Üye Girişi

Üye Girişi

BİR ÜLKÜCÜ NESİL...

18 Eyl 2014

Alkışlarla değil,
Tekbirlerle, dualarla uğurladık Onları…
" Kanımız Aksa da Zafer İslam'ın " diyerek…
" Rehber Kur'an, Hedef Turan " diyerek…
" Hak, Hukuk, Adalet… Milliyetçi Hareket " diyerek…
" Milliyetçi Türkiye" , " Millî Devlet, Güçlü İktidar " diyerek uğurladık hepsini…
Çünkü Onlar bunlar için öldüler…

Daha doğrusu öldürüldüler… Öldürüldüler...
Evet evet idealleri bunlar ve bunlara benzer umdeler olduğu için..,
Emperyalizmin her türlüsüne karşı oldukları için..,
Yani Ülkücü ülkücü…
Ülkücü oldukları için öldürüldüler Onlar.

Kefenlerini öyle seçim mitinklerinde yağlı kemik kapmak için,
Veya kefen defilesine mankenlik yapmak için değil…
Vatan, Millet, Din ve Devlet uğruna can verdikleri için giydiler…

……... Çünkü öyle bir devirdi o devir…
Vatanın her köşesi adeta yangın yeriydi…
İşte yangını çıkaran odaklarla bizi öldüren odaklar aynıydı!
Yangını çıkaranlar da onlardı… "Yangın vaar.." diye bağıranlar da onlardı…
Ve halâ bağırıyorlar!..
Televizyon, gazete, nerede hangi fırsatı bulurlarsa bizi sırtımızdan vurmaya devam ediyorlar!
Romanlarla, hikâyelerle, şiirlerle hatta filimlerle, dizilerle kendi caniliklerini kapatmayı, Ülkücüleri de cani gibi göstermeyi başarıyorlar…

Peki biz ne yapıyoruz?
Biz kendi geçmişimize sahip çıkabiliyor muyuz?
Haklılığımızı vatandaşa anlatmayı bırak kendi evlatlarımıza anlatabiliyor muyuz?
Evlatlarımıza yani gençlerimize 15 yıldır,
"Hareketin lideri bilmem kim" den başka…
"Devletin başına bilmem kim gelecekten" ten başka ne öğrettik?
"Ülkücülük şereftir" diye bağırdık,
Lakin;
"Eli kanlı katillerle hükümet kurmayı kendime yediremiyorum" diyen kart zillinin lafını yedik,
Yemekle de kalmayıp;
"O bize değil, eski MHP'ye söylüyor" diye,
kendi geçmişimize adeta kendimiz küfür ederek şerefimizden tavizin daniskasını verdik…

Beyler;
Ne geçmişini unutanın geleceği,
Ne de acılarını unutanın sevinci olur!
Onun için yüzümüz gülmüyor işte…

Ben bu yazıya başlarken, otuz beş sene önce,
yani 1979'un, 18 Eylül'ünde Adana'da katledilen öğretmen ülküdaşlamızın acısını sizinle paylaşacaktım.
Niyetim o idi.
Ama bak bambaşka dertler yazdım…
Belki de şehitlerimiz böyle istedi kim bilir!
Belkide;
"uğruna canımızı verdiğimiz davamıza çöreklenen vefasızlık
bizden daha önemli sen onu yaz Ozan Arif.." dercesine
O Altı şehidimiz yönlendirdi beni bunları yazmaya…

Sözü çok uzattığımın farkındayım!
Allah var sözüm de bitmedi…
Neyse gerisini sonra yazmak üzere bunları yazmama vesile olan O öğretmen Şehitlerimizi rahmetle anıyor,
Onları sizin "Fatiha"larınızla, "Yasin"lerinizle,
Sizi de Onların şehadet haberinin doldurduğu gazete küpürleriyle başbaşa bırakıyorum…
Selam… Vefa… Ve dua ile...


Samsun, 18 Eylül 2014

 

 
ozan-arif.ws | ozan-arif.net | ozan-arif.org | arif.info | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Arif'çe

  • NAMIYLA ANILAN YİĞİT, MUHSİN BAŞKAN!..
    Yazan
    Bir ata sözümüz vardır! “ Yiğit namıyla anılır..„ der. Aynen ata sözümüzde de belirtildiği gibi, bazı unvanlar bazı kişiliklere yapışır kalır adeta... Yapıştığı için yapışmaz! Yakıştığı için yapışır ve onları birbirinden koparamazsınız! Tıpkı Muhsin Başkan‘da olduğu gibi... O ülkücü gönüllerin Muhsin Başkanıydı... Meselâ benden beş yaş gençti, O Ankarada Ülkü Ocakları Genel Başkanı, ben ise Samsunda genç bir öğretmen olarak…
    Yazan Perşembe, 24 Mart 2016 21:12 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de