine de helal olsun Rahmetli Komutana, şimdi öyleleri var ki kazık çaksan aldırmıyor.
Ya da bize gelince aldırıyor, başkasına aldırmıyor!)

“Peki tamam da, ipten nasıl döndüm ağabey„
diye sordum...
“Yani ipten döndün dememin sebebi nerde ise seni geri gönderecektik Ozan..„
dedi...
“Gönderseydiniz ağabey... İsterseniz hemen gidebilirim„
deyince,
Güldü ve;
“Ne yani Kolordu komutanını keyfedeceğiz diye bütün Konya‘yı karşımıza mı alalım Ozan?
Görmedin mi salondaki alkışı?„
dedi...

İnanın bu ifade daha bayram bitmeden benim yakama takılan bir madalya gibiydi sanki...
Çok mutlu olmuştum çok...
.....................

Pekiii...
Bütün bunları neden yazdım biliyor musunuz?
Birkaç sebebi var arzedeyim:

1- Yıllar sonra hala geçerliliğini kayıp etmemiş ve bu gidişle de etmeyeceği belli olan bu şiiri sizlere hatırlatmak için...

2- Şiirin içine gömdüğümüz reçetenin halâ dertlerimiz için geçerli olup olmadığını takdirinize sunmak için...

3- Zaman ve şartlar şiirimizi halâ geçerli kılsada bizi nasıl tedavülden kaldırdığını anlatmak için!


Yani?..
Yanisi-manisi yok!
Sakın bunu anlamadık demeyin, anlaşılmayacak ne var ki?!

Zaman olur sizin için; el dediğiniz insanlar Konya’yı darıltmamak uğruna, Generali darıltırlar!
Zaman olur sizin için; benden dediğiniz insanlar başçavuşu(!) darıltmamak uğruna, Dünya’yı darıltırlar!


Boşuna dememişler;
Sevgi geçer yalan olur,
Bazen sokan yılan olur!



06 Ocak 2015,
Bad Homburg v.d.H. / Ober-Erlenbach

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de