Üye Girişi

Üye Girişi

BAHADIRLI‘NIN BAHADIRI!..

11 Ara 2014

12 Aralık 1999 da ayrıldı aramızdan...
Adı; Sıtkı; TURAN...
Mesleği ; Öğretmenlik, yani meslektaşımdı...
Memleketi; Çanakkale... Kazası; Çan... Köyü ise; Bahadırlı köyüydü...

Bir insanın yüreği köyünün ismi ile ancak bu kadar müsemma olur!
Evet o bahadır... O yürekli bir ülkücüydü...
Cesur... Dilaver... Batur... Yani yiğit adamdı yiğit...


Şimdi onu tanıyanlar “Ozan Arif, Sıtkı Turan‘nın Milletvekilliğinden hiç bahsetmeyecek mi acaba„ diye aklından geçiriyor olabilirler.
Doğrudur aramızdan ayrıldığında, MHP Çanakkale Milletvekiliydi...
Ama herkes şunu iyi bilmeli ki;
Sıtkı kişiliğini (bazıları gibi) sahip olduğu kartvizitle değil, beşeri münasebetleriyle herkese kabul ettirmiş bir gönül adamıydı...
O sebeple, hemen o ünvanını öne sürerek söze başlamak istemedim.
Zaten bırakın Milletvekilliğini, Reisicumhurluk da dahil,
yani bana göre (ilahi rütbeler hariç), beşeri rütbeler içinde en şerefli rütbe ülkücülüktür...

Hakkını veren ve bu sıfatın müdriki olanlar için tabii!..

İşte Sıtkı Turan bu manada, bu sıfatın içini dolduran,
ender bulunan vatan evlatlarından biriydi...
O artık sadece Bahadırlı‘nın Bahadırı değil, Türkiye‘nin, Vatanın bahadırıydı...

Onu ilk yetmiş küsürlü yıllarda Edirnekapı Talebe Yurdu başkanlığı yaparken tanımıştım.
Başkanlığını yaptığı yurdun kantininde, Çapa Yüksek öğretmen Okulu‘ndaki odalarında yaptığımız sohbetler...
Şehit Ülküdaşımız Rahmetli Halil Yavuz‘un yaptığı pilavı kaşıklarken şakalaşmalarımız...
Sonra Hemşerim olan Emine Bacımızı ona istemek için bir grup genç arkadaşları olarak ta Giresun dağlarına dünürcü gitmemiz...
11 Eylül akşamı Çan‘da konser yapmam...
Onun askerliğini yaptığı birlikten izin alıp kazasındaki geceye gelmesi...
Dolayısı ile o gece, yani 12 Eylül 1980 ihtilali gecesi Bahadırlı Köyü‘nde onun misafiri olmam...
O gece tam uykuya daldığım anda Sıtkı‘nın baş ucuma gelip;
“Ozan kalk ihtilal oldu„ diye beni uyandırması...
12 Eylül günü her 5 kilometrede bir yollardaki kontrolü onun yedek subay elbisesinin forsuyla aşarak Ankara‘ya ulaşmam...
Velhasıl neler neler...

Hangisini yazayım?
Burda yazarak konuyu uzatmak istemediğim bir sürü hatıra...
Hepsi hayâl oldu...
Ama inanın herbiri “Cihan değer„ dedirten cinsten hatıralar... Hayaller!

Sıtkı sadece “türkü söylediğim zaman„ değil, “ah çektiğim zaman„ da beni duyan, o sürgün yılları dediğim yıllarda bile benimle bağını koparmayan kadim bir dosttu...

Ne zaman onunla yan yana gelsek muhakkak biraz önce mevzu ettiğim ülküdaşımız, daha doğrusu şehidimiz Halil Yavuz‘dan bahsederdik...
O diplomalarını almaya gittikleri gün, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu‘nun kapısında pusuya düşmelerini, çatışmalarını.... Rahmetli Halil Yavuz‘un vurulunca;
“Sıtkı ben vuruldum, köpekler kalabalıklar al sen devam et..„ diyerek bulunduğu siperden silahını Sıtkı‘ya fırlatışını anlattırırdım ona...
O da her seferinde anlatır, her seferinde de o anı yaşardı sanki...
İnanın o anı yaşadığını görürdüm gözlerinde...

Şimdi ikisi de yoklar...
Halil Yavuz; Kütahya‘nın Altıntaş Kazasının, aynı ismi taşıyan Altıntaş köyünde, köy camisinin avlusunda,
Sıtkı ise Çanakkale Çan‘da, Bahadırlı Köyü‘nün hemen kenarında, ulu ağaçların dibindeki mezarında yatıyor...


Sıtkı ile sağlığında Halil Yavuz‘suz sohbetimiz olmazdı,
Ne garip değil mi!?
Bakın onu anmak için yazdığım şu satırları bile, Halil Yavuz‘suz yazamadım...

Hayatımızı abad edenler de, berbat edenler de dostlarımızdır.
Hayatımı berbat edenlerin bol olduğu şu günlerde, Sıtkı gibi abad edenleri düşünmek, hatıralarda da olsa onlarla yaşamak, inanın benim dayanma gücümü artırıyor...

Onu Milletvekili olduğu sene 12 Aralık 1999‘da Balıkesir-Edremit yolunda geçirdiği bir trafik kazasında kaybettik...
Tam 15 sene olmuş...
Ama daha dün gibi acısı taptaze.
O şimdi Halil Gardaşımızla beraber...
Ya ben!?

...........

Aaah ah... Öyle şeyler yazmak istiyorki canım!
Ama en iyisi yazmamak...
En iyisi, Sıtkı Gardaşı rahmetle yad ederek sözü bitirmek...

Ruhun şad olsun Sıtkı Gardaş...
Allah mekânını Firdevs eylesin...
Allah geride bıraktığın sevenlerine sabır versin...
Amin.


11 Aralik 2014,
Bad Homburg v.d.H. / Ober-Erlenbach

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de